Kelime Kökeni: Arapça
– Dikme, daldırma
– Pespaye, aşağılık, adi, işe yaramaz, beş para etmez
Cümle içinde kullanımı: “Onu her gördüğümde tüylerim diken diken oluyor, hayatımda böyle fesl birini daha önce hiç tanımadım. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Dikme, daldırma
– Pespaye, aşağılık, adi, işe yaramaz, beş para etmez
Cümle içinde kullanımı: “Onu her gördüğümde tüylerim diken diken oluyor, hayatımda böyle fesl birini daha önce hiç tanımadım. “
Kelime Kökeni: Eski Türkçe
– Birinci, her şeyde ilk olan
Özelminci bâb: Birinci bab
Cümle içinde kullanımı: ” Gazelin özelminci bâb’ında yer alan kafiyeler tam uyaklı olup hece ölçüsüyle yazılmıştır. “
Kelime Kökeni: Eski Türkçe
– Hastalıkların tedavisi için ot satan kimse
– Şifalı otları tanıyan, bilen kimse
Cümle içinde kullanımı: “Eskiden aktar yerine otacılar bulunurdu, envai çeşit bitkiyi oralardan temin edebilirdin.”
Kelime Kökeni: Arapça
– Dogmacılık, dogmatizm
– Mutlak doğruluk ve hakikat içeren öğretilere, bilgilere ve savlara inceleme yada araştırma gerektirmediğini savunan inanç
Cümle içinde kullanımı: “Felsefe de bilginin mümkün olduğunu iddia edenlere dogmatik, bir diğer adıyla Nassiyye adı verilir. “
Kelime Kökeni: Yunanca
– Gemi ve vapurlarda yük taşımak için alınan ücret
– Gemi kirası
Cümle içinde kullanımı: “Tonlarca portakal taşıyacak olan geminin navlunu da epey yüklü çıktı haliyle.”
Nayab kelimesi, Türkçeye Farsça’dan geçmiş, derin ve güzel bir anlama sahip bir sözcüktür. Günlük hayatta sıkça kullanılmasa da, edebiyat ve şiirde sıklıkla karşımıza çıkar. Bu yazıda, nayab kelimesinin kökenini, anlamını ve cümle içerisindeki kullanımını detaylı bir şekilde inceleyeceğiz.
Nayab kelimesinin kökeni Farsça’ya dayanmaktadır. Farsça’da “nadir”, “bulunmayan”, “benzersiz”, “eşsiz” ve “ender” anlamlarına gelir. Bu anlamlar, kelimenin Türkçedeki kullanımına da yansımıştır.
Nayab, Türkçede genellikle “eşsiz”, “benzersiz”, “nadir bulunan” veya “değerli” anlamlarında kullanılır. Bir şeyin kolaylıkla elde edilemeyen, özel ve kıymetli olduğunu ifade etmek için tercih edilir. Özellikle bir güzellik, yetenek veya eşya için kullanıldığında, o şeyin sıradışılığını ve benzersizliğini vurgular.
Nayab kelimesi, genellikle edebi metinlerde ve şiirlerde kullanılır. Klasik edebiyatımızda sıklıkla rastlanan bu kelime, günümüzde de anlamını korumaktadır. İşte nayab kelimesinin kullanıldığı bir örnek:
“Ey dürr-i nayâb, sen misin hicran eyleyip gözyaşı döken?”
Bu cümlede “dürr-i nayâb” ifadesi, “eşsiz inci” anlamına gelmektedir ve hitap edilenin güzelliğini ve değerini vurgulamaktadır.
Nayab kelimesi yerine kullanılabilecek bazı eş anlamlı kelimeler şunlardır:
Nayab kelimesi, Farsça kökenli olup, Türkçede “eşsiz”, “benzersiz” ve “değerli” anlamlarına gelir. Özellikle edebiyat ve şiirde sıklıkla kullanılan bu kelime, bir şeyin nadirliğini ve kıymetini ifade etmek için tercih edilir. Anlamının derinliği ve estetik değeri, nayab kelimesini Türk dilinin zengin bir parçası haline getirmektedir.
Nayab kelimesi, Hint-Avrupa dil ailesine ait olan Farsça kökenlidir. Farsça, aynı zamanda Türkçe ile de akraba olan bir dildir ve bu nedenle birçok Farsça kelime Türkçeye kolaylıkla geçmiştir.
Nayab kelimesi, günlük konuşma dilinde çok sık kullanılmayan bir kelimedir. Daha çok edebiyat, şiir ve resmi yazışmalarda tercih edilir. Günlük hayatta eş anlamlıları olan “eşsiz” veya “benzersiz” kelimeleri daha yaygın olarak duyarız.
Elbette. Örneğin: “Bu antika vazo, koleksiyonumdaki en nayab parçalardan biridir.” veya “Onun yeteneği gerçekten nayab, böyle bir ses daha önce duymadım.”
Kelime Kökeni: Arapça
– Gereken biçimde, gereğince, gerektiğinden
Cümle içinde kullanımı: “Sürgün Biliktizâ’ya göre yanında sadece bavulunu alabilir, fazladan eşya götüremez. “
– Adet gören kadınların kullandıkları bez
– Beşik bağı, kurdelesi
Cümle içinde kullanımı: “Eskilerden bağırdak kullanılırdı şimdi aybaşı günlerinde hijyenik pedler kullanılıyor.”
Kelime Kökeni: Arapça
– Güreşte rakibi düşürmek için kendi bacağı ile sararak alaşağı etmek
– Birini düşürmek için çekme takmak
Cümle içinde kullanımı: “Koca Yusuf, Kırkpınar güreşlerinde bağdalama hareketleriyle coşturur rakibini yerden yere çalardı. “
Kelime Kökeni: Farsça
– Düşüt, günü gelmeden düşen bebek, cenin
Cümle içinde kullanımı: “Yeni gelinleri sürekli bağan düşüyor diye boşatacaklarmış yazık zavallıya!”