Kelime Kökeni: Arapça-lübbü,lübbi, elbâb çoğul biçimi
– İç, öz, ruh, derun, yürek
– Aklıselim, sağduyu, akıl
– Her şeyin en güzeli, her şeyin en iyisi
Cümle içinde kullanımı: “Hayatın tatlı yanına, insanın lüb olanına denk gelesin güzel kızım.”
Kelime Kökeni: Arapça-lübbü,lübbi, elbâb çoğul biçimi
– İç, öz, ruh, derun, yürek
– Aklıselim, sağduyu, akıl
– Her şeyin en güzeli, her şeyin en iyisi
Cümle içinde kullanımı: “Hayatın tatlı yanına, insanın lüb olanına denk gelesin güzel kızım.”
Kelime Kökeni: Arapça
Yalanacak, yenilecek macun
Cümle içinde kullanımı: “Bitki özlerinden yapılma lu’ûk her derde deva diyorlar ama bende işe yaramadı.”
Kelime Kökeni: Arapça
– Lut kavminin çirkin davranışlarını alışkanlık haline getiren kimse, eş cinsel, kulampara
Cümle içinde kullanımı: “Doğru yolu terk eden lûtîler lanetlenmiş olarak sayılırlar. “
Kelime Kökeni: Ad
– Hz. İbrahim soyundan bir peygamber
– Eşcinsel bir yaşam tarzını benimseyerek lanetlenen kavim
– Lezzetli yiyecekler, tatlı yiyecekler
– Çıplak, soyunuk
Cümle içinde kullanımı: “Lût kavmini helak eden yasaklanmış tarza birliktelikler kurmalarıydı.”
Kelime Kökeni: Arapça
– Hırsız, arakçı, uğru
Cümle içinde kullanımı: “Başkasının malına el uzatan lûs olacağına fakir fukara kal, yoksulluk daha yeğdir. “
Kelime Kökeni: Farsça
– Miskinlik denilen hastalık
– Cüzzam, lepra, bulaşıcı bir deri hastalığı
Cümle içinde kullanımı: “Köydeki lurî hastalığı olan kişileri toplayarak daha uzak bir yerleşim yerin götürdüler.”
Kelime Kökeni: Farsça
– Şarkı söyleyen, dans eden, oynayan kadın, çingene kızı, oyuncu
– Utanmaz, hayasız, namussuz, ahlaksız kadın
– İnce, zarif ve kibar (kimse)
Cümle içinde kullanımı: ” Mahallenin aşağısına kamp kuran lûlî ve romanlar her akşam üstü darbuka çalıp göbek atarlar.”
Kelime Kökeni: Farsça
– Lüle
– Çeşme, musluk gibi su akıtan şeylere takılan küçük boru
– Halka gibi dürülmüş şey, kıvrılmış, bükülmüş şey
– Kağıt külah
Cümle içinde kullanımı: “Oğlanın çarşıdan lûle getirmesini bekliyorum akan musluğun tamir etmek için.”
Kelime Köken: Arapça
– Yerden toplanan şey, yere düşen şeyleri toplama
Cümle içinde kullanımı: “Kasalara doldurulan elmalar lukta olarak fabrikaya satılacak. “
Kelime Kökeni: Arapça-lûkme+Farsça-şümâr
– Herkesin lokmasını sayan, yenen lokmaları sayan kimse
– Cimri, pinti, hasis, varyemez, eli sıkı
Cümle içinde kullanımı: “Rahmetli lûkme-şümâr, zengin ancak yedirtmeyen biri olarak göçüp gitti bu dünyadan.”