Kelime Kökeni: Arapça
– Kir, leke, kirliliği gösteren iz
Cümle içinde kullanımı: “Kazanın üstündeki lathaları toprak sürterek çıkartmayı denedik ama çıkmadı. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Kir, leke, kirliliği gösteren iz
Cümle içinde kullanımı: “Kazanın üstündeki lathaları toprak sürterek çıkartmayı denedik ama çıkmadı. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Şefkatli, merhametli, sevecen, müşfik
– Gaddar karşıtı
Cümle içinde kullanımı: “Sevdiğimin güzel yüzü bir yana latfân yüreğine aşık oldum, ondaki sevgi her zaman okyanus kadardır. “
Kelime Kökeni: Farsça
– Sonsuz, bitip tükenmez, nihayetsiz, sonu gelmez, ebedi
Cümle içinde kullanımı: ” Yanacak isem lâtenâhî aşk uğruna küle döneyim, savrulayım vatanımın topraklarına. “
Kelime Kökeni: Farsça
– Boş, faydasız, manasız, abes, yersiz, lüzumsuz
Cümle içinde kullanımı: “Son fıtratı böyle hayatı boyunca hep lâ-tâ’il işlerle meşguliyet göstermiştir. “
Kelime Kökeni: İtalyanca-latta
– Dar ve yassıca uzun çam kereste, dar ve kalınca tahta
– Dudak içinde bulunan beyazlığa verilen ad
– Osmanlı döneminde yakasıyla kolları setre biçiminde olan ilmiye sınıfının giydiği üstlük, ulema cübbesi
Cümle içinde kullanımı: “Ulemaların giydiği lata benzer bir üstlük giyerek mektebe geldiğini gördüm. ”
Kelime Kökeni: Arapça
– Zühre yıldızının ismi, çoban yıldızı, venüs
– İslamiyetten önce Kâbe’de bulunan putlardan birisinin adı
Kelime Kökeni: İtalyanca-lasca
– Gemi halatının gevşetilip boşa bırakılması, laçka, halatı koyvermek
– Düzeni dağılmış, gevşemiş, bozulmuş, verimsiz duruma gelmiş
Cümle içinde kullanımı: “Halatı laçka ederek denizin koynuna doğru ilerleyen geminin sureti mavilikte kayboluyor. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Hiçbir şey değil, hiç değeri yok, değersiz, bir şey değil
Cümle içinde kullanımı: ” Gözümde lâ-şey olan kişilerden birisin varlığın da yokluğunda bir. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Elbette, kuşkusuz, tabii, doğal olarak, herhalde, şüphe yok
Cümle içinde kullanımı: “Lâşek söylemenize gerek yok, bende kuralların uyulması için koyulduğunun farkındayım. “
Kelime Kökeni: Farsça
– Leş, cife, ölmüş hayvan bedeni, kokmuş et,
– Kokmuş ve murdar şey, kokmuş et parçası
– Batan geminin kıyıda kalan kırık teknesine verilen ad
Cümle içinde kullanımı: “Elimden gelen tek şey küçük dostumun lâşesini arka bahçeye gömmekti. ”