Kelime Kökeni: Arapça-lebbeyk+Farsça-zen
– Evet diyen, razı olan, emre hazır olan, onaylayan
Cümle içinde kullanımı: ” Bu işten geri dönüş yoktur lebbeyk-zen olup sonuna kadar savaşa hazırım. “
Kelime Kökeni: Arapça-lebbeyk+Farsça-zen
– Evet diyen, razı olan, emre hazır olan, onaylayan
Cümle içinde kullanımı: ” Bu işten geri dönüş yoktur lebbeyk-zen olup sonuna kadar savaşa hazırım. “
Kelime Kökeni: Arapça-ünlem
– Buyurunuz, efendim, buyurun efendim, emredin
– Telbiye, hacda okunan dua, icabet etmek
Cümle içinde kullanımı: “Lebbeyk istekleriniz benim için görev niteliğindedir, istirham ediyorum lütfen söyleyin. “
Kelime Kökeni: Farsça-sıfat
– Dudağı bağlı, ağzı bağlı
– Suskun, susmuş, susan, konuşmayan
Cümle içinde kullanımı: “Ey yâr niyedir bu leb-beste hallerin, hiç mi gönlünden geçirmezsin beni?”
Kelime Kökeni: Farsça-zarf
– Ağzına kadar, boşluk kalmayacak biçimde
Cümle içinde kullanımı: ” İnek sütünü bakıra leb-ber-leb ölçüsünde doldurup ocağın üstüne kaynaması için bıraktı. “
Kelime Kökeni: Farsça-zarf
– Dudak dudağa, ağız ağza
– Birinin dudağını öteki kişinin dudağına dokundurması
Cümle içinde kullanımı: “Leb-be-leb çizilmiş tasvirde kadın kollarını erkeğin boynuna dolamış vaziyettedir. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Süt satan kimse, sütçü
– Sütü bol veren hayvan
Cümle içinde kullanımı: ” Sabah mahalleye gelen lebbân’dan yoğurt çalmak için bir bakır süt aldım.”
Kelime Kökeni: Arapça
– Keçe başlık yapan üreten ve satan kimse
Cümle içinde kullanımı:” Hakir tüm ailesinin geçimini lebbâdlık yaparak sağlarken yoksul bir hayat geçirirdi.”
Kelime Kökeni: Arapça
– Göğüs, sine, iman tahtası, toraks
Cümle içinde kullanımı: “Huzuruma engel olan ley lebânımda gizlidir, kabuk bağlamadığı gibi kanamayı sürdürür. “
Kelime Kökeni: Farsça-zarf
– Ağzına kadar dolu, ağzına değin olmuş, silme, baştan aşağı dolu
Cümle içinde kullanımı: “Burnuma kadar leb-â-leb dertle imtihan ediliyorum Allah bir veriyorsa bir geri alıyor.”
Kelime Kökeni: Farsça
– Yağmurdan korunmak için üste giyilen giysi, yağmurluk, trençkot
Cümle içinde kullanımı: ” Sağanak yağmurun altında üstümüzdeki lebâd da bir işe yaramıyor bizi sırılsıklam bırakıyordu.”