Kelime Kökeni: Farsça
– Pabuç, ayakkabı, başmak
– Taç
– Horoz ibiği, amarat
Cümle içinde kullanımı: ” Henüz lâlek yetiştirme mevsimi gelmedi, eksek de çiçekleri tomurcuklanmaz. “
Kelime Kökeni: Farsça
– Pabuç, ayakkabı, başmak
– Taç
– Horoz ibiği, amarat
Cümle içinde kullanımı: ” Henüz lâlek yetiştirme mevsimi gelmedi, eksek de çiçekleri tomurcuklanmaz. “
Kelime Kökeni: Farsça
– Zambakgillerden yaprakları uzun ve mızrağı andıran kadeh şeklindeki çiçek türü
– Ucuna üçlü veya dörtlü çatal geçirilmiş meyve toplamaya yarayan sırık
– Esirlerin, kölelerin veya cezalıların boyunlarına geçirilen demir halka
– Akli dengesi yerinde olmayan kimselerin boynuna takılan demir halkanın ismi
– Tulipa gesneriana
Kelime Kökeni: Farsça
– Çocuk bakısı, uşak, köle
– Sarayda harem ağası
– Osmanlı devletinde şehzadelerin eğitimiyle ilgilenen görevli
– Padişahların sadrazamlara hitap şekli
–
Kelime Kökeni: Farsça
– Hint kumaşı Lahurisine benzer olarak üretilen ince yünden kumaş
– Lahor’a ait olan
Cümle içinde kullanımı: “Güz mevsiminde lâhûrakî’den yapılma kıyafetler giymeyi daha çok severim. “
Kelime Kökeni: Farsça
– Bir nesnenin varlığın parçası, cüzü, fasikül
– Kısım, sınıf, bölüm
Cümle içinde kullanımı: “Yapbozun tüm lahtları bir araya getirildiğinde nasıl bir şaheser ortaya çıkıyorsa, güvende böyle bir şey. “
Kelime Kökeni: Farsça
– Sürçme biçimi, sürçme, kayma
Cümle içinde kullanımı: “Lağzîş yürüyüşünden belli daha önce ayağını sakatladığı. “
Kelime Kökeni: Farsça
– Tökezleyen, sürçmüş, kaymış
Cümle içinde kullanımı: “Gece gökyüzünü dolduran yıldızların tek tek lağzîde resmini izleyerek mest oldum.”
Kelime Kökeni: Farsça
– Sürçen, kayan, tökezleyen, ayağı takılan, sendeleyen
Cümle içinde kullanımı: “İsmail küfe kadar sarhoş olduğunda doğru yolda yürüyemez lağzan bir kuş gibi seker. “
Kelime Kökeni: Farsça
– Zayıflık, arıklık, cılızlık, sıskalık
– Şişmanlık karşıtı
Cümle içinde kullanımı: “Aşırı derecede lağarî olan kadınlardan pek hoşlanmıyorum. “
Kelime Kökeni: Farsça
– Şaka yollu söz, şaka, mizah, hezel, alay
– Oyun, hile, âl, desise, entrika, aldatma
– Mekan, yer, mahal
Cümle içinde kullanımı: ” Türlü lağ ve dolapla gemisini yüzdürmeye çalışırken başına çorap örecek. “