Kelime Kökeni: Arapça
– Gevezelik, lafazanlık, zevzeklik, gelişi güzel konuşma zevzeklik
Cümle içinde kullanımı: “Kes kesini boş yere laf-zenî edip kafamı ütüleyip durma. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Gevezelik, lafazanlık, zevzeklik, gelişi güzel konuşma zevzeklik
Cümle içinde kullanımı: “Kes kesini boş yere laf-zenî edip kafamı ütüleyip durma. “
Kelime Kökeni: Farsça
– Deyiş, söz, lakırdı, kelam
– Sohbet, konuşma, söyleşme, tekellüm,
– Boş ve gereksiz söz, dedikodu
– Konu, bahis, mevzu
– Övünme, atıp tutma, abartılı konuşma
Cümle içinde kullanımı: “Lâf vardır kendini dinletir, lâf vardır adamı rezil rüsva eder. “
Kelime Kökeni: Farsça
– Kenevir, kendir, kenevirden yapılmış
– Cannabaceae familyasına ait çift çenekli sapı lifli otsu bitki
Cümle içinde kullanımı: “Çok uzun zamandır tarlalarımızda lâdine yetiştirmiyoruz. “
Kelime Kökeni: Farsça
– İki kişi arasında veya bir grup arasında tutuşulan bahis
– Tavuğun lades kemiğinden iki tarafında tutarak kırmasıyla başlayan, tarafların birbirine bir şey alıp verirken ‘aklımda’ diyerek oynadıkları oyun
– Lades oyunu
Cümle içinde kullanımı: “İki kardeş her tavuk yiyişimizde lâdese girip birbirleriyle dalaşana kadar bu oyunu oynarlar. “
Kelime Kökeni: Farsça
– Oyun etme, aldatma, göz boyama, hile, âl, desise, entrika, dolap çevirme
Cümle içinde kullanımı: “Sülün Osman’ın İstanbul’u birbirine katan lâç ve palavraları filmlere konu olmuştur.”
Kelime Kökeni: Farsça ve Arapça
– Çıplak, soyunuk, üryan, nü, cıbıl
– Dar, sıkışmış, rahat olmayan, heyecan
– Reçineli sıvı, laka, lak
– Yüz bin (Hind.)
Kelime Kökeni: Farsça
– El etek öpme, yaltaklanma, dalkavukluk etme, yalvarma, tabasbus
La’be: küçük ve basit oyun, bir kere oynamak
Cümle içinde kullanımı: “Üst mertebedeki adamların yanında gezerken lâbe etmeyi bayağı iyi öğrenmiş.”
Kelime Kökeni: Farsça
– Ferahlık, açıklık, revnak, tazelik
Cümle içinde kullanımı: “Eskilerin kaynattığı nane şerbeti mis kokusu ve tadıyla küşâyiş veren bir meşrubattı. “
Kelime Kökeni: Farsça
– Kuş yuvası, aşiyan, aşş, amut, künam, mefhas, vekr, vükne
Cümle içinde kullanımı:“Bahçemdeki yaşlı incir ağaçlarını kesmemi tembihliyorlar, nasıl kesebilirim ki onlarca kâşanei mürgan bozulur mu?”
Kelime Kökeni: Farsça
– Genelevi yöneten kişi, kerhane işleten kimse, umumhane sahibi
– Namussuz, pezevenk
– Sövgü sözü
– Namus karşıtı
Cümle içinde kullanımı: “Aşağı mahallede umumhane sahibi olan kârkâneci Hüsam’ı bu kahveye almanızı zinhar yasaklıyor. “