Kelime Kökeni: Farsça
– Soğuktan üşüme, üşümek işi, üşüme
Cümle içinde kullanımı: “Âciş kuşun titrek kanatları avucumun içinde pır pır etmeye başladı.”
Kelime Kökeni: Farsça
– Soğuktan üşüme, üşümek işi, üşüme
Cümle içinde kullanımı: “Âciş kuşun titrek kanatları avucumun içinde pır pır etmeye başladı.”
Kelime Kökeni: Arapça-ecr
– Kiralayan, kiraya veren, malını veya eşyasını bir başkasına para karşılığı bir süre verilmesi,
Cümle içinde kullanımı: ” Yazlık konutlarını âcir eden Mahmut beyin görünmeyen bir serveti vardır. “
Kelime Kökeni: Arapça-aceb
– Şaşılacak veya garip karşılanacak, tuhaf şey, hayret uyandıran, taaccüb olunan, tahayyür etme
Cümle içinde kullanımı: “Eyvahlar olsun olur şey değildir, bu acîb mahlukat nasıl böyle bir makama getirilir?”
Kelime Kökeni: Sıfat
– İçinde acı bulunan, tadı acı olan
– Acısı olan, kederli, elemli, yaslı, üzüntülü, mükedder
Cümle içinde kullanımı: ” Çocuğunu kaybetmiş acılı bir anneyle bu tarz konuşmak yakışık almaz. “
Kelime Kökeni: Sıfat
– Etkili, dokunaklı, koygun
– Yaslı, hüzünlü, dertli, kederli
– Acı veren
Cümle içinde kullanımı: “Dün sinemada izlediğim film o kadar acıklı ve kötü sonluydu ki ağlamaktan içim şişti.”
Kelime Kökeni: Ad
– Dert, elem, keder, matem, yas, üzüntü
– Öfke, hiddet
Cümle içinde kullanımı: ” İçimi kaplayan menfur hislerin, acık duyguların tesiri altında bin kez ölümü düşündüm lakin yaşam daha tatlıydı.”
Kelime Kökeni: Sıfat ve Ad
– Tatlı olmayan, tatlı karşıtı, telh, dilde kalan yakıcı duygu
– Istırap, elem, dert, keder, rahatsızlık
– İncitici, kırıcı
– Şiddetli, keskin, yıkıcı, üzücü, korkunç
– Koyu renk
– Keskin, sert
Cümle içinde kullanımı: ” O zor günlerde ağzımda acı ve nahoş bir tat bıraktığı için hatırlamak bile istemem.”
–
Kelime Kökeni: Arapça-âciz çoğul biçimi
– Acizler, düşkünler, zavallı kimseler
– Gücü bir şeye yetmeyen hayatını idame ettiremeyen güçsüz kimseler
Cümle içinde kullanımı: ” Biz ne kadar kabul etmek istesek de ülkemiz de aceze olduğu sürece asla iyi yetişmiş bir kültüee sahip olamayacağız. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Bir işi çabuk yapmaya veya çabuk bitirmeye çalışma, çabukluk, ivedilik, ivecenlik, çabukluk
– Tez olarak, hızla yapılan, vakit geçirmeden, acelecilik
Cümle içinde kullanımı: “Acele edip bir an evvel hastaların hastaneye yatışı yapılmalı, kaza yeri sonrasında incelenebilir.”
Kelime Kökeni: Arapça
– İvecen, acele eden, en çabuk, aceleci
Cümle içinde kullanımı: ” A’cel tavırlarıyla sabahtan apar topar evden çıkıp gitti ve hala dönmedi.”