Kelime Kökeni: Arapça-reşha, Farsça-feşân
– Damla damla saçan, damla akıtan, çok küçük miktarda akıtan
Cümle içinde kullanımı: “Reşha-feşân akan gözyaşları elime değil yüreğime değdi, burada öldüm ben.”
Kelime Kökeni: Arapça-reşha, Farsça-feşân
– Damla damla saçan, damla akıtan, çok küçük miktarda akıtan
Cümle içinde kullanımı: “Reşha-feşân akan gözyaşları elime değil yüreğime değdi, burada öldüm ben.”
Kelime Kökeni: Arapça
– Önü açık sundurma, çardak
– Evlerde bulunan önü açık üstü kapalı yer
Cümle içinde kullanımı: “Köşkün revâk kısmına koyduğu saksılar renk renk çiçeklerle bezenmiş.”
Kelime Kökeni: Farsça
– Çapraz şekilde göğse takılan fişeklik, palaska
Cümle içinde kullanımı:“Askerlerin göğsüne taktıkları ladingalarda fişek, kasatura ve daha birçok teçhizat bulunuyor.”
Kelime Kökeni: Arapça
– Nesneleri birbirine çarptırma, birden fazla nesneyi birbirine vurma
Cümle içinde kullanımı: “Bu iki hergeleyi bana bir verseler kulaklarından tutup kafalarını birbirine lafk ederdim.”
Kelime Kökeni: Arapça-tamlama
– Kutsal Kitaplar, mukaddes sayılan kitaplar
Cümle içinde kullanımı: “Türk Tarih Kurumu Kütüphanesinde yer alan Kütüb-i mukaddese’ler belirli günlerde halka sergilenmektedir. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Bir varlığın gerçek özü, aslı, kök
– Esas, ana öge, temel,
– Manevi varlık, ruh, benlik
Cümle içinde kullanımı: “Somut varlık bir yana insanın içi, künh’ü iyilikle donatılmalı.”
Kelime Kökeni: Arapça
– Gözün içindeki siyah kısım, gözbebeği
– Camdan yapılmış kap
– İdrar yapılan kap, ördek
Cümle içinde kullanımı: “Sevgilim, benim biricik karûre’m cilvene kurban olayım!”
Kelime Kökeni: Arapça
– Bir avuç içinde tutulan su, avuca sığan su miktarı
– Yağmur yağdığında avuçta biriken su
Cümle içinde kullanımı: “Yağmura açarım kollarımı, birikir yağmurun gözyaşları ellerimde. Gurfayı içerim avuç avuç, temizlenmek için.”
Kelime Kökeni: Farsça
– Yardım eden kişi, yardımcı, arka, muavin
Cümle içinde kullanımı: “Dest-yâr arayışı sürerken sonunda gönlüne göre birini bulacak. “
Kelime Kökeni: Farsça
– Laklak eden, lafazan, çene çalan
Cümle içinde kullanımı: “Gel otur şöyle bir soluklan, derâyende edip çay içelim azizim.”