Kategori arşivi: Gündem

GİDEN KADIN…

GİDEN KADIN…

Bu son elveda!

Çıkıyorum hayatından, vakti dolmuş bir konuk gibi. Göçebeler bile terk-i diyar eyledikleri ovalara dönmeyi vaat ederek giderler. Ama ben dönmeyeceğim. Sağanak yağmurun altında ıslanacak, bir elimde bavul, bir elimde hezeyana uğramış kalbimle ayrılacağım. Arkamı döndüğüm anda bitecek aşkımız.

Sıcak bir yaz gecesi, ateşin etrafını çevreleyen sahil boyunca, hoş sohbet bir muhabbetin devamında tanıdım seni. Tüm acılarımı silip götüren sesin, kaygı ve endişelerimi süzgeçten geçiriyor, savunmasız bırakıyordu benliğimi.

Kapılı kapılarımı aralarken içten gülümsemen, adımım boşluğa denk gelmişçesine irkilmeme sebep olurdu elimi tutuşun. Seninle geçecek zamanın müptelasıydım, duymak istemediklerimi söylediğinde dahi pür dikkat sesine kulak kesilirdim.

Sen benim koruyucum, korkup geriye kaçmadan önceki ürkek adımımdın.

İlk değil gidişim.

Haftalar öncesinde dilime pranga vururken gitmiştim oysa. Umursamazlık pelerinine sarınıp, uzak bir köşeden izledim seni. Bu sorumsuz adam benim sevdiğim, sesine salıncaklar kurduğum adam olamazdı.

Kadınlar susarak gider, demiş Cemal Süreyya.

Bizi susturan; sonu gelmeyen tartışmaların lüzumsuz bitişleri, geç girilen yatakların ayrı ayrı tutulan tarafları, vazoda kurutulan çiçekler.

Bir kadın emek vermediği aşı yemek istemez. Bu sebeptendir ki ruhumuzu adadığımız erkeği, bitmekte olan ilişkiye müdahale etmesi adına konuşuruz. Dişimizi tırnağımıza takmamız, son kullanma tarihi geçen birlikteliği kurtarmaya yetmez çoğu zaman.

Gidişim sırf bu yüzden.

Yanan ocakta soğuttuğum çay demliğinden, kül tablasında biriken sigara izmaritlerinden, en acısı dökülen saç tellerimden. Bir iki ufak tartışma getirmedi bizi bu noktaya, senin ceketini alıp kapıları çarpıp çıkmaların, benimse sabaha dek süren ağlama krizlerimden çıktık bu yola.

Bir kızımız olsun istiyordum. Minicik elleriyle ikimizi sonsuza dek birbirine bağlayacak, aramızda yatıracağımız kıvırcık saçlı bir kız çocuğu. Düşün, en büyük hayalimi de bırakıp gidiyorum.

Bensiz, ocakta sıcak tencerelerin olmadığı, sessiz bir eve gireceksin bu akşam. Kapıyı çalacaksın, ama açan olmayacak. Buruk bir gülümsemeyle cebinden çıkartacaksın anahtarlarını, büyük bir yıkım değil mi kapıda karşılayacak gülen bir kadının olmaması.

Kahretmeyeceksin kendini biliyorum. Varlığım yerine içki şişelerine sarılacaksın bir süre, sonra da başka bir kadının hayalini süsleyeceksin. Mazide kalanlardan biri olacağım hatıranda, alışacağız yana yana ayrılığın kısa vadeli acısına.

Benden sana son bir iyilik; kalbine aldığın kim olursa olsun emek ver sevgine. Hediyeler boğ demiyorum, ama sevdiğini her an hissettir. Çünkü söylemediğin veyahut göstermediğin sürece kadın anlayamaz kalbinin dürüstlüğünü.

Aşılamayacak sınırlar koyma aranıza. Bir bakış kadar yakın dur sevdiğine, zor günler illa ki olacak, sırt çevirme, sımsıkı sarıl.

En önemlisi konuş onunla.

Sıkıntılarını, dertlerini paylaş, merak etme dil kullanılmaktan eskimez.

Ayrılığımızı bir ders gibi düşün, geriye değil ileriye bak daima. Hiçbir ahım yok, seni sevmenin yerine pişmanlık biriktirmedim.

Hoşça kal; yüzümü güldürenim…

-Semra Şenol

 

Evlilikte Aşkı Öldürmemek İçin 10 Altın Kural!

Evlilikte Aşkı Öldürmemek İçin 10 Altın Kural!

Toplumun en küçük yapı taşlarından biri olan aile, bir kadın ve erkeğin hayatlarını birleştirme yoluyla oluşmaktadır. Ne yazık ki günümüzde evliliklerin azalması ve boşanmaların çoğalması, kişilerin evlilik müessesinden korkmasını ve kaçmasına sebep olmaktadır.

Evlilik iki insanın birbiri içinde uyumlu bir yaşam sürmesini, dengeyi bularak geliştirmelerine olanak sağlayan bir organizma haline dönüşebilir.

Evli çiftler aynı frekansı tutturamıyor ve uyumsuzluk gözleniyorsa bu evliliğin zarar görmesine sebebiyet verebilir.  Bitmemesi dahilinde ise evlilik sevgi bağı yerine zorlama ve zorunluluklar için yürütülmeye çalışır.

Sağlam temellere oturtulan evlilikler ise uzun süreli, çiftleri yormayarak mutlu bir hayat sürmelerine sebebiyet veren bir organizmaya dönüşmektedir.  Bazı altın kuralları uygulayarak evliliğinizi ve aşkınızı koruyabilirsiniz.

Evlilikte Aşkı Öldürmemenin İlk Altın Kuralı;

1- Denge 

Kadın ve erkek fizyolojik olarak birbirlerinden farklı yapısı olan canlılardır.  Ancak birbirlerinin eksiklerini tamamlayarak, zaman içinde evrilerek harika bir uyum yakalayabilirler.  Eşinizin ruhsal ve psikolojik durumunu gözleyerek ona karşı alacağınız olumlu tavır sizlere pozitif duygular olarak dönecektir.

2- Temas 

Dokunmak güzeldir şayet sevdiğine sevdiğini hissettirir.  Eşinize sarılmanız, elini tutmanız aranızdaki çekimi güçlendirdiği gibi bağınızı da güçlendirir.  Ona dokunun, size dokunmasına izin verin.

3- Ortak hobi, alanlar 

Birlikte yapmaktan keyif alacağınız, kaliteli vakitler geçireceğiniz hobiler bulun.  İkili şekilde yapacağınız, ikinizind hoşuna giden etkinlikler aranızdaki dostluğu ve sevgiyi pekiştirecektir.

4- Sorunları büyütmeyin.

Her ilişkide evlilikte sorunlar ve anlaşmazlıklar çıkabilir.  Sorunları büyütmeden yapıcı ve onarıcı davranarak durumu düzeltmeye özen gösterin.  Siz ne kadar yapıcı ve affedici olursanız aranızdaki olumsuz şeylerin ortadan tamamıyla kalktığını göreceksiniz.

5- Yatağa yalnız girmeyin.

Eşler ne olursa olsun yatağa yalnız girmemeli.  Tartışmış olsanız bile ayrı ayrı yatmamalı, birbirinizden uzakta kalmamalısınız.  Evlilikteki bir çok sorun yatakta çözülmektedir.

6- Aktif cinsellik

Yapılan araştırmalar evliliğin iyi gitmesini sağlayan en büyük etkenlerden birisinin cinsellik olduğunu kanıtlamıştır.  Aktif bir cinsel hayat birbirinize karşı duyduğunuz çekimi, arzuyu ve isteği arttırır.  Yanı sıra cinsel yönden iki tarafta tatmin olduğunda birbirlerine olan sevginin de büyüdüğü bilinmelidir.

7- Kendinize zaman yaratın.

Evlilik iki eş arasında bağlayıcı özellikleri olan bir bağdır.  Birlikte kaliteli, verimli vakitler geçirirken kendinize de ayrı bir yaşam alanı ayırmayı unutmayın.  Sevdiğiniz ve keyif aldığınız alanlar yaratmanız ruhsal olarak daha çok güçlü olmanızı, ona bağımlı olmadığınızı kendinize kanıtlama fırsatı verecektir.

8- Arkadaş olun.

Birbirinizin en iyi arkadaşı, sırdaşı ve dostu olun.  Dertlerinizi, sıkıntılarınızı paylaşmaktan çekinmeyin.  Eşler daima birbiriyle konuşabilmeli, birbirini anlayabilmelidir.

9- Hataları affedin.

Partneriniz istemediğiniz şeyler ve hatalar yapabilir.  Büyütmek yerine daha anlayışlı olabilir, ufak tefek sıkıntıları unutarak aranıza mesafe koymayın.  Hatalarda unutkan olun, üstüne gidip büyütmek faydanıza değil zararınıza olacaktır.

10- Özel günleri atlamayın.

Doğum günü, evlilik yıl dönümleri ve sevgililer günü gibi özel günleri sakın atlamayın.  Eşinizle romantik anlar yaşayarak, birbirinize olacağınız hediyeler birbirinize verdiğiniz değeri göstermenizin en güzel yolu olacaktır…

 

Orhan Veli’den ‘Anlatamıyorum’ Dünyada En Çok Okunan İkinci Şiir Seçildi!

Orhan Veli’den ‘Anlatamıyorum’ Dünyada En Çok Okunan İkinci Şiir Seçildi!

Dünyanın en büyük şiir portalları arasında başı çeken ‘Lyrikline’ internet sitesi Berlin Şiir Evi tarafından hazırlanarak, tüm dillerde şiirleri şiir severlerle buluşturuyor.

Lyrikline internet sitesinin açıklamalarına göre tüm dünyaca en çok okunan ikinci şiir Orhan Veli’nin kaleme aldığı ‘Anlatamıyorum’ şiiri olduğu ortaya çıktı.

Sitenin verilerine göre ise birinciliği Hermann Hesse’nin ‘Stufen’ şiiri olduğu açıklandı.

84 dilde 1375 şairin 12, 312 şiirin bulunduğu internet sitesinde ayrıca şairler tarafından kendi seslendirmeleri ve ses kayıtları da bulunuyor.

Site de en çok okunan Türk şaiirler arasında; Behçet Necatigil, Nazım Hikmet Ran, Haydar Ergülen de yer alıyor.

Anlatamıyorum
(Moro Romantico)

Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Gözyaşlarıma, ellerinizle?

Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.

Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum.

  – Orhan Veli 

Sahte Hemşire Yaşlı Hastaları Dolandırarak Şantaj Yaptı!

Sahte Hemşire Yaşlı Hastaları Dolandırarak Şantaj Yaptı!

 

female nurse taking care of patient

Ankara GATA’da hemşire olduğunu söyleyerek sahte kimlik kullanan kadın, yaşlı erkek hastaları kandırarak paralarını aldı.

Hedef aldığı yaşlı hastalara eşinden boşandığını ve nafaka alamadığını söyleyen sahte hemşire, onları ilişki yaşamaya ikna ederek otel odalarında fotoğraflarını çekti. Mağdurlara fotoğrafları ailelerine göstermekle tehdit ederek şantaj yapan Nesrin H. 1 milyona yakın bir para kazandı.

Yaşlı erkeklere yaptığı şantajla istediği ziynet eşyalarını, ihtiyaçlarını karşılatan sahte hemşire, ayrıca senet imzalatarak ev aldırdığı da biliniyor.

Mağdurların savcılığa ve polis merkezlerine yaptıkları şikayetlerle dolandırıcılık şüphesi olan Nesrin H. için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma açıldı.

Soruşturmayı yöneten Ankara Şube Dolandırıcılık ekipleri sahte hemşireyi yakından takip ederek eş zamanlı operasyon düzenledi.  Dolandırıcılık yapmasına yardım eden şahıslarla birlikte yakalanan kadının evinde yapılan aramada yaşlı hastalara aldırdığı telefonlara, ziynet eşyalarına ve bir çok paraya rastlandı. Bulunan eşyalara ve paraya el koyulurken Nesrin H. göz altına alınarak savcılık tarafından soruşturma altına alındı.

Soruşturma kapsamında suçlarını itiraf eden kadın tutuklanarak cezaevine gönderildi…

 

Bir Sosyopatın Annesi Olmak- 13 yaşındaki oğlu 4 yaşındaki kızını öldürdü!

Bir Sosyopatın Annesi Olmak- 13 yaşındaki oğlu 4 yaşındaki kızını öldürdü!

Sosyopat; antisosyal kişilik bozukluğu olarak tanımlanan sosyopat kişiler toplumsal kurallara ve değerlere uymayan kişilerdir. Ruhsal yada fizyolojik değil kişilik bozukluğu olarak tanımlanır.  Sosyopat kişiler konunları çiğner, hatalarından pişmanlık duymazlar ve çevresinde kişilerin duygularını önemsemez.  Empati yoksunu olmalarının yanı sıra aile, dost, arkadaş gibi kavramları yoktur, saldırgan ve suç işlemeye meyillilerdir.

Çocukluk döneminde ortaya çıkan davranış bozuklukları, kuralları ihlal etme gibi belirtilerle ortaya çıkmaya başlar.  Kişinin sosyopati kişilik bozukluğu tanısı 18 yaşında koyulmaktadır.

Bu yazımızda gerçek yaşanmış bir hikayeyi sizlere aktarıcaz. Bir sosyopatın annesi olan Charity Lee’nin antlattığı yürek burkan hikaye, bir ailenin nasıl yok olduğunu gözlerinizin önüne serecek.

Charity Lee altı yaşındayken annesi, babasını Teksas’taki evlerinde vurup, öldürmüş ve daha sonra beraat etmişti.

Charity genç kızlığında iyi bir öğrenci ve sporcuydu, ancak daha sonra psikolojik sorunlar yaşamaya başladı ve uyuşturucu bağımlısı oldu.

18 yaşındayken yardım istedi ve uyuşturucuyu bıraktı. Daha sonra üniversitede insan ekolojisi okudu ve insanların çevrelerine verdikleri tepkiler üzerine çalıştı.

Charity “Kendimi bildim bileli insanların neyi, neden yaptıkları beni çok etkilemişti. İnsanları neyin harekete geçirdiğini bulmayı seviyordum” diyor.

Ancak bu Charity için sadece bir okul değildi, her gün yaşadığı bir şeydi. Oğlu Paris yüzünden.

‘Çocuk sosyopat, buna şüphe yok’

Charity’nin oğlu 13 yaşındayken, dört yaşındaki kızkardeşi Ella’yı bıçaklayarak öldürdü.

Son 11 yıldır hapiste ve 50’li yaşlarına gelene dek dışarı çıkamayabilir.

Peki, bir anne böyle bir trajedinin getirdikleriyle nasıl başa çıkabilir?

Bir anne oğlunun bir sosyopat olduğu gerçeğiyle nasıl yüzleşebilir?

Ve koşulsuz sevgi, böylesine korkunç bir durumda bile hala mümkün müdür?

Charity’nin zorlu başlangıcı

Üniversite yılları iyi geçse de, ayık kalmak kolay değildi. Charity şöyle açıklıyor;

“Sefil bir haldeydim. Herkes bana ‘Ayık olursan hayat çok daha iyi olacak’ diyordu. Ve öyle değildi, hiç öyle değildi! Çünkü uyuşturucularla üzerini örttüğüm acılar yüzeye çıkıyordu.”

Yaklaşık bir yıl temiz kalıp, mutsuz olduktan sonra Charity, karar vermek için kendisine üç ay süre tanıdı.

“Bunun biraz ergen düşünce biçimi olduğunu biliyorum, ama üç aya kadar mutlu olamazsam, bu hayatı artık yaşamamam gerektiğini düşündüm.”

Charity daha sonra hamile olduğunu fark etti ve “Bu her şeyi değiştirdi.”

‘İçimde büyüyen çocuk kadar çok hiçbir şeyi sevdiğimi sanmıyorum’

Charity, çocuğuna mitolojik Yunan Prensi Paris’in adını verdi.

İşler akşamdan sabaha iyiye gitmedi ama anne olmak Charity’yi çocuğu için daha iyi bir hayat sürmeye motive etti.

Dokuz yıl sonra yine hamile kaldı. Bu kez kızı Ella’yı dünyaya getirdi.

Ella da iyi bir bebekti, “En büyük fark Paris’in daha içe kapanık ve utangaç olması, Ella’nın ise fişek gibi, dışa dönük, inatçı ve iddialı olmasıydı.”

Ve çocuklar birbirleriyle iyi anlaşıyordu. “Paris Ella’yı çok seviyor gibi görünüyordu ve Ella da Paris’e tapıyordu.”

‘Kaygı yaratacak bir neden yoktu’

Paris iyi bir çocuktu, “Çoğunlukla sessizdi, her çocuk gibi onun da bazı haşarılıkları oluyordu ama büyük bir kaygı yaratacak bir şey olduğunu söyleyemem.”

Charity o dönem oğlundan hiç kaygılanmadığı konusunda kararlı.

“Yani yaptığı bazı şeyler vardı, geriye dönüp baktığımda bunların uyarı işaretleri olabileceğini düşünüyorum, ama o zaman ‘ne olacak, erkek çocukları böyle şeyler yapar’ diyordum.”

Ancak her şey de çok yolunda gitmiyordu.

Charity yıllarca uyuşturucudan uzak durmayı başarmıştı ama bağımlılığın boyunduruğundan kurtulamamıştı.

Paris 12, Ella da üç yaşındayken, altı ay boyunca kokain alışkanlığına geri döndü.

“Gerçekten zor bir dönemdi. Öyle ‘anne çocuklarına bakmıyor bile’ durumu yoktu. Ama sorunlarım olduğu ve eksik olduğum çok açıktı. Paris görevi üstlendi ve Ella’ya daha çok bakmaya başladı.”

Charity annelik görevlerini hala yerine getirdiğini, ancak oğlu için annesinin “yanılabileceği, insan olabileceği ve hatalar yapabileceğini” fark etmenin çok zor olduğunu söylüyor ve “Sanırım bu Paris için yıkıcı oldu” diyor.

“Kızım annesine sarılarak teselli etmeye çalışırken, o bana çok çok kızgındı.”

Zorlu günler

Çocuklar iyi geçiniyor gibi görünüyordu, ancak Charity’nin annesinin çiftliğinde yaşanan bir olay Paris’in farklı bir yanını gösterdi.

Paris ve Ella dışarıda, bir akrabalarının kız çocuğuyla oynuyordu ve saçma bir tartışma büyüdü.

Charity kızları sakinleştirmeye çalırken, Paris mutfaktan bir bıçak aldı ve bıçakla birlikte kaçtı.

Charity Paris’i bulduğunda tedirgin ve kızgındı, ağlıyordu ve bıçağı etrafa sallıyordu.

“Gösterdiği tepki tamamen yersizdi. Yaklaşırsam kendisine zarar vereceğini söyledi.”

Paris bir haftadan uzun süre hastanede kaldı, ancak doktorlar sorununun ne olabileceğini söylemediler. Charity de oğlunu eve götürdü.

“Birçok kişi şimdi ‘bu şiddet dolu bir çocuk olduğunun işareti’ diyor, ama o zaman meseleye böyle bakmamıştım. Paris’in yeniden uyuşturucu kullanmama ve aileme yaptığıma kızgın olduğunu biliyordum.”

Charity 2005’te yeniden uyuşturucuyu bıraktı ve hayat normale döndü.

4 Şubat 2007

Charity “Yalan söyleyemem, o haftasonu stresliydi” diyor, tartışmalar olmuştu.

Charity okula geri dönmüştü ve yarı zamanlı olarak garsonluk yapıyordu.

O gün işe gittiğinde evdeki atmosfer gergindi, ancak bir ergenin annesine kızgın olması nadir görülen bir durum değil.

Charity, bebek bakıcısı geldiğinde çocuklarıyla vedalaşmalarını hatırlıyor.

“Ella çok kendine güvenli bir çocuktu. Evden ayrıldığımda hiç sorun çıkartmazdı ama o gün ‘bir kez daha sarıl anne, bir öpücük daha anne’ deyip durdu. Birçok kez söyledi, İşe geç kalıyordum.”

Charity Paris’e de sarıldı ve “Seni seviyorum biliyorsun. Bundan çok daha kötülerini atlattık ve bunu da atlatacağız” dedi.

Charity sonra işe gitti.

“Geceyarısından biraz sonra, restoranı kapatırken, polis kapıya geldi ve ‘Charity seninle konuşmamız gerek. Kızının başına bir şey geldi’ dedi.”

Charity’nin ilk tepkisi eve, kızına gitmekti, “Nerede o? Ona gitmeme izin vermelisiniz” diyordu sürekli.

Daha sonra polislerden biri “Ella öldü” dedi.

Charity’ye göre bu “hayatının sonuydu”. Kısa bir süreliğine bayıldı. Kendisine geldiğinde “Paris nerede? O iyi mi?” diye sordu.

“Evet iyi. Bizimle” dediler.

“Ne demek sizinle?”

Ve işte o an Ella’yı öldürenin Paris olduğunu söylediler.

Charity “O anda artık hiçbir şeyin anlamı kalmamıştı.” diyor.

Cinayet günü neler oldu?

Paris, bebek bakıcısını annesi dönmeden önce evine gitmeye ikna etmişti.

Daha sonra Ella’nın odasına girdi, çocuğu dövdü, boğdu ve mutfaktan aldığı bıçakla 17 darbe vurdu.

Paris 911’i aramadan önce bir arkadaşını arayıp, altı dakika boyunca sohbet etti.

Telefonda kızkardeşine nasıl suni teneffüs yapacağını anlattılar, operatöre elinden geleni yapmaya çalıştığını söyledi.

Ancak daha sonra elde edilen kanıtlar, Ella’yı yaşama döndürmeye hiç çalışmadığını gösterdi.

Charity “İnsanlara Ella öldüğünde milyarlarca parçaya ayrıldığımı söylüyorum. Ama bunu yapanın Paris olduğunu öğrendiğimde sanki biri o parçaları alıp bir kez daha parçalamıştı. Artık toplayamayacağımı düşündüm. Sadece ölmek istiyordum. Ama yapamazdım. Paris vardı.”

‘Şimdi ne yapacaksın?’

Charity ertesi gün Paris’i görmeye gitti. “Başta hiçbir şey söylemedi. Yıkılmış bir haldeydim. Kendime hakim olamıyordum. Ama nihayet beni odaya soktuklarında ilk hissettiğim ‘Oğlumu gördüğüme çok mutluyum’ oldu.”

“Ona tutundum. Her şeyimle. Ağlıyordum. Kollarına, sırtına, aşağı, yukarı dokunuyordum. Gerçekten orada olduğunu, iyi olduğunu bilmeliydim. Daha sonra onun bana sarılmadığını fark ettim. Duygusal değildi.”

Charity, oğlunun orada olmadığını söylüyor.

Bir adım geriye attı ve oğluna baktı “Orada hiçbir şey görmedim. Yüzünde, gözlerinde… Hiçbir şey!”

“Oturduk, bana baktı ve ‘Şimdi ne yapacaksın?” dedi.

Charity ise “Ne demek istiyorsun?” dedi.

“Sadece biri çocuklarına zarar verirse birini öldürebileceğini söylerdin. Şimdi ne yapacaksın?” diye sordu.

“Korkmuş gibi sormuyordu bunu. Sanki bana meydan okuyordu. İlk kez o an Paris’te farklı bir şeyler olduğunu gördüm. Öfkeli olduğunu biliyordum, ama bu öfke değildi. Bu karanlıktı.”

Koşulsuz sevgi

Paris polise uyuduğunu ve uyandığında Ella’yı ateşler içinde bir şeytan gibi gördüğünü söylemişti.

Bu nedenle bıçağı almış ve şeytanı öldürmeye çalışmıştı.

Üç aydır ilk kez Charity gerçekten Paris’e inanmaya başlamıştı.

Çocuğunun hasta olduğuna inanmak istiyordu “Ve hastaydı ama ben farklı bir şekilde hasta olduğuna inanmak istiyordum.”

“Ona baktım ve ‘Sana doğduğun ilk gün verdiğim sözü yeniden veriyorum. Sana nasıl annelik yapacağımı bilmiyorum ama elimden gelenin en iyi yapacağım ve ne olursa olsun seni seveceğim’ dedim.”

“Paris’in bilmesini istiyordum. En başından beri ona olan sevgim koşulsuzdu.”

Paris uzun süre bir tepki vermedi, verdiğinde ise tepkisi kan dondurucuydu.

Gerçek Paris’i tanımak

“Paris cinayeti işledikten sonra, maskesini düşürmeye karar verdi. Artık diğer yanı yokmuş gibi davranmıyordu. Karanlık tarafını sahiplenmişti.”

Tutuklandıktan sonra Paris’in davranışları değişmeye başladı. Daha şiddet dolu bir çocuk oldu ve yeni kanıtlar ortaya çıktı: Rahatsız edici internet arama geçmişi ve Ella’yı nasıl öldürdüğüne dair korkunç detaylar.

2007’de Paris cinayet nedeniyle 40 yıl hapis cezası aldı ve Charity bunun bir kaza ya da geçici bir çılgınlık hali olmadığını kabullendi. Paris kızkardeşini öldürmek istemişti.

Charity “Aman Tanrım, bu çocuk kim?” diye düşünmeyi bıraktı. “Gerçekten kim olduğunu ve yaptığını yüzde 100 yapabilecek kapasitesi olduğunu” fark etti.

“Sanırım aylarca, durmaksızın ağladım.”

13 günde 15 kilo verdi, kekelemeye başladı…. Yıkılmıştı.

Charity bir gün hapishane ziyareti sırasında Paris’le yaptığı bir konuşmayı hatırlıyor. Paris’e yalvarmıştı. “Paris, anlamama yardım et. Anlamaya çalışıyorum ki sana yardımcı olabileyim” dedi.

“Ancak Paris konuşmak yerine bana baktı ve kahkaha atmaya başladı. Gerçekten habis bir kahkahaydı. Daha sonra ‘ne biliyor musun anne, hepiniz, sen sadece aptaldın’ dedi. Tüm bu yıllar boyunca akıllı ve yakışıklı ve sanatçı ruhlu olduğumu düşündünüz.. Hepiniz yanılıyordunuz’ dedi. Artık Paris değildi.”

Charity neden hala Paris’i ziyaret ediyor?

Birçok arkadaşı Charity’ye neden ve nasıl hala Paris’i ziyaret edebildiğini anlamadıklarını söylemiş.

“Ama ben asla ve asla, bir an bile, oğlumu sevmeyi bırakmadım” diyor.

Ella’nın öldürülmesinden Paris’in ceza almasına kadar dokuz aylık bir süre geçmiş.

“Büyük ihtimalle yaşadığım en sürreal, ipe sapa gelmez deneyimdi. Büyürken yaşadığım her şeyden daha acı vericiydi.”

Charity Paris’e sevgisinin koşulsuz olduğunu söylediğinde çok ciddi, ancak ondan korkmaya da başlamış.

Sadece Paris’in yaptığından değil, yapmayı planladığından da. Oğlu onu da öldürmek istemiş.

“Yaşamama izin vermesinin bir nedeni, Ella’yı öldürdükten sonra, yaşarsam daha çok acı çekeceğimi fark etmiş olması. Beni de öldürürse 15-20 dakika acı çekerdim. Ama ondan sonra hepsi sona erer ve ben hala Ella’yla birlikte olurdum, o da tek başına kalırdı.”

Charity bütün bunları biliyor. Çünkü Paris, 15 yaşına geldiğinde anlattı.

Toplumun yargılamalarına katlanmak

Charity’nin tek zorluğu oğlundan korkması değildi. Toplumun yargılamasıyla da yüzleşmek zorundaydı.

“Bir çocuk korkunç bir şey yaptığında, suçlanan anne ve babası oluyor.”

Arkadaşlarından ve toplumdan tepki gördü. Sert sözler, hakaretler, tehditler.

Süpermarkette birinin kendisine yaklaşıp “Kızkardeşini öldüren oğlanı büyüten o annesin sen” demesini unutamıyor.

Charity kendisini suçluyor mu?

“Evet ve hayır. Uyuşturucu kullanmaya başlamamın Paris’in öfkesinde rol oynadığını biliyorum. Ama kişiliğinin büyük bölümünün genetiğinden kaynaklandığına da inanıyorum.”

Ama Charity oğlunu aklamıyor.

“Hala farklı bir tercihte bulunabileceğine inanıyorum. Hepimizin farklı tercihler yapma kabiliyeti var. Paris şizofreni hastası olsaydı, ya da başka bir korkunç psikolojik hastalığa tutulsaydı ve cidden farklı ve daha iyi bir tercihte bulunma kabiliyeti bulunmasaydı, mesele farklı olurdu.”

“Ama Paris’in hastalığı bu değil; çok soğuk, çok hesapçı ve çok akıllı… Anlık verilmiş bir karar değildi. Bana en büyük zararı böyle vereceğinin farkında olduğundan, bilinçli olarak Ella’yı seçtiğini anlattı bana.”

“Çocuk bir sosyopat. Buna hiç şüphe yok.”

Boş bir çekmece

Sosyopat, aşırı anti-sosyal kişilik bozukluğu olanları tanımlamak için kullanılan bir terim.

Neden oluştuğu bilinmiyor, ancak hem genetiğin hem de travmatik çocukluk deneyimlerinin rol oynadığı düşünülüyor.

Paris’e konulan teşhis de bu. Ancak Charity’nin bunu kabullenmesi üç yıl sürdü.

“En göze çarpan unsurları toplumsal normların ve kuralların dikkate alınmaması. Hiç pişmanlık hissedilmemesi. Çoğumuzun sahip olduğu içgüdülere ve tepkilere sahip değiller ve tüm duyguları aşırı derecede sığ.”

“Ve bu narsisizm ile birleştiğinde, çoğunlukla aşırı derecede nahoş bir insan çıkıyor ortaya.”

“Bana ‘Anne biliyor musun, içimde bir yerlerde açabileceğim bir çekmece olması gerektiğini biliyorum. Ella’ya yaptığım şey nedeniyle tüm suçluluk duygusunun, pişmanlığın ve üzüntünün orada olması gerekiyor. Ama o çekmeceyi açtığımda, içi boş, hiçbir şey yok. Öylece unuttum’ dedi. Hissetmiyor bile.”

Peki bir sosyopatın annesi olmak nasıl bir şey?

“Bir şeyi kabul ettiğinizde bir dinginlik geliyor. Oğlumun bir sosyopat olması fikriyle tam olarak barışamadım, ama bununla kavga etmeyi bıraktım.”

“Bunun yerine ‘Ben kim olduğumu biliyorum’a odaklanıyorum. Oğlumu böyle yetiştirmediğimi biliyorum, ama sırf böyle diye oğluma sırtımı dönmeyeceğim.”

Charity başkalarının yaşadıklarını anlaması için, kendisinin de durumla başa çıkmasına yardımcı olan bir benzetmeyi kullanıyor.

“Paris bir yırtıcı. Tam anlamıyla. Bir köpekbalığı gibi. Ben de bir sörfçüyüm ve bir köpekbalığı bacağımı ısırıp, kopartıyor. Acı çekeceğim ve hayatım asla aynı olmayacak. Ama hayatımın geri kalanında, bir köpekbalığından sırf köpekbalığı olduğu için nefret etmeyeceğim.”

Küllerinden doğmak

Bu düşünce, Charity’nin hayatına devam etmesine de yardımcı olmuş.

“Şimdi tek yapabildiğim köpekbalığına karşı gerçekten dikkatli davranmak ve insanları diğer köpekbalıkları hakkında eğitmek” diyor.

Charity ELLA adını verdiği bir vakıf kurmuş.

ELLA Vakfı ([email protected]) şiddet içeren suçların kurbanlarına, akıl hastalıklarından ya da adalet sisteminden etkilenenlere yardım etmeyi amaçlıyor.

Charity 2013’te, Ella’nın öldürülmesinden altı yıl sonra, bir çocuk daha dünyaya getirdi.

Oğluna Phoenix (anka kuşu) adını vermiş, çünkü “Anka kuşu kendi küllerinden doğuyor. Ve ben bunun mükemmel olduğunu düşündüm” diyor.

“Ben sadece, Paris, Ella ve benim başıma gelenlerden ibaret değilim. Şimdi Phoenix ile yeni bir hayatım var ve yaşamayı yeniden seviyorum.”

Paris hala Teksas’ta hapiste ve neredeyse 25 yaşında. 2047’de 50’li yaşlarındayken salıverilebilir.

Charity oğlunu ziyaret etmeye ve telefonda konuşmaya devam etti, ancak gelecekte salıverilecek olması, kendisini kaygılandırıyor.

“Bu fikirden hoşlanmıyorum, ama çoğunlukla korkudan. Paris değişmeyecek. 13 yaşından bu yana hiç değişmedi.”

Charity Phoenix’in güvenliğinden kaygılı.

“Umarım Paris cezasını mümkün olduğunca uzun süre çeker. Çünkü Phoneix’in mümkün olduğunca çok zamanı olmasını, Paris’in yine böyle bir şey yapma ihtimaline karşı büyümesini ve güçlenmesini istiyorum. ”

 

3 Yıl Önce Ölen Annesinin Cesediyle Yaşayan Kadın Göz Altına Alındı!

3 Yıl Önce Ölen Annesinin Cesediyle Yaşayan Kadın Göz Altına Alındı!

 

Amerika Birleşik Devletlerin Teksas eyaletinde yaşayan ismi açıklanmayan 47 yaşındaki kadın göz altına alındı.  3 yıl önce vefat eden annesini cesedini evinde saklayan ve yetkililere haber vermeyen kadın için 20 yıla kadar hapis ve 10 bin dolar para cezası istemiyle dava açıldı.

Yetkililerin verdikleri bilgilere göre kadının 71 yaşındaki annesi ve 15 yaşındaki kızıyla birlikte yaşıyordu.  Annesi 2016’da düşüp yaralandı, yaşlı kadının hayati tehlikesi olmamasına rağmen torunu ve kızı tarafından bakım görememesi yüzünde bir kaç gün içinde vefat ettiği biliniyor.

Ölen annesini başka odada tutarak yetkililere haber vermeyen kadın, kızıyla birlikte diğer odada yaşamlarına 3 yıl boyunca kaldıkları yerden devam etti.

Vefat eden büyükanne 35 yıl boyunca bir okulda sekreter olarak çalışmış etrafında saygı duyulan bir kadın olduğu belirtilirken, emekli olduğunda da çalışmayı sürdürdüğü ve Seguin spor etkinliklerinde bilet toplayıcılığı yaptığı öğrenildi.

Annesinin ölümünü polise bildirmeyen kadın göz altına alınırken, annesi öldüğünde 15 yaşında olan kızına ‘çocuğa travma yaşatmak’ suçundan dava açılırken, kızı yetkililer tarafından akrabalarına yerleştirildi.

Göz altına alınan kadının mahkeme tarafından suçlu bulunması halinde 20 yıl hapis ve 10 bin dolar para cezasına çarptırılacağı bekleniyor.

 

İnternetten Tanıştığı Kadının Evinde Gasp ve Darp Edilen Adam, Yarı Çıplak Balkondan Sarktı!

İnternetten Tanıştığı Kadının Evinde Gasp ve Darp Edilen Adam, Yarı Çıplak Balkondan Sarktı!

İnternetten tanışıp anlaştığı kişinin evine cinsel ilişki kurmak amacıyla giden şahıs, yan odadan çıkan iki adam tarafından soyulup darp edildi.  Yarı çıplak halinde olan adam can havliyle 5. kattaki evin balkonundan sarkarak canını kurtarmaya çalıştı. Mahalle sakinleri tarafından fark edilen adam, çevredekilerin itfaiyeyi aramasıyla kurtarıldı.

Zeytinburnu’nda yaşayan adam, bir süredir internetten tanışıp görüştüğü kadınla birlikte olabilmek için SultanGAZİ Cebeci mahallesindeki eve geldi.  Sosyal medya da tanıştığı kadının arkadaşları olduğunu öğrendiği iki adamın diğer odadan çıkmasıyla zor anlar yaşayan adam, hem dövüldü hem de gasp edildi . Daha sonra polis karakolundaki ifadesinde üç erkek tarafından dövüldüğünü ve zorla senet imzalatılmaya çalıştığını söyleyen şahsın üzerindeki bütün paraları aldıklarını da öğrenildi.

Yarı çıplak haliyle balkona çıkarak sarkan adam ‘Yardım edin’ diye bağırarak zanlıların elinden kurtulmaya çalıştı.  Mahalle sakinlerinin yarı çıplak adamı fark etmelerinin ardından hemen polis ve itfaiyeyi aradılar.  Gelen itfaiye aşağıya sarkmış şahsı merdiven uzatarak kurtardı.  Şahıs kurtarılmadan önce olay yerini terk eden üç erkeğin koşarak kaçtığı öğrenildi.

Polis merkezine götürülen şahıs ifadesinde “İnternette tanıştığım kişi birkaç gün süren yazışmaların ardından Sultangazi’deki eve davet etti. Eve geldiğimde tanıştığım kişinin yanı sıra yan odadan tanımadığım 2 kişi çıktı. 3 kişi beni dövüp paramı aldı. Zorla senet imzalatmak istedikleri sırada balkona çıkarak yardım istedim. Bana zarar vereceklerinden korktuğum için de aşağıya sarktım” dediği biliniyor.

Polis kaçan zanlıları ararken adamın itfaiye tarafından kurtuluş anları mahallede yaşayan çevre sakinleri tarafından kamerayla an be an videoya kaydedildi…

 

Yeni Nesil Hemşire Formaları

Yeni Nesil Hemşire Formaları

Hemşirelerin eski Türk filmlerinde beyaz elbise ve kep taktıklarına bir çok kez şahit olmuşsunuzdur. Daha klasik bir görünüme sahip olmalarının yanı sıra aşırı derece ciddi görünmelerine sebep olan beyaz elbiseler günümüzde tarihe karıştı.

ABD’de başlayan yeni trend ülkemize de uğrayarak hemşire formaları renkli ve desenli bir hal aldı. Kadınların şifacılık yönüne bakarsak, tarihin ilk çağlara dayandığını görebiliriz.  Eski kabile dönemlerinde iyileştirici gücü olduğunu inanılan şamanlar daima kadındı.

Hemşirelik mesleğinin çıkış noktasının ise şamanlara kadar dayandığı düşünülmektedir.  14. yüzyıla gelindiğinde ise bütün köylerin sağlık işlerini hemşireler ve ebelerin yaptığı görülüyor.  O devirlerde bitkisel ilaçların kullanıldığını da sizlere hatırlatmak istiyoruz.

Savaş meydanlarında yaralılarla ilgilenen hemşireler bir çok askerin hayatını kurtararak ölümle savaşmışlardır.  19, yüzyılda Fransız devriminin ve savaşların en yoğun olduğu dönemde  Florance Nightingale adındaki hemşire üstün hizmeti sayesinde hemşirelik mesleğinin destek almasını ve gerekliliği açısından öncü bir isim olmuştur.

 

 

Ülkemizin ilk hemşiresi Safiye Hüseyin, harp meydanlarında verdiği üstün hizmetleri dolayısıyla bir çok madalyaya layık görülmüştür.

Tarihler 1997’yi gösterdiğinde ise kep ve etek zorunluluğu hemşirelerinde talepleri doğrultusunda kaldırılmış, kep yerine ünvanını belirten isim kartlarının yakaya takılması kararlaştırılmıştır.  Eski hemşire formalarını tamamlayan etek rahat hareket imkanı sağlamadığı için hemşirelerin işlerini icra etmesini zorlaştırıyordu.

 

 

 

 

Günümüzde ve tüm dünya ülkelerinde hemşireler için standartlaşan formalar pantolon ve üst takım olmak üzere iki parçadan oluşuyor.  Sağlık kuruluşlarının ve hastanelerinin belirlediği bölümlerde görev alan hemşirelerin formaları farklı renklerle birbirinden ayrılıyor.

Desenli ve renkli hemşire formaları hasta ve hasta yakınları tarafından hoş karşılanırken, hemşirelerde bu durumdan oldukça memnun….

Artikülasyon (Sesletim) Bozukluğu Nedir?

Artikülasyon (Sesletim) Bozukluğu Nedir?

Artikülasyon (Sesletim; havanın ses tellerinden geçip çene, diş, dil ve damakta biçimlenerek sese dönüşmesi ile hece, kelime ve cümlelere evrilmesidir.

Halk arasında bebek konuşması olarak bilinen artikülasyon (sesletim), kişinin konuşma seslerini eksik veya yanlış telaffuz etmesine verilen tıbbi adıdır. Bu rahatsızlığa sahip kişilerin yaptığı sesletim bozuklukları tutarlılık göstermektedir.

Örnek verilmek istenirse kişi ‘r’ sesini üretemiyor ve telaffuz edemiyorsa onun yerine ‘y’ sesini kullanır.  Bütün ‘r’ sesini içeren kelimeler de  ‘y’ harfini kullanır.  Öyle ki kişinin konuşması sorunlu ve anlaşılmaz olabilir.  Çevresindeki kişiler ne dediğini anlamakta zorluk çekebilirler.

Artikülasyon (sesletim) bozukluğunun ilk sebeplerinden birisi çocukken yanlış öğrenmekten kaynaklı olabilir.  Diğer sebepleri ise dudak damak yarığı, işitme engeli, down sendromu, nörolojik ve bazı fizyolojik problemlerinden kaynaklı olabilmektedir.

Çocuklarda sıklıkla karşılaşılan sesletim sorunları fark edildiği andan itibaren tedavi edilmesi önem arz etmektedir.  Sesleri doğru şekilde üretebilmesi için konuşma terapisiyle iletişime geçilip, üretemediği seslere uzmanlar tarafından müdahale edilmeli ve düzeltmesi sağlanmalıdır…

Tanımlayamadığınız Ama Hissettiğiniz Duyguların İsimleri Nedir?

Tanımlayamadığınız Ama Hissettiğiniz Duyguların İsimleri Nedir?

Tanıdık gelen ama bir türlü isim vermekte zorlandığımız bazı duygulara kapıldığımız çoğu zaman olmuştur.  Zorlandığımız, endişe ettiğimiz, bizi sarsan bu hisler çoğu zaman anlamsız gelse de bizi etkilediği muhakkaktır.  Anlatamadığımız bu duyguların tıp dilinde hepsinin bir ismi ve yeri var.

Kelimelerinizin yetmediği, sınıflandıramadığınız bu yersiz duygu hallerinin isimlerini sizler için derledik, bakalım listede size tanıdık gelen hisler mevcut mu?

Dysania: sabahları yataktan kalmak istememek, yatağı terk etme duygusu.

Opia: bir kişinin gözüne baktığımızda nedensiz tedirginlik, belirsiz veya mutlu olmamızı sağlayan müphem duygu

Sonder: hayatın baş rolü olmadığını fark ederek, diğer insanlarında bizim gibi farklı hayatları olduğunu kabullenme hissi.

Fınıfugal: Sonlardan nefret etme, hoşlanmama hissi.

Rubatosis: Korktuğunuzda yada aşırı derecede heyecanlandığınızda kendi kalp atışını duymanın vermiş olduğu rahatsızlık.

Kenopsia: Çoğunlukla kalabalık olan bir ortamı boş gördüğünüzde yaşanılan terk edilmiş hissiyatı.

Mauerbauertraurigkeit: yanlız kalma isteği, çevresindeki kişileri kendinden uzaklaştırma.

Jouska: Kendi zihnimiz ve kafamızda canlandırdığımız hayalle konuşma .

Vemödalen: Daha öncesinde yapılmış bir şeyi tekrar etme korkusu.  Özgün olmama tedirginliği.

Lachesism: Felaket ve zorluk yaşayıp bu durumdan kurtulma arzusu.

Exulansis: Heyecanlanmanıza, üzülmenize veya mutlu olmanıza sebep olan bir durumu karşınızdaki kişiye anlattığınızda paralel tepkiler alamadığınızda anlatma hevesinizin kaçması.

Adronitis: Birini gerçekten tanımanın çok zaman alacağı duygusunun verdiği hayal kırıklığı.

Onism: Olduğumuz kişiyi değiştirememenin vermiş olduğu üzüntü.

Liberosis: Sorumluluklardan kurtulma, arınma ve özgürlük hissi.