Kategori arşivi: Gündem

Hastalarının Hamile Kalmaları İçin Kendi Spermini Kullanan Doktor!

Hastalarının Hamile Kalmaları İçin Kendi Spermini Kullanan Doktor!

Kanada’da yaşayan kadın doğum uzmanı doktor Bernard Norman Barwin, mesleğini kötüye kullanma suçundan meslekten men edilerek tıp lisansı yürürlükten kaldırıldı. Çocuğu olmayan hastalarının yumurtasıyla kendi spermlerini döllediği ortaya çıkan doktor, mesleğini kötüye kullanma suçundan dolayı yargılanacak.

2014’den bu yana çalışmayan emekli Doktor Barwin, 80 yaşında bir kadın doğum uzmanı.  2016 yılında hakkında açılan soruşturmanın ucu 1970’e kadar dayanıyor.  Ontario Doktorlar ve Cerrahlar Birliği doktorun yaptıkları için ‘kötünün de kötüsü’ açıklamasında bulundu.

Başlatılan soruşturmaya göre Doktor Barwin’in hastalarına verdiği yanlış döl sayesinde 50 – 100 arası bebeğin dünyaya geldiğini ve 11 tanesinin doktorun DNA’larıyla eşleştiği saptandı.

Ontario Doktorlar ve Cerrahlar Birliğinin Toroto’daki disiplin oturumunu yöneten  Dr. Steven Bodley, “Dr. Barwin’i cezalandırmak adına elimizdeki tek yetkinin, sadece lisans iptal etmek, sert kınama yayımlamak ve para cezası vermek olması talihsiz bir durum” dedi.

Disiplin kurulunda belgelenen 13 vaka da Doktor Barwin’in kendi spermleriyle birlikte sahibi bilinmeyen spermlerle hastalarını döllediği ortaya çıktı.

İlk olarak 2013’de DNA’ları babalarıyla uyuşmayan çocuklarının olduklarını öğrenen hastalar Barwin’i şikayet ederek görevden 2 ay uzaklaştırılmasını sağlamışlardı.  Daha sonra ortaya çıkan bir hastanın aynı şikayetleri üzerine Doktor Barwin mesleğinden gönüllü olarak ayrıldı.

Doktor Barwin’in kendi spermleriyle döllediği bir hastadan doğan Rebecca Dixon, aile bireylerinde olmayan Çölayak hastalığına sahip.  Yapılan DNA testi sonucunda babasının Doktor Barwin çıkmasını nedeniyle kirlenmiş ve utanç hissettiğini dile getirdi.

25 yaşındaki Rebecca Dixon ve ailesi doktor hakkında dava açtı.

Disiplin kurulu tarafından tıp lisansı iptal edilen doktora 30 gün içinde ödemesi gereken $10,730 para cezası kesilirken, davaların soruşturması devam ediyor…

Halının Altına Koyduğu Bebeğini Öldürüp Çöpe Attı!

Halının Altına Koyduğu Bebeğini Öldürüp Çöpe Attı!

Elazığ’ın Karakoçan ilçesinde yaşayan K.O (26), Yeni mahallesi Horasan sokakta yaşadığı evinde, banyoda doğum yaptı.  11 yıl önce eşi vefat eden kadının iki çocuğu bulunuyordu. İlişkiye girdiği bir kişiden hamile kalan kadın, hamileliğini çevresinden gizleyerek dört gün önce tek başına evinin banyosunda doğum yaptı.  Bir kız çocuğu dünyaya getiren K. O. komşuların bebeğin ağlamasını duymaması için çatı katına çıkarak bebeğin üzerini eski halılarla örterek kapattı.

Bir müddet sonra tekrar çatıya çıkan kadın bebeği ölü olarak buldu.  Önceki gün ölü bebeğinin cesedini siyah çöp poşetinin içine koyarak çöp bidonunun içine attı.

Karakoçan belediyesine bağlı temizlik personellerinin çöp bidonunu boşaltmak üzere gelmeleriyle fark edilen siyah poşetin içindeki bebek cesedi bulundu.

Temizlik personellerinin durumu polise bildirmeleri üzerine Cumhuriyet savcılığı olaya el attı. Savcılık tarafından verilen talimatlar sonucunda yapılan araştırmalar sonucunda bebeğin annesinin K.O. olduğu ortaya çıktı.

Yakalanarak emniyete getirilen kadının ifadesi alınarak, kasten adam öldürme suçundan sevk edildiği adli makamlarca tutuklanarak ceza evine gönderildi.  Tutuklanmadan önce kadının suçunu itiraf ederek olayı anlattığı biliniyor.

Çöpte bulunan bebeğin cesedi Fırat Hastanesi morguna kaldırılırken, diğer iki çocuğu Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü tarafından koruma altına alındı.  Olayla ilgili soruşturma halen daha devam ederken koruma altında alınan çocukların ikisi de çocuk evine yerleştirildi…

 

Eşcinsel Oğlu İçin Torununu Doğuran Anne

Eşcinsel Oğlu İçin Torununu Doğuran Anne

 

Amerika Birleşik Devletlerinin Nebraska eyaletinde yaşayan 61 yaşındaki Cecile Eledge, dünya geneli tüm haber ajanslarının baş konuğu oldu.

Eşcinsel oğlu ve kocası için taşıyıcı anne olan Cecile Eledge, doğum yaparak geçkin yaşına rağmen kendi öz torununu doğurdu.

Matthew Eledge ve kocası Elliot Dougherty  çiftinin çocuk sahibi olmak isteğiyle başlayan bu macera da, oğlunun hayalini gerçekleştirmek isteyen Eledge, taşıyıcı anne fikrini ilk olarak kendisi ortaya attı. Bu teklife gülen çift şaka zannettikleri bu teklifin gerçekten yapıldığını anladıklarında doktora başvurdu.

 

 

Çift 2015 yılında  Omaha da evlenmişti,   Nebraska da eşcinsel evlilik yılında yasal hale gelirken 2017 yılına kadar eşcinsel çiftlerin koruyucu aile olmasına izin verilmiyordu.

Eledge!nin damadı olan Dougherty de “Onun için gerçekten çok güzel bir duygu gibi görünüyordu. Çok özverili bir kadın” dedi.

Eşcinsel çiftin başvurdukları doktortan olumlu yanıt almalarıyla birlikte o zaman için 59 yaşında olan Eledge’nin doğuma elverişli olduğunu gösteren testler yapıldı.

Sağlıklı bir bedene sahip olan kadının doğum yapabileceği saptandıktan sonra, kendi oğlu  Matthew’den sperm kocasının kız kardeşinden ise yumurta alındı.

 

Eşcinsel çiftlerin tüp bebek yöntemiyle çocuk sahibi olabildiklerini belirten çift”  “Özgün olmamız gerektiğini ve alışılmışın dışında düşünmemiz gerektiğini biliyorduk” dedi.

 

İşlem gerçekleştikten sonra gebelik testi yaptıklarında sonucu yanlışlıkla negatif gören Cecile Eledge’nin oğlu teste tekrar baktı.  Böylelikle annesini hamile kaldığını öğrendi.

Daha sonrasında bu anı anlatan Anne “Çok mutlu olduğumuz bir andı” derken, 25 Martta bir kız bebek dünyaya getirdi.  Eşcinsel çift çocuklarına  Uma Louise ismini verdi.

Matthew taşıyıcı kişinin annesi olması hakkında  “Ama ilk başta korku ve tereddüt yaşadık. Annem inanılmaz bir kadın. Beni çok iyi yetiştirdi ve ona hep hayranlık duydum. Annemi böyle bir riske sokma fikri beni çok germişti.” dedi.

 

 

Ailelerine katılan yeni üye için “Onu bu kadar sevebileceğimi bilemezdim. Ailemi daha fazla takdir etmemi ve onları daha çok sevmemi sağladı. Eşimi çok daha başka bir seviyede sevmemi sağladı ve ailemizi daha da yakınlaştırdı.”  diyen çift mutluluklarını bu sözlerle anlattı.

 

Tembelliği Yenen Japonların Başarı Sırrı; Kaizen Tekniği Nedir?

Tembelliği Yenen Japonların Başarı Sırrı; Kaizen Tekniği Nedir?

Japonlar tarafından ‘Bir dakikalık ilke’ olarak da adlandırılan Kazien Tekniğinin özü kişinin her gün sadece bir dakika içinde aynı anda bir şeyler yapmaya çalışması fikrini içermektedir.

Japonca da Kai (değişim), Zen (daha iyi) kelimelerinin birleşiminden oluşan Kaizen; sürekli iyileştirme anlamına gelmektedir.  Kaizen üretimdeki küçük ama etkili değişikliklerle iyileştirilmesi ve geliştirilmesini temsil eden bir yöntemdir.

Bu tekniği keşfeden ve bilimsel açıdan ispatlanmasını sağlayan Masaaki Imai, tekniği kişisel hayatın yanı sıra iş hayatında da uygulandığında arkasından başarıyı getirdiğine inanmaktadır.

Üretimi ve çalışkanlıklarıyla dünya tarafından örnek alınan Japonlar, Kaizen tekniğini kullanarak kısa vadede iyileşme, uzun vadede gelişimi amaçlamaktadır.  Yeteneği ve olanakları bir dakika içinde maksimum kullanımına dayanan bu yöntem, tembelliği ve üşengeçliğin üstesinden gelmenizi kolaylaştırdığı gibi kapasitenizi daha etkin şekilde kullanmanıza da olanak sağlamakta.

Kısa vadede 1 dakikaya sığdırdığınız bir kaç işi, giderek daha uzun vadeye yayarak bir çok işin hakkından aynı anda gelmenize yol açıyor.

Geliştirmek ve iyileştirmek istediğiniz bir konu yada iş üstünden tamamıyla odaklanarak 1 dakikanızı vererek çalışmanız, her gün tekrarlayarak başarıyla ulaşmanızı sağlayan Kaizen felsefesi üretimin olduğu her alanda kullanılabilir.

Kaizen tekniği sayesinde erteleme, tembellik etme alışkanlığınızdan sıyrılarak odaklanmanız gereken konular üstünde yoğunlaşmana süreniz artar.  Plan yapma/uygulama sisteminizi geliştirerek sorunlarınızı başarıyla giderme yollarından biridir…

 

Silah Süsü Verdiği Muzla Bankayı Soyan Adam Tutuklandı!

Silah Süsü Verdiği Muzla Bankayı Soyan Adam Tutuklandı!

Olay İngiltere Bournemoth şehrinde yaşanırken, Laurence James Vonderdell isimli vatandaş evsiz kalma korkusuyu yüzünden banka soyarak kendisini hapse atmalarını sağladı.

 

 

25 Martta gerçekleşen olay öncesinde evinden atılan adam geceyi geçirecek bir yeri olmaması yüzünden, poşete sarılı muzla banka soyma girişimine yeltendi.  Barcalys bankasında çalışan veznedara silah süsü verdiği muzu doğrultarak “Bu bir soygundur, paraları bana ver!”  diyerek 1,000 Pound (7376,69 Türk lirası) çaldı.

 

 

 

Çaldığı paralarla 3 kilometre yürüyerek  Bournemouth karakoluna kendini ihbar eden Laurence James Vonderdell soygun yaptığını söyleyerek suçunu itiraf etti.

 

Soyguncu adam için tutulan avukatı Anne – Marie Garvie savunmasında, suçlunun kimseyi incitmek niyetinde olmadığı ve kalacak bir yere ihtiyacı olduğunu ” belirtti.

Hakim karşısında işlediği suçu itiraf eden soyguncu, parayı harcamak gibi bir niyeti olmadığını söyledi, mahkeme kararıyla 14 ay hapis cezasına çarptırılarak tevkif edildi…

Modern Zaman Bilgesi – Mehmet Aslantuğ

Modern Zaman Bilgesi – Mehmet Aslantuğ

Geçtiğimiz haftalarda CNN TÜRK ekranlarında Bukey Aydın’ın programına konuk olan Mehmet Aslantuğ  sosyal medya gündemine bomba gibi düşen açıklamalarıyla bir çok kalbi yeniden fethetti.  Röportajın içeriğine değinmeden önce Mehmet Aslantuğ’u sizlere bir kez daha tanıtmak istiyoruz.

1965’de Samsun da dünyaya gelen usta sanatçımız, Çerkez kökenli ailenin beşinci ve en küçük oğlu olarak hayata geldi.  Samsun’da tarımla ilgilenen ailesinin yanında ilk öğretim  ve lise öğrenimini tamamlayarak, İksadi İdari Bilimler Fakültesinde yüksek öğrenimine başladı.  Sonradan fark ettiği içindeki tiyatro aşkı nedeniyle bölümü bitiremeden kendisini sahneye adadı.

“Sıcak Saatler” dizisiyle üne kavuşan usta sanatçımız, bir çok kişi tarafından tanınan profesyonel bir oyuncu olmuştu.  Devamında gelen “Bir İstanbul Masalı” ise mesleğinde altın çağı yaşamasına sebep oldu, televizyonun ve beyaz perdenin vazgeçilmez isimlerinden biriydi.

Oyunculuk mesleğinde sağlam adımlarla ilerlemeye devam ederken, aynı camiadan olan Arzum Onan ile 1996’da mutlu bir evliliğe imza attı.  Bu evlilikten Can ismini verdikleri oğulları dünyaya geldi.  Duruşuyla, yaşadığı hayatla her daim güzel bir portre sunan Mehmet Aslantuğ, CNN TÜRK’e verdiği cevaplarla bir kez daha ne kadar nafi düşüncelere sahip olduğunu ve bilgi birikiminin yoğunluğunu tüm Türkiye’ye kanıtladı.

Buket Aydın tarafından Mehmet Aslantuğ’a yöneltilen soru ve muhteşem cevapları;

Babasız büyümek size ne kattı ya da sizden ne attı?

Oğlum Can doğduktan sonra ben onunla beraber yetim çocukluğumu da büyüttüm. Dolayısıyla sezgisel davranmam gerektiğini düşündüm ve öyle davrandım. Bir takım baba-oğul ilişkilerine tanıklık ettik, bu konuda ilgili yazılmış onlarca kitap ve söylenmiş söz var ama bu işlerde 2+2=4 etmiyor. Sadece babasız büyümedim. Biz 78 kuşağı ilginç bir iklimde büyüdük. Başka sıkıntılar yaşadık ve şimdi de sıkıntılardan arınmış değiliz. Bunun üstüne bir de yetimlik… İnsan sıkıştığında soru sormasa bile kendisine bazı soruların cevabını bir baba figüründen alması hayatın büyük bir cömertliği. Bu cömertlikten mahrum kaldım. Babamı kaybedince kasabaya yerleştik. Çocukluğumda en nefret ettiğim soru “Kimin oğlusun?” sorusuydu. “Tanımazsınız” falan diye geçiştirirdik. Çocukluğum kasaba ortamında geçti. Belki sabretmeyi, metaneti öğrendik. Baba-oğul, baba-kız ilişkilerine batkımızda içimde hiç kıskançlık yaşadığımı hatırlamıyorum. Kendimi öyle yakalamadım. Babasız büyümenin bana kaybettirdiği şeyleri bir psikologla oturup konuşsam ortaya çıkartır diye düşünüyorum. Ben onları ortaya çıkaramam ama muhakkak birçok kaybettirdiği şey vardır.

Arzu Hanım’ın hastalığı ilişkinizdeki hangi aşamaydı? O dönem hangi eşiği atlattınız? (Arzum Onan bir süre kanser tedavisi görmüştü)

2004-2006’da yaşanan bir süreçti o. Arzum çok soğukkanlı ve çok metanetli. Bunu sadece ben değil yakın dostları da söylüyor. Son 15 yılda heykelle tanıştıktan sonra çapraz okumaları, bizim sohbetlerimizin artması ve yaş olarak 45’lerin üzerine çıkmasıyla olgunlaştı tabi. Aşk sahiden evrelere everilebiliyor. Derler ya; “Her aşkın içinde bir tür savaş vardır ve aşk bazen savaş kadar çetrefildir.” diye. Bir şey hatırlatmak istiyorum. Erkeklerin böyle bir sorunda kadınlarından uzaklaşmak için sebep aradıklarını düşünenlerden değilim. Yoldaşlık böyle bir şey olsa gerek. “İyiyken iyiyiz şimdi birazcık sıkıntımız var ve buna birlikte göğüs gereceğiz, daha çok el ele tutuşacağız.” diyememek için ne sebep olabilir ki. Kadından erkeğe ya da erkekten kadına. Bizim galiba biraz çabaya ihtiyacımız var. Cinsiyetten bağımsız söylüyorum. Çaba ve samimiyet bazı şeyleri çözecek.

O geceden sonra Ahmet Kaya ile görüştünüz mü? ( Ahmet Kaya’ya düzenlenen linç girişimi hakkındaki bir soru)

Bizim Ahmet ile çok yakın bir dostluğumuz yoktu.  2 kez bir arada olduk. Linç girişiminden sonra Fransa’ya gitti görüşemedik. Onun öncesinde görüştük. Bu tür beyanlardan rahatsız olup, kahramanlık türküleri söyleyen ve memleketin geleceğini, birliğini, dirliğini dillerinden düşürmeyen arkadaşların ne yaptıklarına dönüp bir bakmaları gerek. O zamanki fikrim de öyleydi bugün de öyle. Ahmet ile bu ülkenin dününü, bugününü, sıkıntılarını, mutluluklarını haftalarca sabaha kadar konuşabilirsiniz. Orada bu linçe katılanlarla bu konuları iki saat bile konuşamazsınız. Bu benim meziyetim değil. Bu toplumun ne yazık ki süzgecindeki sıkıntı. Oradaki reflekse neden olan şey; sadece haksızlık değil, bir muhakeme ve mukayesedir. 
Sosyal medyada adınıza açılan hesaplardan dolayı başınız ağrıyor mu?

Başım ağrımadı, ağrıması için de bir sebep yok. Sizin adınıza beyanda bulunmanın miktarını arttırabilirler ve her şeye maydanoz oluyormuş gibi bir tablo çıkabilir ortaya ama sosyal medya kullanmadığımın duyurularını yaptım ve bizi bilen zaten biliyor. Başım ağrımadı, ağrıması için bir sebep yok, ağrır diye bir korkum da yok. Bir takım sevenlerin fan sayfaları açmaları ya da alıntılar yapması anlaşılabilir bir şey. Sadece hakaret içeriyor mu? Çirkinlik var mı? Küfür var mı? Falan gibi dönüp bakmak lazıma arada. Ona bakmayı bazen unutuyorum ama yapmıyorlar. Bildiğim kadarıyla…

 

 

Mammatus Bulutları Nedir?

Mammatus Bulutları Nedir?

Okyanus ve büyük deniz kıyılarında görülen Mammatus (mammatocumulus) bulutlarının Türkiye’de kullanılan ismine Memeli kümülüs denmektedir. Bir çeşit bulut kümesi olan bulutların görünümleri bilindiğinin aksine alt kısmında pürüzsüz yuvarlak kabarmalar oluşmaktadır.

Ülkemizde çok en şekilde görülen mammatus bulutları en çok Amerika Birleşik Devletlerinde ve Avustralya’da sıklıkla görülebilmektedir.

Bu bulutlar görüldükten kısa bir sonra gözden kaybolmaktadırlar. Gökyüzünde oluşan bu bulut kümeleri havanın kararsız olduğunu ve kötü havanın yaklaştığının habercisi olarak algılanır.

Tam olarak neden oluştukları henüz kesinleşmese de fırtına öncesi oluştuğu söylenmektedir.

Kriptomnezi Nedir?

Kriptomnezi Nedir?

Daha öncesinde bildiğimiz bir düşünceyi, her hangi bir bilgi veya yaratıcı imgeyi kendi ait gibi hatırlama ve tekrar etmeye verilen addır.  Öğrenildiği unutulan, yeni bir bilgi olduğuna inanılan ön yargılı hatıradır. Kişi belleğinde kalan bilgiler sezgi, fikir olarak yeniden ortaya çıkmaktadır.

Bu duruma dürüst yalancılık da denilebilmektedir.  Kişiler orijinal kaynaktan uzaklaştığında, belleklerinde kalan bilgi ileri ki zamanlarda kendi düşüncesi gibi ortaya çıkmaktadır.

Kriptomnezi kelimesini ilk defa Théodore Flournoy adlı psikiyatrist kullanmıştır. Kriptomnezi de bilerek ve isteyerek farkındalık yoktur, çoğu zaman ise hırsızlık/aşırma ile karışabilmektedir.

Bilinçaltımızın bir oyunu olan kriptomnezi genellikle yaratıcı işlerle meşgul olan kişilerde sıklıkla görülmektedir. Örnek verilmek istenirse; Nabokov’un Lolita adlı eseri bir süre boyunca çalıntı iddiasıyla anılmıştır.  Alman yazar Heinz von Lichberg’ın 1926’da yazdığı bir esere çok benzediği ve tamamen aynı olduğu iddia edilmiştir.

Romanın fikrini çaldığı için suçlamayan Michael Maar, yazar hakkında şu sözleri söyleyerek kriptomneziye yatkın bir cümlü kurmuştur.

“Bu öyküyü yıllar önce okuyup, sonra kendi fikriymiş gibi yeniden keşfederek yazmış olabileceğini” belirtmiştir.

 

3 Milyon Yıllık Lanetli Umut Elması (Hope Diamond)!

3 Milyon Yıllık Lanetli Umut Elması (Hope Diamond)!

Dünyaca ünlü, sahiplerine uğursuzluk ve felaket getiren Umut elması üç milyonluk tarihi geçmişiyle hala ilgi odağı olmayı sürdürüyor. İnsanlar tarafından lanetlenen Umut elması ayrıca bu zamana kadar bulunan en büyük mavi elmaslardan biri olma ayrıcalığına sahiptir.

Mavi renkte olan ve 112 karatlık olan değerli Umut elması oldukça serttir ve içinden yalnızca ışık geçebilir, fiyatı ise dudak uçuklatıyor. İlk olarak 1600 yıllarda Hindistan’da ortaya çıkan elmas, savaş tanrıçası Shiva heykelinin üçüncü gözü olarak sergilenmekteydi.  Tanrıça tarafından lanetlendiği düşünülen elmasın ardından ölüm ve uğursuzluk getirdiği yaşanan olaylarla ortaya çıkmıştır.

Shiva heykelinden çalınmasıyla daha sonrasında değerli taş tüccarı Jean Baptiste Tavernier’ın eline geçer.  Elindeki bir çok değerli taşlarla birlikte Umut elmasının da olduğu sandığı Fransa kralı 14. Lois’e satmıştır. Tavernier kıymetli taşı elinden çıkardıktan sonra Rusya’da köpeklerin saldırısına uğrayarak ölmüştür. Taşın sahip olduğu negatif güçlerin ilk kurbanı olarak bilinen 14. Lois, 1673 yılında elmasın daha çok parlamasını isteyerek kesilmesi emrini vermiştir.  Kesilerek 67 karata düşen elması kurdeleyle boynuna takarak sergileyen kral sırasıyla önce oğlunu, erkek kardeşini, torununu ve torununun eşini kaybetmiştir.

14. Louis elmasın lanetli olduğunu düşünerek takmayı bırakmasına rağmen kangren olarak hayatını kaybeder.  Mavi elmasın yeni sahipleri olan 16. Lois ve eşi Marie Antoinette lükse ve şaşaaya düşkünlükleri ile biliniyordu.  1789’daki Fransız Devriminden sonra ülkeden kaçmaya çalışan çift yakalanarak giyotinle idam edildi.

1872 yılında diğer değerli elmaslarla birlikte mavi elmasta kraliyet mülkünden çalınarak ortadan kayboldu. 1839 yılında yeniden sahneye çıkan mavi elmas, İngiltere’de ortaya çıktı.  Amsterdamlı bir elmas tüccarının elinde olan mavi elmas, tüccarın oğlu Hendriks Falls babasından çaldığı elmasın yeni sahibiydi.  Elması ele geçirdikten bir ay sonra intihar etti.

Henry Philip Hope’nın değerli taş koleksiyonun de yer alan mavi elmas kayıtlara Hope Elması olarak geçirildi.  Ve o günden itibaren adı Umut elması olarak anılmaya başlandı.  Hope ailesi elmasa sahip olmalarıyla bir çok uğursuzluğa maruz kaldı, devamında ise elması Fransız Jacquez Calo’a sattı.

Yeni sahibi ise kısa bir süre içinde intihar ettiğinde elmas, Matmazel Landre adında bir dönsüzün boynunda görüldü.  Matmazel Landre evli aşığı tarafından öldürüldü.  Kıymetli taşlara zaafı olduğu bilinen II. Abdülhamit yarım milyon dolarak ödeyerek Hope elmasını satın aldı.

Satın almasının ardından sonraki yıl tahttan indiren II. Abdülhamit’in elması olarak satışına sunulan Hope Elmasını ünlü mücevherci Pierre Cartier aldı.  1910’da yine el değiştirerek zengin Amerikalı bir kadın olan  Evalyn Walsh Mclean’a geçti.  Mclean taşın şans getirdiğine inanarak boynundan bir kez bile çıkarmadı.  Ama uğursuzluk silsilesi devam ediyordu ve ilk olarak 9 yaşındaki oğlunu trafik kazasında kaybetti ve ardından kızı intihar etti. Kocası ilk olarak akıl hastanesine kaldırıldı ve 1941 de hayatını kaybetti.

Mclean’ın hayatını yitirmesi sonucunda arkada kalan borçların ödenmesi için satılan elması New York’lu bir mücevherci olan Harry Wiston satın aldı.

Taşın geçmişini ve arkasında taşıdığı lanetin farkında olan Wiston, daha fazla insana zararı dokunmaması amacıyla  Smithsonian Enstitüsüne bağışladı. 10 Kasım 1958’den  bu yana orada sergilenen elmas, hala bir çok kişi tarafından ziyaret ediliyor…

 

Kitap Yazarak Milyarder olan Yazar Kimdir?

Kitap Yazarak Milyarder olan Yazar Kimdir?

Başlığa bakıldığında aklınıza mutlaka bir iki isim gelmiştir sanıyoruz.  İsterseniz işinizi kolaylaştıracak küçük bir ipucu daha verelim.  Çocukluğumuzun ve gençliğimizin ilk yıllarında hepimiz mutlaka Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu da okumak istemişizdir.

Tebrikler, sonunda doğru cevabı buldunuz.  Dünya üzerinde kitap yazarak milyarder olan yazarımız J. K. Rowling tarihe geçen Harry Potter serisinin yaratıcısı.  Zorlu bir hayattan, maddi zorluklardan kitaplara ve yazılarına tutunarak başarı hikayesini yeniden yazan kahramanımız diyebiliriz ona.  Onu yeniden şekillendiren, iyileştiren ve hayal dünyasında barındırdığı mucizeleri Harry’nin büyülü serüveninde bizlere aktarmayı seçti.

Haklı şöhretiyle ünlü yıldızları sollayan J. K. Rowling, hiçte sandığınız gibi refah bir hayattan gelen zengin biri olarak atılmamış bu sektöre.  Hayat hikayesini sizler için derleyerek muhteşem başarı öyküsünün hepimize ibret olması ve teşvik etmesi için paylaşıyoruz.

J. K. Rowling 31 temmuz 1965’de İngiltere de gözlerini dünyaya açtı. Çocukluk döneminde kilolu, kavanoz dipli gözlükleri ve çilleriyle görünmeyen tiplerden birisiydi.  İçine kapanık, çoğu sporda başarısız bir dönem geçirdiği biliniyor.  Tek eğlencesi ise küçük kız kardeşi Dianne ile Wye nehrine yaptığı küçük gezintilerdi.

Yüksek öğrenimini  Exeter Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı bölümünde tamamladığında ise Londra’ya taşındı.  Bu süreçte iki lisan bilmesi nedeniyle sekreter olarak çalışmaya başladı, ama mutlu değildi. Ona göre ‘‘Onlar, yabancı lisanın, iyi bir sekreterin kariyerinde elzem olduğu fikrinden yola çıkıyorlardı. Oysa bir türlü organize olmayı beceremeyen bendeniz, bu dünyada sekreterlik yapabilecek son kişiyim’’diyordu.

Küçüklüğünden ve ergenlik döneminden bu yana tek kurtarıcısı yazmak olmuştu. Yazıyor, yazıyor ama katiyen paylaşmıyordu.  Beğenmediği için yazdığı iki romanı yakacak kadar kendine bu konuda güvenemiyordu.

Televizyon muhabirliği yapan Jorge Arantes ile 16 Ekim 1992’de evlendi. Bu evlilikten Jessica ismini verdikleri bir kız çocuğu sahibi oldu.  Ne yazık ki aile içi şiddet dolayısıyla evliliğini 1995 de bitirme kararı aldı.  Kızıyla birlikte yeni bir yaşama atılan Joanne bekar bir anne olarak işsizdi.

Harry Potter’ın oluşum aşaması ise  Manchester’den Londra’ya yaptığı tren yolculuğunda başladı.  Potter soyadı okul yılları arasında dahil olduğu arkadaş grubundaki bir kız ve erkek kardeşlerin soy ismiydi.  Kendi soyadı ingilizce de yuvarlananla kafiyeli olduğu için çok fazla akran zorbalığına maruz kalmıştı.  Potter soyadıyla da dalga geçilmesine rağmen Joanne için bu soy isim oldukça hayranlık uyandırıcıydı.

Tren raylar üzerinde süratle yol alırken Harry Potter’in mutlaka bir büyücü olması gerektiğine ve büyücülerin yetiştiği bir okulda okuması gerektiği fikrini şekillendirdi. Harry Potter’ın ilk kitabını ise Nicolson’s Cafe ‘de yazdı.  Kitabı yazarken yanında pusette yatan bebeğiyle Felsefe Taşını 5 yılda bitirebildi.  Bu sürecin 4 yılında hem çalışıyor hem kızına bakıyor hemde yazıyordu.

İngilizce öğretmenliği yaptığı sırada Sırlar Odasını 2 yılda yazdı.  Azkaban Tutsağını ise 1 yılda yazarak bu konu da giderek profesyonelleştiğini kanıtlıyordu.

 

Harry Potter’ın ilk kitabı Felsefe Taşını gönderdiği 12 yayınevinden tek tek ret cevabı gelirken sadece bir tanesi basmak için gönül oldu. Bunun nedeni ise yayınevi sahibinin 8 yaşındaki çocuğunun kitabın ilk kısımını beğenmesiydi.  Yayınevi sahibinin erkek okuyucuların bir kadın yazarı okumak istemeyecekleri tavsiyesi üzerine isminin baş harfleri kısaltılarak erkek ismini çağrıştırmasına karar verdi. Ve Harry Potter J. K. Rowling adıyla basılırken, yazarın kendisi dahil kitapların 400 milyonun üzerinde satış yapacağını hayal etmemişti.

Çocuk kategorisinde basılmasına rağmen gençlerin ve yetişkinlerin sevdiği Harry Potter serisi 2001 yılında beyaz perdeye aktarıldı.  Ünü giderek artan J. K. Rowling aynı zamanda satışların üzerinden kazandıklarıyla dolar milyarderi olan ilk yazar ünvanını kazandı.

Birleşik krallığın en zengin kadını olan J. K. Rowling yaptığı yardımlarla ve yazmaya olan sevgisiyle hala üretmeye devam ediyor.

Başarısını ve azmini tebrik ederken, milyonlarca insanla harika hayal gücünü paylaştığı için minnettarlığımızı sunuyoruz…