Canlı Yayın Yaptığı Sırada İntihar Etti!

Tugay Tokmak (25) isimli genç, sosyal medyada başlattığı canlı yayın esnasında başına dayadığı av tüfeğiyle intihar etti.  Adana’nın Ceyhan ilçesinde yaşayan genç adam, saat 23:30 sularında Doruk mahallesinin yakınlarındaki ormanlık alana gitti.  Ormanlık alanda motorsikletinin üzerine cep telefonunu sabitleyerek instagram hesabından canlı yayın başlattı.

Açtığı canlı yayını yakınlarının izlediği bir anda evden getirdiği av tüfeğini başına dayayan Tugay Tokmak, izleyenlerin karşısında tetiği çekerek intihar etti.  Yakınlarını şoka uğratan olay sonrasında polise haber vermeleriyle olay yerine ambulans sevk edildi.

Ambulansla Ceyhun Devlet Hastanesine kaldırılan genç ağır yaralıydı.  Doktorların tüm müdahalelerine rağmen Tugay Tokmak hastahanede yaşamını yitirdi. Jandarma gencin intiharı üzerine olayla ilgili soruşturma başlattı…

 

Diğeri Ölmeden İnsanlarla İletişime Geçmeyen Gibbons İkizlerinin Gizemli Hikayesi

İlk defa duyulduğunda insanı dehşete düşüren bir çok gerçek hayat hikayesi günümüzde hala merak konusudur. Gizemini koruyan bu hikayeler işitildiğinde tüyleri ürpertirken çoğu zaman korkmamıza neden olur. Nedeni bir türlü açıklanamayan esrarengiz hayat hikayeleri bilimsel yönden bir çok araştırmacının da dikkatini üstüne çekmektedir.

İlk defa duyanların merakını celbeden gerçek ve yaşanmış bir hikaye olan Silent Twins, Sessiz İkizler tüm dünya tarafından merak edilen bir geçmişe sahipler.  Karayipler deki Barbados adasında 1963 yılında dünyaya gelen tek yumurta ikizlerinin adları Jennifer ve June idi.

Kraliyet hava kuvvetleri adına çalışan teknisyen babayla, ev hanımı olan annenin ilk çocuklarıydı.  Bebekler dünyaya geldikten sonra Gibbons ailesi Galler’ e taşındı. İkizler birbirlerine o kadar bağlıydılar ki etle tırnak gibi her zaman bir aradaydılar.  Hatta kendi aralarında sadece kendilerinin anlayabileceği bir dil geliştirmişlerdi.  Kendi aralarındaki dile cryptophasia ismini vermişlerdi.

Taşındıkları bölgedeki okula başladıklarında siyahi oldukları için dışlanmalarının ardından içlerine kapanan ikizler, geliştirdikleri dili daha çok kullanarak diğer çocuklarla iletişim kurmadılar.  Çevrelerindeki insanlar kızların kullandığı dili bir türlü anlamıyordu. Birbirlerinin verdikleri tepkileri ve hareketleri taklit eden ikizler artık birbirlerinin kopyası gibi hareket etmeye başlıyorlar.  Küçük kardeşler Rose dışında kimseyle iletişime geçmeyen ve konuşmayan ikizler sadece birbirleriyle konuşmayı sürdürüyorlardı.

İkiz kız kardeşler kendi aralarında bir anlaşma yapmışlardı.

“Eğer bir gün, birimiz ölürse, diğerimiz normal bir hayat yaşayacak ve diğerleriyle konuşacak.”

Gibbons ailesi kızlarının gidişatının iyice kötüye gittiklerini anladıklarında terapist önerisiyle ayrılmaları gerektiğini düşünerek ikizleri 14  yaşında ayrı yatılı okula gönderdiler.  Ayrı okulda olmalarına rağmen başkalarıyla iletişim kurmayan ikizler tekrar bir araya geldiklerinde kendilerini bir odaya kapatarak bir kaç yıl herkesten uzak yaşıyorlar.

Baş başa oda kapandıkları yıllar boyunca Gibbons ikizleri öykü yazarak birbirlerine sesli şekilde okumayı sürdürüyor.  Posta aracılığıyla çalışan yaratıcı yazarlık kursuna katılarak roman yazmaya başlayan ikizler, yazılarnı bastırmak isteseler de başarısızlıkla sonuçlanıyor. İkizlerin yazdıkları roman ve öykülerde yarattıkları karakterlerin suça meyilli olması ve tuhaf davranışlar sergilemesi yazdıklarını ilginç kılıyor.  Birbirine bağlılıklarıyla tanınan ikizler devamında birbirlerini öldürmeye çalışıyorlar.  İkizlerin biri diğerini radyo kablosuyla boğmaya çalışırken diğer kardeşiyse onu köprüden atarak öldürmeye çalışıyor.

Tuhaf ikizler büyüdükçe bazı suçlar işleyerek 14 yıl boyunca kalacakları akıl hastanesine kaldırılıyor. Hastane de yüksek doz ilaçlar verilen ikizlerden Jennifer da tik ortaya çıkıyor. İlaçların dozajını düşüren doktorlar ikizlerin yeniden yazmalarını sağlamaya çalışsa da kızlar yazma yeteneklerini kaybettiğini söyleyerek bir daha öykü ve roman yazmıyor. Birbirlerinde ayrı odalara kapatılmalarına rağmen ikizler, ayrı odalarda birbirlerinin aynısı hareketleri sergilemesi bir çok kişiyi şaşırtıyor.

Hastaneye kapatılan ikizler adına basında “Dahi ikizler konuşmuyor” şekilde haberler yapılırken, ikizlere yapılan zeka testlerinde gerçekten de çok zeki oldukları ortaya çıkıyor.  Kızlar yıllar önce yaptıkları anlaşmayı yürürlüğe koyarak ikisinden birinin ölmesi gerektiği kararına varıyorlar.  Aralarında tartışarak kimin ölmesi gerektiği kararına sonunda varıyorlar.  Jennifer ikiz kardeşinin normal bir hayat yaşayabilmesi için ölmeyi kabul ediyor.

O zamanlarda arkadaş oldukları bir gazeteciye ise kararlarından bahsediyorlar.

“Marjorie, ben öleceğim. Karara vardık.”

İkizlerin başka bir hastaneye sevk edildiği 1993 mart ayında, kardeşinin omzuna yaslanarak uyuyan Jennifer bir daha gözlerini açamıyor.   Jennifer hastaneye kaldırılmasına rağmen hangi sebeple öldüğü bulunamıyor, vücudunda hiç bir zehre yada ilaca rastlanmayan kızın ölüm sebebinin kalbinde ani gelişen bir patlama olduğu söyleniyor.

İkizlerin tek arkadaşı olan gazeteci Wallece’ye konuşan June, kardeşinin açıklanamayan ölüm sebebi için tüyler ürperten bir açıklamada bulunuyor.

“Bizler savaş yorgunlarıyız. Uzun bir savaştı ve sonunda birimiz bu kısır döngüyü sona erdirdi. Sonunda özgürüm. Onun karanlık gölgesinden kurtuldum. Nihayet Jennifer benim için hayatından vazgeçti.”

Jennifer’ın bulunan günlüğünde ise okuyanları hayrete düşürecek şeyler yazıyordu.

“Birbirimiz için ölümcül birer düşman haline gelmiştik. Birbirimize bakarken attığımız düşmanca bakışlar sanki üzerimize yapışıyor gibiydi. Kendime sürekli üzerimdeki bu ağırlıktan, bu amansız gölgeden kurtulup kurtulamayacağımı soruyorum. Gölgem olmadan yaşayabilir miyim? Gölgem olmadan hayatımı devam ettirebilir miyim yoksa yavaş yavaş ölür müyüm? 

Tüm bunların cevabını yakında öğreneceğim…”

Hayatta kalan June ise ailesiyle birlikte normal bir yaşantı sürerek Güney Batı Galler de yaşıyor.  Toplumsal iletişimde kabul gören davranışlar sergiliyor…

 

Dünyada Bir İlk: Müslüman LGBT’lere Özel Festival!

Britanya’da yer alan İmaan isimli sivil toplum kuruluşu dünya da bir ilki gerçekleştirecek.  Müslüman LGBT  olmayı kutlamaya yönelik bir Onur Festivali düzenleyeceklerini açıkladı.

Gelecek yıl Londra’da düzenleneceği belirtilen festivali İngiliz sivil toplum kuruluşu İmaan düzenlecek.  1999 yılından bu yana cinsellik, cinsel kimlik ve İslam inancını birbirine bağlamaya çalışan kuruluş, gelecek sene LGBTQI olanlar için bir kutlamaya tertipleyecek.

 “Dünyaya biraz neşe getirelim”  sloganıyla, toplumdan tecrit edilen LGBTQI üyelerini yeniden kazanmak amacını güttüklerini belirtti.  LGBTQI olan kişilere kötü muamele yapıldığı, homofobik ve transfobik ve İslamofobik  kişiler tarafından psikolojik saldırıya uğradıkları vurgulandı.

İmaan sivil toplum kuruluşunun yönetiminde olan Lezbiyen hakları savunucusu Anjum Mauj, İmaan’ın LGBT’li kişilere güvenli bir sığınak kurmak niyetiyle kurulduğunu belirtti.

Kuruluşunun 20. yılını eşi benzeri görülmemiş bri festivalle kutlamayı planlayan kuruluş, internet üzerinnden fon toplamaya başladı.  Hedefleri 5 bin toplamakken şimdiden 3 bin sterlinden fazla bağış toplamayı başardılar.

Eleştirilerin Hedefi Olan Göğüs Yastığı İcat Edildi!

Geçtiğimiz günlerde bir yastık firması kadınlar için özel olarak bir ürün tasarladı.  Göğüs terlemesine ve göğüs kırışıklarını önleyeceğini belirttikleri Göğüs yastıkları satışa sunuldu.  Sosyal medyanın diline düşen Göğüs yastıkları acımasızca eleştirilirken, çözümden çok hedefe dönüştü.

İspanya menşeili Sleep & Glow isimli yastık firması kadınlar için tasarladıkları göğüs yastıklarıyla, uyurken göğüslerin kırışmasını engellemek için bir çözüm üretti.  Kırışık oluşumunu önlediği ileri sürülen ürün yüzde yüz ipekten imal edilmiş.

Türk lirasıyla 346 TL’ye satışa sunulan ürün sosyal medya da eleştiri yağmuruna tutulurken, nadir iyi yorumlar yapıldı.  Firma resmi intagram hesabından sadece olumlu yorumları paylaşıyor.  Yapılan olumsuz yorumlar ise şöyle;

Hayatımda bu kadar gereksiz bir ürün daha görmedim. Kadınların vücutlarından elinizi çekin.’
‘Yaşlandıkça kırışıklardan kaçamayacağız. Bu aptalca.

Göğüslerimizin arasına tanga koymamızı mı söylüyorsunuz?

 

Kadınlar lütfen olduğunuz gibi mutlu olun, insanların size nasıl görünmenizi istediklerine karar vermelerini sağlamayın.’

Yastık firması gelen eleştiler karşısında bir açıklama da bulunarak kadınların göğüs terlemesine karşın göğüslerinin arasında havlu koyduğunu öne sürerek, daha kullanışlı ve pratik bir ürün tasarladıklarını belirtti…

Sosyal Medya Cellatları

Sosyal Medya Cellatları

Farklı düşüncelerin insanlarıyız, bu hem kabulümüzde hem de zihnimizde ilerleyen bir dürtü halinde.  Hasım ve hısımlarımızla insanoğlu arasındaki yerimizi aldık, saflarımızı sıkı tutuyoruz.  İdeolojilerimizi önemserken, kültürel farklarımızı birbirimizin gözüne sokmadan yaşayıp gidiyoruz.

En azından bir kısmımız bu şekilde yaşamayı sürdürebiliyor, ancak aramızdaki bu yazısız anlaşmayı görmezden gelerek saldıranlar da var.  Bu saldırganlar sözlerini bıçak niyetine kullanarak omurgamıza vurmaya çalışıyor.  Can havliyle omzumuzdan geriye baktığımızda bu kişiyi ömrümüzde ilk defa görerek büyük bir şaşkınlık yaşıyoruz.  Belki de aynı şehirde, aynı iklime bile doğmuş değiliz, ayaklarımız aynı sokakları hiç arşınlamamış.

Gözleri yabancıl, sözleri yabancı bu kişiler hiç durmaksızın hayatta tutturduğumuz zemini sallayıp çekiştiriyor.  Katlandığımız zorlukları eleştiriyor, kabullenerek iyileştirmeye çalıştığımız yaşamı ve sıkıntıları başımıza kakıyor.  Yanlışın içinde olduğumuzu yinelerken, kötücül ve meşum oklarıyla bizi tam da on ikiden vurmaya çalışıyor.

Sosyal medya denen illette tanımadığımız, duygularını az çok kavrayamadığımız insanlara ve içinde bulundukları eylemleri protesto edebileceğimizi zannediyoruz.  Ne hastalık, ne ölüm, ne de akıtılan terler umurlarında.  Giyim kuşamlarını, saçlarına taktıkları bandanayı, boyunlarına geçirdikleri kolyeleri, okudukları kitapları yargısız infazla giyotine götürüyorlar.

Sanırsınız yasal mevzuatların kâşifi ve uygulayıcısı olan bu kişiler, içlerinde barındırdıkları salt ve yalın menfi fikirlerle ipinizi çekiyor.  Toplum hiyerarşisi karşısında cellat rolünü oynayan şahsiyetler, sosyal medyada atlarını istedikleri gibi koşturarak sadece bir andan ibaret olmayan denenmiş ve tecrübe edilmiş bütün yıllara sahip insanları vicdan mahkemelerine çıkarmadan, sallandırıyor.

Acılarda birleşmiyor, gönüldaş olmayı yürekten isteyerek dokunamıyorlar insan yüreğine.  Katı olmaları öğretilmiş, daima eleştirel yaklaşıp direkt hükme gitmeleri dikte edilmişçesine. Kısaca toparlamak gerekirse; tahammülsüzlük ve hoşnutsuzluk karıştıkça harca kültürel ve ideoloji farklılıklarıyla bir türlü homojen bir karışımı oluşturamıyor.  İnsanın yaradılış amacı olan sevme ve sevilme meziyeti unutuluyor, kanıksanmamış bir öğretiden ibaret kalıveriyor…

 

-Semra Şenol

 

Öğrencilerle Velilerin Öğlen Arası Eziyeti Devam Ediyor!

Yeni eğitim düzenlemesiyle birlikte ikili öğretim yerine tam güm eğitim sistemine geçildi.  OECD ülkeleri dahil tam gün eğitime geçen Türkiye, Milli Eğitim Bakanlığının da önderliğinde hazırlanan yürürlükle tüm ilkokul ve ortaokullar da uygulamaya geçildi.

Öğrenciler sabah 08:30 da derse başlayarak öğleden sonra 15:00’a kadar ders görüyor.  15 dakikalık teneffüslerin haricinde  70 dakikalık öğlen tatili veriliyor.  Uzun öğlen saatlerinde verilen bu süre içinde öğrenci öğle yemeğini okulda veya evine giderek yemesi bekleniyor.  Milli Eğitim Bakanlığın ideal eğitim olarak gördüğü tam gün eğitim uygulaması bazı okullarda istenilen etkiyi ne yazık ki yaratamadı.

Osmaniye’de eğitim veren  okullarda yemekhane bulunmayışı ve trafik unsuru göze alındığında hem öğrenci hem de veliler için tam gün eğitim uygulaması çileye dönüştü. Öğle yemeği getiren veliler çocuklarına caddelerde, okul bahçesinde ve parklarda çocuklarına yemek yedirmeye çalışıyor.

İmza toplayarak tam gün eğitimin kaldırılmasını isteyen veliler, ikili eğitimin tekrar yürürlüğe girmesini talep ediyor.  Okulların bahçesinde öğle saatlerinde akın eden velilerin görüntüleri sosyal medyaya dağıtılırken, yetkililerin sesini duymalarını bekliyorlar.

 

Mahmut Ali Kirmit İlkokulu öğrencilerinin velileri kameraya yansıyan görüntülerinde, aileler çocuklarını mahalle aralarında ya da banklarda yemek yediriyor.  Veliler ve öğrenciler için eziyete dönüşen tam gün eğitim uygulaması ayrıca çocuklar için zorlayıcı özelliklere sahip.  Kış aylarının soğuğunda çocuklarını beslemek için okul bahçesine koşacak olan veliler, Milli Eğitim Bakanlığının bu duruma el atması için şikayetlerini bildiriyorlar…

 

Kimsesizler Durağı

Kimsesizler Durağı

Önce yağmur yağdı, sonra gök kuşağı çıkageldi.

Kimsesizlerin durup dinlendiği durağı, düşünmeden geçip gitti.

Yüklüydü, omuzlarına asılan ıslaklığın kokusu rutubetli.

Ceketinin üsten ikinci düğmesi noksandı,

Suretini kaplayan kırışıklarda, geçmişin karabasanları raks ediyordu.

 

Kuru öksürükleri yılgındı, fazlasıyla üzgün bakardı bakışları.

Kalabalıklar arasında yaşayamazdı hâlbuki.

Rıhtımda demirleyen balıkçı teknelerine el sallardı,

Geceleyin yıldızları izlemek için duraksardı, çıplak gök yüzlü sokaklarda.

Üstünde daima ince, deliklerle dolu ceketi sarkardı.

 

Birkaç kadehle avunmasını bilirdi güya, şişenin dibini bulmadan hemen önce.

Uykusunda sayıkladığı ismi, ağzına almaktan kaçınırdı.

Utanırdı halinden, eğer bir gün bir sokak köşesinde rast gelseydiler.

Kirli ellerini arkasına saklayacağını, birbirine karışan saçı sakalına katiyen dokunmayacağını tahmin ederdi.

Hırpani giysilerinden, yaşlılığın bulaştığı bedeninden,

Ve dahası örümcek ağlarıyla kaplanan beyninden çekinirdi.

 

Ne eskiyi diriltebilirdi, ne de gençliğini geri kazanabilirdi.

Bir ölmek kalmıştı geriye, tıpkı bir sığıntı gibi köşeye sinerek,

Dünyayı kaybettiği delikte bırakacak mütevazı şekilde gidebilmek.

Cisme bürünen bedeninden başka koyup da arkada bırakacağı ne vardı ki;

Kimsesizler durağının tek sakiniydi, mecburi varlığını yüklemeden silinebilirdi…

 – Semra Şenol