Kelime Kökeni: Farsça-tamlama
– Ufuk, çevren, göz erimi
Cümle içinde kullanımı: “Leb-i hadrâ ağarırken kanlı gözlerimin feri sönüyordu annem!”
Kelime Kökeni: Farsça-tamlama
– Ufuk, çevren, göz erimi
Cümle içinde kullanımı: “Leb-i hadrâ ağarırken kanlı gözlerimin feri sönüyordu annem!”
Kelime Kökeni: Farsça-tamlama
– Sahil, deniz kenarı, kıyı
– Denizin dudağı
Cümle içinde kullanımı: “Eski köşkümüzün ön cephesi leb-i deryâ manzaraya sahipti. “
Kelime Kökeni: Farsça
– Sevgilinin dudağı
Cümle içinde kullanımı: “Leb-i cânân’dan duyduğum her müspet sözde öldüm öldüm dirildim. “
Kelime Kökeni: Farsça-tamlama
– Gölge, silüet
– Güneşin dudağı
Cümle içinde kullanımı: “Gece karanlığında arkamdaki ışığa vuran leb-i âftâb ödümü kopardı. “
Kelime Kökeni: Farsça
– Dudak, şefe
– Kenar, kıyı
Deyim: Leb demeden leblebiyi anlamak, daha söze başlamadan ne diyeceğini anlamak
Cümle içinde kullanımı: “Yüzüme lebime bak ve ne diyeceğimi oku, bundan sonra sana taviz vermeyeceğim. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Adilik, alçaklık, bayağılık, sıradanlık, denaet, zillet, kötü mizac
Cümle içinde kullanımı: ” Gözü kör olasıca herifin le’âmet huyu yüzünden herkes bize düşman oldu. “
Kelime Kökeni: Arapça-le’âlî+Farsça-feşân
– İnciler savuran, inciler döken, inciler saçan
Cümle içinde kullanımı: “Sevdiğim denizim, mavi bağrından le’âlî-feşân kollarıma. “
Kelime Kökeni: Arapça-ad
– İnciye özgü, incilere ilişkin, lü’lüler
Cümle içinde kullanımı: “Le’âlî tarzında olan bu taşın sedefe benzemesi de bundan ötürüdür. “
Kelime Kökeni: Arapça-lü’lü
– İnci, inciler
– İstiridye cinsi kavkılı deniz canlılarının içinden çıkan kıymetli taş
Cümle içinde kullanımı: “Babaannemden yadigar kalan bu le’âl benim en değerlim, maddiyattan öte bendeki manevi değeri çoktur. “
Kelime Kökeni: Arapça-sıfat
– Yapışıcı, yapışkan, yapışan
– Değişmez, sabit olan
– Gerekli, lüzumlu
Cümle içinde kullanımı: ” Bu evin lâzib kuralları bulunmaktadır beyefendi uymakla yükümlüsünüz. “