Kelime Kökeni: Arapça
– Dişi arslan, dişi aslan
Cümle içinde kullanımı: “Afrika’da çoğunlukla bulunan lahhâseler kedigiller soyundan gelir. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Dişi arslan, dişi aslan
Cümle içinde kullanımı: “Afrika’da çoğunlukla bulunan lahhâseler kedigiller soyundan gelir. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Sürekli, daimi, ötümlü, devamlı, uzun süreli olarak
Cümle içinde kullanımı: “Lahhâs niyetle yapılan işlerde eski tazelik, vahamet kalmaz. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Yanlış konuşmak veya okumak
Cümle içinde kullanımı:” Lahhânet eden talebelere karşı sonsuz bir sabırla yaklaşmaya çalışıyor. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Yanlış okuyan, yanlış konuşan
Cümle içinde kullanımı: “Hocamız Kur’an-ı Kerim okumalarında lahhân olanın gözünün yaşına bakmazdı. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Bu işte hayır yok, bu işten hayır gelmez
Cümle içinde kullanımı: “Allah biliyor ya sonunda lâ-hayre fîh görünmüyor!”
Kelime Kökeni: Arapça
– Uğursuz, hayırsız, vefasız, meymenetsiz
Cümle içinde kullanımı: “Be lâ-hayr hiç mi Allah’tan korkmazsın yüreğime indireceksin şuracıkta!”
Kelime Kökeni: Arapça
– Acı ve öfke anında, kişinin sabrı tükendiğinde okuduğu duanın kısaltılmış hali.
Cümle içinde kullanımı: “Sen yardım et Yarabbi, La havle vela kuvvete illa billahi’l-aliyyü’l-azim.”
Kelime Kökeni: Arapça
– Şişmanlık, etlilik, semizlik, bakımlılık, semen, tav
– Zayıflık karşıtı
Cümle içinde kullanımı: “Sığırların bahar sonu lâhâmet olmasını lazım ki, kurban bayramında iyi para kazanalım. “
Kelime Kökeni: Farsça
– Sürçme biçimi, sürçme, kayma
Cümle içinde kullanımı: “Lağzîş yürüyüşünden belli daha önce ayağını sakatladığı. “
Kelime Kökeni: Farsça
– Tökezleyen, sürçmüş, kaymış
Cümle içinde kullanımı: “Gece gökyüzünü dolduran yıldızların tek tek lağzîde resmini izleyerek mest oldum.”