Kategori arşivi: Osmanlıca Türkçe Sözlük

Leamet Nedir?

Kelime Kökeni: Arapça

– Adilik, alçaklık, bayağılık, sıradanlık, denaet, zillet, kötü mizac

Cümle içinde kullanımı: ” Gözü kör olasıca herifin le’âmet huyu yüzünden herkes bize düşman oldu. “

Leali-feşan Nedir?

Kelime Kökeni: Arapça-le’âlî+Farsça-feşân

– İnciler savuran, inciler döken, inciler saçan

Cümle içinde kullanımı: “Sevdiğim denizim, mavi bağrından le’âlî-feşân kollarıma. “

Leali Nedir?

Kelime Kökeni: Arapça-ad

– İnciye özgü, incilere ilişkin, lü’lüler

Cümle içinde kullanımı: “Le’âlî tarzında olan bu taşın sedefe benzemesi de bundan ötürüdür. “

Leal Nedir?

Kelime Kökeni: Arapça-lü’lü

– İnci, inciler

– İstiridye cinsi kavkılı deniz canlılarının içinden çıkan kıymetli taş

Cümle içinde kullanımı: “Babaannemden yadigar kalan bu le’âl benim en değerlim, maddiyattan öte bendeki manevi değeri çoktur. “

Lazib Nedir?

Kelime Kökeni: Arapça-sıfat

– Yapışıcı, yapışkan, yapışan

– Değişmez, sabit olan

– Gerekli, lüzumlu

Cümle içinde kullanımı: ” Bu evin lâzib kuralları bulunmaktadır beyefendi uymakla yükümlüsünüz. “

Lâzî Nedir?

Kelime Kökeni: Arapça

– Alev, ateş, od, nâr

– Cehennemin altıncı katı, cehennem

Cümle içinde kullanımı: “Kordur lâzî, içine düşeni yakacaktır günahı olanın boynuna dolanacaktır. “

Lazıme Nedir?

Kelime Kökeni: Arapça-levâzım çoğul biçimi

– Lazım olan şey, gerekli olan nesne, yapılması gerekli olan şey, vazife, görev

– Geçişsiz

– Gerekçe, öngerek, esbabımucibe

Cümle içinde kullanımı: “Mektep hocasının verdiği kağıtları yazma lâzımesiyle sofradan kalktım. “

Lazım Nedir?

Kelime Kökeni: Arapça

– Gerek, gerekli, gereklilik, lüzum, lüzumlu

– Geçişsiz fiil

– Terki caiz olmayan, neseser

Cümle içinde kullanımı:” Sevmek lâzımdır bu dünyayı doğayı ve havayı, insanı ve kuşu. ”

 

Lazık Nedir?

Kelime Kökeni: Arapça

– Yapışkan, yapışıcı, yapışmış olan, bulaşıcı, yapıştırıcı

Cümle içinde kullanımı:” Çam ağaçlarının lâzık balları yenmez.”

Lâzevâl Nedir?

Kelime Kökeni: Arapça

– Yok olmayan, zeval bulmayan, sonu gelmez, zevalsiz

Cümle içinde kullanımı: ” Bin bir derle boğuştum sabrettim lakin hiç bir zaman imanıma lâ-zevâl getirmedim. “