Kelime Kökeni: Farsça-sıfat
– Çok yüksek
– Aşırı yüksek
– Yüce, ulvi
Cümle içinde kullanımı:”Bâlâ-ter mevkilere ulaşanlara dikkat edeceksin, koltuk sevdaları öyle bir kör eder ki onları tanıyamazsın.”
Kelime Kökeni: Farsça-sıfat
– Çok yüksek
– Aşırı yüksek
– Yüce, ulvi
Cümle içinde kullanımı:”Bâlâ-ter mevkilere ulaşanlara dikkat edeceksin, koltuk sevdaları öyle bir kör eder ki onları tanıyamazsın.”
Kelime Kökeni: Farsça
– Yüksekten uçan
– Kendi olduğundan üstün görünmeye çalışan
– Övünen kimse
– Kendini çok değerli görmek
Cümle içinde kullanımı:”Çalımından geçilmez, burnu kaf dağında bâla-pervâzın sanki dünyanın sahibi o.”
Kelime Kökeni: Farsça-sıfat
– Yüce
– Makam
– Kat, yer
– Yüksekte oturan
– Yüksek bir mevkiye sahip
Cümle içinde kullanımı:”Bâlâ-nişîn bir yerde olduğu müddetçe bizlere yukarıdan bakmaya devam edecek bundan eminim.”
Kelime Kökeni: Farsça
– Medreselerde kubbe etrafında bulunan ve müderrilere ayrılan oda
– Tavan arası, çatı arası
– Tavan aralığı
Cümle içinde kullanımı:“Bâlâ-hâne de geçen akşam üstlerini ve öğleden sonralarını hatırlıyorum ne kadar gamsız ve dertsizmişiz.
Kelime Kökeni: Farsça-sıfat
– Yenen, kazanan, üstün gelen
– Güçlü
– Yetkili
– Galip
– Salahiyetli
Cümle içinde kullanımı:“Kelimelerde maharetini gösteren Bâlâ-dest yazarlarımız olduğu sürece Türk edebiyatı asla gücünü kaybetmeyecektir efendiler.”
Kelime Kökeni: Farsça
– Yüksek, yukarı
– Yüksek kat
– Yüce, ulu, ulvî
– Zîr ü pest karşıtı
– Âlî
– Osmanlı devletinde başarılı memurlara verilen mülkî rütbelerden biri
Cümle içinde kullanımı:” Mehmet Beye bahşedilen bâlâ ancak en yüksek memurların ulaşabileceği bir makamdır.”
Kelime Kökeni: Arapça
– Eş, koca, zevç, evlenilen erkek
– Arap cahiliye döneminde varlığına inanılan Güneş tanrısı
Cümle içinde kullanımı:“Arapların bir dönem tapındıkları Ba’l tanrısı aynı zamanda bereketi simgeliyordu.”
Kelime Kökeni: Arapça
– Can, ruh
– Kuruntu, vesvese
– Kalb, gönül, yürek
– Boy, endam, boy pos
– Kol
– Kanat, uçmayı sağlayan organ
– Vücut
Cümle içinde kullanımı:“Öyle bir salınış ki bâl titreten, dilimizi damağımıza yapıştıran bir gösteriş.”
Kelime Kökeni: Arapça-bevâkir, bevâkûrât
– Turfanda sebze ve meyve
– Turfanda sebzecilik
– Sığır sürüsü
Cümle içinde kullanımı:“Bâkûre olarak sınıflandırılan ürünler mevsiminin dışında yetiştirilen gıdalardır.
Kelime Kökeni: Arapça-bakkâl+Farsça-hâne
– Bakkal
– Yiyecek içecek satılan dükkan
Cümle içinde kullanımı:” Günümüzde marketler Bakkal-hâne sahibi esnafların yerini alması ne kadar acı değil mi, samimiyetimizi kaybediyoruz.”