Kelime Kökeni: Arapça-çoğul ad
– Ucubeler
– Şaşılacak şeyler
– Pek tuhaf şeyler
– Acayip ve şaşılacak şeyler
Cümle içinde kullanımı: “Hindistan’ın birçok yeri eâcıb olay ve mekanlarla doludur.”
Kelime Kökeni: Arapça-çoğul ad
– Ucubeler
– Şaşılacak şeyler
– Pek tuhaf şeyler
– Acayip ve şaşılacak şeyler
Cümle içinde kullanımı: “Hindistan’ın birçok yeri eâcıb olay ve mekanlarla doludur.”
Kelime Kökeni: Ad
– Düzmek
– Düzenli bir sıraya koymak
– Tertip etmek
– Şiir gibi nazım koymak
– Sabır
– Dizim
– Bir araya getirmek
Cümle içinde kullanımı: “Çevresinde düzüm düzüm bağlar sıralanırken güneşin yakıcı sıcaklığında terliyordu.”
Kelime Kökeni: Ad
– Düzmek eylemi
– Yalandan icat olunmuş
– Gerçek olmayan
– Sahte
– Hile
– Oyun
– Uydurma
– Düzmece
Cümle içinde kullanımı: “Onca yıldır düzmece oyunlarla akrabalarını kandırıp paralarını çaldı.”
Kelime Kökeni: Sıfat
– Düzelmiş
– Tesviye edilmiş
– Yoluna konmuş
– Mürettep
– Muntazam
– Kadınların yüzlerine sürdüğü kızıl boya
– Pürüzsüz
– Doğru
Cümle içinde kullanımı: “Zamanında bu işi doğru düzgün yapmış olsaydın şimdi pişmanlık çekmeyecektin.”
Kelime Kökeni: Türkçe-düzen+Farsça-bâz
– Dolandırıcı
– Hile yapan
– Aldatıcı
– Hilekar
Cümle içinde kullanımı: “Yolumuzun bir düzenbâza çıkacağını nerden bilebilirdim ki.”
Kelime Kökeni: Ad
– Uydurma söz
– Nazım
– Nizam
– Ev bark
– Aile ocağı
– Oyun
– Hile
– Sistem
– Uyum
Cümle içinde kullanımı: “Düzen dediğin şeyin aslı koca bir boşluktur ancak milyonlarca kişiyi kendine esir eder.”
– Hidayet etmek
– Doğru yolu göstermek
– Bir hususa delalet eylemek
– Bir karışımı istenilen orana göre hazırlamak
Cümle içinde kullanımı: “Öncelikle şu bitkilerin yağlarını düzemek suretiyle bir araya getirelim sonrasında kokularına göre ayırırız. “
Kelime Kökeni: Farsça-sıfat
– İki dilli
– iki ayrı dilde olan
Cümle içinde kullanımı: “Kitaplığımda bu eserin düzebânı bulunuyor okumanızı tavsiye ederim.”
Kelime Kökeni: Farsça-zarf
– Hırsızlık
– Arakçılık
– Çalma
– İzinsiz alıkoyma
Cümle içinde kullanımı: ” Bazı aşklar düzdıye benzer, ortada bir suç hasıl olur ancak suçlu bulunmaz.”
Kelime Kökeni: Farsça-sıfat
– Hırsızlara yaltaklık eden kimse
– Hırsızlara yardımcı olan kimse
Cümle içinde kullanımı: “Düzd-efşâr olan da bir o kadar suçlu, bir o kadar cezaya mahkumdur.”