Kelime Kökeni: Farsça-sıfat
– Lale yanaklı, lale gibi kırmızı yanaklı kimse, lale gibi pembe yanaklı kimse
– Al yanaklı(sevgili)
Cümle içinde kullanımı: “Gülistanı dermem lakin lâle-had yüzünü öpücüklerimle sularım.”
Kelime Kökeni: Farsça-sıfat
– Lale yanaklı, lale gibi kırmızı yanaklı kimse, lale gibi pembe yanaklı kimse
– Al yanaklı(sevgili)
Cümle içinde kullanımı: “Gülistanı dermem lakin lâle-had yüzünü öpücüklerimle sularım.”
Kelime Kökeni: Farsça
– Kırmızı, al
– Lale renkli, lâle-reng
Cümle içinde kullanımı: “Dudakları lâle-fâm rengini almıştır şimdi, mahmur bakan bakışları uykuludur hafiften. “
Kelime Kökeni: Farsça
– Zambakgillerden yaprakları uzun ve mızrağı andıran kadeh şeklindeki çiçek türü
– Ucuna üçlü veya dörtlü çatal geçirilmiş meyve toplamaya yarayan sırık
– Esirlerin, kölelerin veya cezalıların boyunlarına geçirilen demir halka
– Akli dengesi yerinde olmayan kimselerin boynuna takılan demir halkanın ismi
– Tulipa gesneriana
Kelime Kökeni: Farsça
– Çocuk bakısı, uşak, köle
– Sarayda harem ağası
– Osmanlı devletinde şehzadelerin eğitimiyle ilgilenen görevli
– Padişahların sadrazamlara hitap şekli
–
Kelime Kökeni: Arapça
– Konuşma melekesini yitirmiş (kimse), dilsiz, konuşma engelli, dili tutulmuş kimse, ahraz, ses çıkarmayan sessiz
– Yakut gibi kırmızı renkte değerli bir taş
-Koyu kırmızı renkte değerli bir tür mürekkep
– Kırmızı, al, kızıl renk
– Dudak
Cümle içinde kullanımı: “Dili lal olmuş bir kere aşka hangi sevda onu konuşturabilecek güce sahiptir ki?”
Kelime Kökeni: Arapça
– Yüz felci, kısmi felç, ağız çarpılması
Cümle içinde kullanımı: “Annem yaşadığı şok sonrasında inme geçirerek lakve uğradı, şimdi rahat yemek yiyemiyor. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Yerden toplama, derlemek, toplamak, cem’etmek, devşirip kaldırmak, devşirme, bir araya getirip düzene sokma
Cümle içinde kullanımı: “Sabahattin Ali’nin bütün eserlerini lakt ederek halka ücretsiz dağıtmak isterdim. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Anlamsız söz, yararı olmayan konuşma, gereksiz söz, boş laf
Cümle içinde kullanımı: “Laklaka edene itibar edersen yarı yolda kalmaya mahkumsun.
Kelime Kökeni: Arapça-çoğul biçimi lükate
– Yerden kaldırılan şey, sahipsiz kalmış şey
– Sokakta bulunan para, mal veya benzeri
– Sokağa bırakılan yeni doğmuş çocuk
Cümle içinde kullanımı: “Dün evden işe gitmek için çıktığımda lakît buldum, iyice baktığımda içi dolu bir cüzdan olduğunu anladım. “
Kelime Kökeni: Arapça-edat
– Ancak, fakat, ama, şu var ki, şu kadar var ki, amma, yalnız
Cümle içinde kullanımı: ” Lakin bir şeyi gözden kaçırıyorsun üstadım; kalp birini severken özlemin en tatlı şarabını içer. “