Kelime Kökeni: Arapça
– Lecâc, taannüd, ayak direme, çekişme
Cümle içinde kullanımı: “ İstediğin kadar lecâcet et fark etmez bu yolun sonunda benim dediğime geleceksin. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Lecâc, taannüd, ayak direme, çekişme
Cümle içinde kullanımı: “ İstediğin kadar lecâcet et fark etmez bu yolun sonunda benim dediğime geleceksin. “
Kelime Kökeni: Farsça
– Tepme, tekme
Kelime Kökeni: Arapça
– Dar, sıkı olan şey, ensiz
– Geniş karşıtı, bol karşıtı
Cümle içinde kullanımı: ” Eşeğin lecini yemeden, attan düşmeden anlamazsın hele biraz vakit geçsin. “
Kelime Kökeni: Farsça
– Susamış, susuz kalmış, susuz
Cümle içinde kullanımı: ” Zavallı sokaklar da aç biilaç leb-teşne dolanıyordu dayanamadım eve getirdim. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Sarmaşıkgiller, örnek bitkisi sarmaşık olan iki çeneklilerden bitki familyası
Cümle içinde kullanımı: “Botanikle ilgilendiğim sıralarda en çok leblâbiyye türleri ilgimi çekmişti. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Tırmanıcı bir bitki, sarmaşık
Cümle içinde kullanımı: “Bahçe duvarını kaplayan yaşlı leblâb neredeyse yaş olarak benden büyüktür. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Yün, yapağı, yapak
– İlkbaharda koyundan kırkılan tüy
– Yünden yapılmış keçe
Cümle içinde kullanımı: “Çobanların üzerine giydikleri lebed giysiler kışın soğuğunu geçirmez. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Göğüs, sine, iman tahtası, toraks
Cümle içinde kullanımı: “Huzuruma engel olan ley lebânımda gizlidir, kabuk bağlamadığı gibi kanamayı sürdürür. “
Kelime Kökeni: Farsça
– Önü açık giysi
– Önü açık elbise, hırka
Cümle içinde kullanımı: “Zannetmiyorum ki babalığım lebâçe giymeme izin versin.”
Kelime Kökeni: Farsça-tamlama
– Sahil, deniz kenarı, kıyı
– Denizin dudağı
Cümle içinde kullanımı: “Eski köşkümüzün ön cephesi leb-i deryâ manzaraya sahipti. “
Kelime Kökeni: Farsça-tamlama
– Gölge, silüet
– Güneşin dudağı
Cümle içinde kullanımı: “Gece karanlığında arkamdaki ışığa vuran leb-i âftâb ödümü kopardı. “