Tembelliği Yenen Japonların Başarı Sırrı; Kaizen Tekniği Nedir?

Tembelliği Yenen Japonların Başarı Sırrı; Kaizen Tekniği Nedir?

Japonlar tarafından ‘Bir dakikalık ilke’ olarak da adlandırılan Kazien Tekniğinin özü kişinin her gün sadece bir dakika içinde aynı anda bir şeyler yapmaya çalışması fikrini içermektedir.

Japonca da Kai (değişim), Zen (daha iyi) kelimelerinin birleşiminden oluşan Kaizen; sürekli iyileştirme anlamına gelmektedir.  Kaizen üretimdeki küçük ama etkili değişikliklerle iyileştirilmesi ve geliştirilmesini temsil eden bir yöntemdir.

Bu tekniği keşfeden ve bilimsel açıdan ispatlanmasını sağlayan Masaaki Imai, tekniği kişisel hayatın yanı sıra iş hayatında da uygulandığında arkasından başarıyı getirdiğine inanmaktadır.

Üretimi ve çalışkanlıklarıyla dünya tarafından örnek alınan Japonlar, Kaizen tekniğini kullanarak kısa vadede iyileşme, uzun vadede gelişimi amaçlamaktadır.  Yeteneği ve olanakları bir dakika içinde maksimum kullanımına dayanan bu yöntem, tembelliği ve üşengeçliğin üstesinden gelmenizi kolaylaştırdığı gibi kapasitenizi daha etkin şekilde kullanmanıza da olanak sağlamakta.

Kısa vadede 1 dakikaya sığdırdığınız bir kaç işi, giderek daha uzun vadeye yayarak bir çok işin hakkından aynı anda gelmenize yol açıyor.

Geliştirmek ve iyileştirmek istediğiniz bir konu yada iş üstünden tamamıyla odaklanarak 1 dakikanızı vererek çalışmanız, her gün tekrarlayarak başarıyla ulaşmanızı sağlayan Kaizen felsefesi üretimin olduğu her alanda kullanılabilir.

Kaizen tekniği sayesinde erteleme, tembellik etme alışkanlığınızdan sıyrılarak odaklanmanız gereken konular üstünde yoğunlaşmana süreniz artar.  Plan yapma/uygulama sisteminizi geliştirerek sorunlarınızı başarıyla giderme yollarından biridir…

 

Silah Süsü Verdiği Muzla Bankayı Soyan Adam Tutuklandı!

Silah Süsü Verdiği Muzla Bankayı Soyan Adam Tutuklandı!

Olay İngiltere Bournemoth şehrinde yaşanırken, Laurence James Vonderdell isimli vatandaş evsiz kalma korkusuyu yüzünden banka soyarak kendisini hapse atmalarını sağladı.

 

 

25 Martta gerçekleşen olay öncesinde evinden atılan adam geceyi geçirecek bir yeri olmaması yüzünden, poşete sarılı muzla banka soyma girişimine yeltendi.  Barcalys bankasında çalışan veznedara silah süsü verdiği muzu doğrultarak “Bu bir soygundur, paraları bana ver!”  diyerek 1,000 Pound (7376,69 Türk lirası) çaldı.

 

 

 

Çaldığı paralarla 3 kilometre yürüyerek  Bournemouth karakoluna kendini ihbar eden Laurence James Vonderdell soygun yaptığını söyleyerek suçunu itiraf etti.

 

Soyguncu adam için tutulan avukatı Anne – Marie Garvie savunmasında, suçlunun kimseyi incitmek niyetinde olmadığı ve kalacak bir yere ihtiyacı olduğunu ” belirtti.

Hakim karşısında işlediği suçu itiraf eden soyguncu, parayı harcamak gibi bir niyeti olmadığını söyledi, mahkeme kararıyla 14 ay hapis cezasına çarptırılarak tevkif edildi…

Edebiyatta Ekspresyonizm (Dışavurumculuk) Akımı Nedir?

Edebiyatta Ekspresyonizm (Dışavurumculuk) Akımı Nedir?

20. yüzyıl akımlarından biri olan Ekspresyonizm sanatta doğanın olduğu gibi aktarılması yerine iç dünyanın ve duyguların ön planına çıkarılarak temsil edilmesini savunmaktadır. İnsanların gizli düşüncelerini, fikirlerini ve yanlarını açığa vuran bir yaklaşım biçimi olarak bilinmektedir.

Empresyonizm (İzlenimcilik) akımına karşı olarak I. Dünya savaşından  doğmuştur. Ekspresyon Fransızca da  anlatım anlamına gelmektedir. İlk olarak Almanların kullandığı Ekspresyonizm sinema ve resimde can bulmuştur.

Bu akımı benimseyen şairin veya sanatçının dış dünyanın anlamsızlığı ve nesnelerin ruhsuzluğundan sıyrılarak kendi öz sezişini sanatına katması beklenmektedir.

Ekspresyonizmin öncüsü olarak kabul edilen Vincent Van Gogh dışında Herwarth Waiden, Strindberg  akımın diğer temsilcileri arasındadır.

İnsanın iç dünyasının yansıtıldığı sanat eserlerini konu alan bu akımda, somut görsellerden çok bütün duyguların en çıplak hali ve bastırılmış egoların dışa vurumu gözlenmektedir.  Bu sebepten akımın diğer adı ‘Dışavurumculuk’ olarak bilinir.

Bu akımın en iyi örneklerini veren sanatçılar ruhsal durumlarını eserlerinde anlatmaktadırlar. Ekspresyonistler dünyanın anlamsızlığına ruh ve anlam katarak, aklın çizdiği sınırları aşarak insanın öz derinliklerine inmesi gerektiği savını ortaya atmışlardır.

Ekspresyonistler kendi içlerine kapanıp kendilerini gözlemleyerek iç dünyalarını sanat eserlerinde açığa vurmuşlardır.  Bu eserler çoğunlukla fantastik olaylara ve korkutucu söylemlere yer vermektedir.

Eksresyonizm Temsilcileri; Franz Kafka, O’Neil, James Joyce, Eliot‘tur.

 

Çöpteki Kırmızı Ayı

Çöpteki Kırmızı Ayı

Küçük Hasan kirli ellerinin, tırnakları arasına kaçan pislikleri aldırmadan yarım simitini yemeye koyuldu. Tıpkı babası gibi kavruk tenli, koyu saçlı, çelimsiz bir vücudu vardı. Bu küçük bedeni yoksulluğa, kışın soğuğuna, yazın sıcağına karşı dirençliydi.  

Diğer üç kardeşin en küçüğü en sıhhatlisi ve en mutlu olanıydı.  Şafak yenice söktüğünde babasıyla kalkar, sarımsı renkteki gün ışığı dolan sokağa çıkardı.  Sabahları biraz serin olduğundan babası uzun kollu bir kazak giydirmişti Hasan’a. 

Kahvaltı yerine geçen tek simiti ikiye bölüp ona veren babasına gülümsüyordu.  Ne o, ne de diğer kardeşleri mükellef bir kahvaltının sütle, peynirle ya da sucuklu yumurtayla yapıldığını bilmezdi.  Bilmemek çoğunlukla mutluluk getirirdi.  Yokluğunu bilmedikleri varlıkların, lükslerin hasretini çekmezlerdi böylelikle.  

Yarım simitle doyduğunu söyleyen babası karton topladıkları arabayı sürerken, henüz okul çağına gelmeyen Hasan’da üç adım arkasından yürüyordu. Sokaklar sabah işe yetişmek telaşıyla hızlı adımlar atan insanlarla dolmaya başlamıştı.  

Yeşil renkte çöp varillerinin yanına bırakılan karton kolileri arabaya dolduran babasına boş pet şişeleri toplayarak yardım etti. Çoğu zaman yatakta kalıp uyumak isterdi, amma ve lakin iki ablası da okula gittiğinden tek başına evde kalmasına babası izin vermiyordu.

Diplerinden geçen iki dirhem bir çekirdek kıyafetli ablaların, ağabeylerin babasına ve kendisine acıyarak baktığının farkında değildi.  Küçük Hasan onları içtenlikle gülümseyen gözlerinin ışıltısıyla selamlıyordu, bazıları ise duruyor ‘Günaydın’ diyerek onu selamlıyorlardı.  

Vakit öğlene yaklaşmaya dururken babası adını seslendi; “Len Hasan bak sana ne buldum!” 

Hemencecik babasının yanına yaklaşıp ona vereceği şeyi dört gözle bekledi.  Babası yeşil çöp varilinin içinden kırmızı tüylü, bir kulağının dikişleri patlamış beyaz burunlu bir ayı çıkardı.  Neredeyse boyu Hasan kadardı, babası kollarının arasına verdiğinde tüy kadar da hafif olduğunu anladı. 

Neşeyle kırmızı ayıyı bağrına basarken “Benim olsun mu baba, benim olsun mu?” diye sorarken, eğer oynamak isterlerse ablalarına da ara sıra vereceğini geçiriyordu. 

“Olsun ya aslanım, akşam ablan bir güzel yıkayınca tertemiz olur” dedi babası hoşnutlukla gülümserken. 

Küçük Hasan çöp kokan, bir kulağı yırtık kırmızı ayısını havaya atıp geri yakalayarak sevinçle kahkaha atıyordu. Bir kere onun burnuna hiçte pis geliyordu kokusu, hem de yesyeni bir oyuncaktan farksızdı. 

Bu kez okula giden formalı ablalardan bir kaçı durmuş Küçük Hasan’ın içten sevincini, coşkusunu telefonuna video olarak çekiyordu. Küçük Hasan bunun bilincinde değildi, tek düşündüğü ablası ayıyı yıkadıktan sonra onunla sarılıp uyumak istediğiydi.  Daha önce babasının yine çöpte bulduğu tekerleği kırık arabasıyla birlikte artık bir oyuncak ayısı vardı.  Hemde kıpkırmızı bir ayıcık.  

Çöpün içinde bulunan, küçük bir çocuğun şen şakrak kahkahalar atmasını sağlayan kırmızı ayıcık bu kez çok sevilecek özenle sarılacaktı.  Daha önceki sahibinin hor kullanarak yırttığı kulağı dikilecek, çöp kokularına layık görülen cüssesi tursille yıkanıp burcu burcu kokacaktı.  

Küçük Hasan’ın artık bir ayısı vardı. 

Bu gün babası saf mutluluğu çöpten çıkarıp oğluna vermişti…

 

-Semra Şenol

Telif Hakkı Nedir?

Telif Hakkı Nedir?

Telif; kişinin her alanda her türde kendi fikri emeğiyle meydana getirdiği ürünler üzerinde oluşan hukuki haklarıdır. Bilim, sanat veya yazın vb. yapıt üreten kişi bu yapı üzerindeki tüm hakları elinde bulundurmaktadır.  Ülkemizdeki telif haklarını Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile güvence altına alınmaktadır.

Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamına giren her eser yaratıldıkları andan itibaren doğal bir koruma altına alınır.  Telif hakkının ortaya çıkması için tescil edilmesine gerek yoktur.  Ülkesellik ilkesi geçerli olan Telif hakları, hangi ülkeden talep ediliyorsa o ülkenin koruma mevzuatı altında gerçekleşmektedir.

Telif hakkının sembolü çember içerisindeki C harfidir. Eserin © sembolünü içeriyorsa telif haklarının korunduğu anlamına gelmektedir.

Temel insan haklarından birisi ise Fikri haklarının korunmasıdır. Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda kabul gören 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinde geçen ” Herkesin sahibi bulunduğu (yarattığı) her türlü bilim, edebiyat veya sanat eserinden doğan manevi ve maddi yararlarını korunmasını isteme hakkı vardır.” maddesiyle telif hakları koruma altına alınmıştır.

Kişi ürettiği eserin koruma hakkına yaşamı süresince sahiptir. Ölümünden itibaren 70 yıllık süreçte eserin koruma süresi devam etmektedir.

70 yıllık sürenin dolmasıyla eserin üzerindeki mali haklar ortadan kalkmaktadır.  Eserin aleniyetlik kazanmasının üzerinden 70 yılın dolmasıyla birlikte, eser izin alınmaksızın kullanılabilir.  Vefatının ardından 70 yıllık yasal hakkın dolmasıyla eser bir çok yayın evi tarafından telif hakkı ödemesi yapılmadan basılmaktadır.

İlk olarak İsviçre’nin Bern şehrinde 1886’da imzalanan Bern Konvansiyonu antlaşmasına, ülkemiz 1952’de katılmıştır. Bu anlaşma gereğinde Edebi ve Sanat eserlerinin korunması amacını gütmektedir…

 

Modern Zaman Bilgesi – Mehmet Aslantuğ

Modern Zaman Bilgesi – Mehmet Aslantuğ

Geçtiğimiz haftalarda CNN TÜRK ekranlarında Bukey Aydın’ın programına konuk olan Mehmet Aslantuğ  sosyal medya gündemine bomba gibi düşen açıklamalarıyla bir çok kalbi yeniden fethetti.  Röportajın içeriğine değinmeden önce Mehmet Aslantuğ’u sizlere bir kez daha tanıtmak istiyoruz.

1965’de Samsun da dünyaya gelen usta sanatçımız, Çerkez kökenli ailenin beşinci ve en küçük oğlu olarak hayata geldi.  Samsun’da tarımla ilgilenen ailesinin yanında ilk öğretim  ve lise öğrenimini tamamlayarak, İksadi İdari Bilimler Fakültesinde yüksek öğrenimine başladı.  Sonradan fark ettiği içindeki tiyatro aşkı nedeniyle bölümü bitiremeden kendisini sahneye adadı.

“Sıcak Saatler” dizisiyle üne kavuşan usta sanatçımız, bir çok kişi tarafından tanınan profesyonel bir oyuncu olmuştu.  Devamında gelen “Bir İstanbul Masalı” ise mesleğinde altın çağı yaşamasına sebep oldu, televizyonun ve beyaz perdenin vazgeçilmez isimlerinden biriydi.

Oyunculuk mesleğinde sağlam adımlarla ilerlemeye devam ederken, aynı camiadan olan Arzum Onan ile 1996’da mutlu bir evliliğe imza attı.  Bu evlilikten Can ismini verdikleri oğulları dünyaya geldi.  Duruşuyla, yaşadığı hayatla her daim güzel bir portre sunan Mehmet Aslantuğ, CNN TÜRK’e verdiği cevaplarla bir kez daha ne kadar nafi düşüncelere sahip olduğunu ve bilgi birikiminin yoğunluğunu tüm Türkiye’ye kanıtladı.

Buket Aydın tarafından Mehmet Aslantuğ’a yöneltilen soru ve muhteşem cevapları;

Babasız büyümek size ne kattı ya da sizden ne attı?

Oğlum Can doğduktan sonra ben onunla beraber yetim çocukluğumu da büyüttüm. Dolayısıyla sezgisel davranmam gerektiğini düşündüm ve öyle davrandım. Bir takım baba-oğul ilişkilerine tanıklık ettik, bu konuda ilgili yazılmış onlarca kitap ve söylenmiş söz var ama bu işlerde 2+2=4 etmiyor. Sadece babasız büyümedim. Biz 78 kuşağı ilginç bir iklimde büyüdük. Başka sıkıntılar yaşadık ve şimdi de sıkıntılardan arınmış değiliz. Bunun üstüne bir de yetimlik… İnsan sıkıştığında soru sormasa bile kendisine bazı soruların cevabını bir baba figüründen alması hayatın büyük bir cömertliği. Bu cömertlikten mahrum kaldım. Babamı kaybedince kasabaya yerleştik. Çocukluğumda en nefret ettiğim soru “Kimin oğlusun?” sorusuydu. “Tanımazsınız” falan diye geçiştirirdik. Çocukluğum kasaba ortamında geçti. Belki sabretmeyi, metaneti öğrendik. Baba-oğul, baba-kız ilişkilerine batkımızda içimde hiç kıskançlık yaşadığımı hatırlamıyorum. Kendimi öyle yakalamadım. Babasız büyümenin bana kaybettirdiği şeyleri bir psikologla oturup konuşsam ortaya çıkartır diye düşünüyorum. Ben onları ortaya çıkaramam ama muhakkak birçok kaybettirdiği şey vardır.

Arzu Hanım’ın hastalığı ilişkinizdeki hangi aşamaydı? O dönem hangi eşiği atlattınız? (Arzum Onan bir süre kanser tedavisi görmüştü)

2004-2006’da yaşanan bir süreçti o. Arzum çok soğukkanlı ve çok metanetli. Bunu sadece ben değil yakın dostları da söylüyor. Son 15 yılda heykelle tanıştıktan sonra çapraz okumaları, bizim sohbetlerimizin artması ve yaş olarak 45’lerin üzerine çıkmasıyla olgunlaştı tabi. Aşk sahiden evrelere everilebiliyor. Derler ya; “Her aşkın içinde bir tür savaş vardır ve aşk bazen savaş kadar çetrefildir.” diye. Bir şey hatırlatmak istiyorum. Erkeklerin böyle bir sorunda kadınlarından uzaklaşmak için sebep aradıklarını düşünenlerden değilim. Yoldaşlık böyle bir şey olsa gerek. “İyiyken iyiyiz şimdi birazcık sıkıntımız var ve buna birlikte göğüs gereceğiz, daha çok el ele tutuşacağız.” diyememek için ne sebep olabilir ki. Kadından erkeğe ya da erkekten kadına. Bizim galiba biraz çabaya ihtiyacımız var. Cinsiyetten bağımsız söylüyorum. Çaba ve samimiyet bazı şeyleri çözecek.

O geceden sonra Ahmet Kaya ile görüştünüz mü? ( Ahmet Kaya’ya düzenlenen linç girişimi hakkındaki bir soru)

Bizim Ahmet ile çok yakın bir dostluğumuz yoktu.  2 kez bir arada olduk. Linç girişiminden sonra Fransa’ya gitti görüşemedik. Onun öncesinde görüştük. Bu tür beyanlardan rahatsız olup, kahramanlık türküleri söyleyen ve memleketin geleceğini, birliğini, dirliğini dillerinden düşürmeyen arkadaşların ne yaptıklarına dönüp bir bakmaları gerek. O zamanki fikrim de öyleydi bugün de öyle. Ahmet ile bu ülkenin dününü, bugününü, sıkıntılarını, mutluluklarını haftalarca sabaha kadar konuşabilirsiniz. Orada bu linçe katılanlarla bu konuları iki saat bile konuşamazsınız. Bu benim meziyetim değil. Bu toplumun ne yazık ki süzgecindeki sıkıntı. Oradaki reflekse neden olan şey; sadece haksızlık değil, bir muhakeme ve mukayesedir. 
Sosyal medyada adınıza açılan hesaplardan dolayı başınız ağrıyor mu?

Başım ağrımadı, ağrıması için de bir sebep yok. Sizin adınıza beyanda bulunmanın miktarını arttırabilirler ve her şeye maydanoz oluyormuş gibi bir tablo çıkabilir ortaya ama sosyal medya kullanmadığımın duyurularını yaptım ve bizi bilen zaten biliyor. Başım ağrımadı, ağrıması için bir sebep yok, ağrır diye bir korkum da yok. Bir takım sevenlerin fan sayfaları açmaları ya da alıntılar yapması anlaşılabilir bir şey. Sadece hakaret içeriyor mu? Çirkinlik var mı? Küfür var mı? Falan gibi dönüp bakmak lazıma arada. Ona bakmayı bazen unutuyorum ama yapmıyorlar. Bildiğim kadarıyla…

 

 

Mammatus Bulutları Nedir?

Mammatus Bulutları Nedir?

Okyanus ve büyük deniz kıyılarında görülen Mammatus (mammatocumulus) bulutlarının Türkiye’de kullanılan ismine Memeli kümülüs denmektedir. Bir çeşit bulut kümesi olan bulutların görünümleri bilindiğinin aksine alt kısmında pürüzsüz yuvarlak kabarmalar oluşmaktadır.

Ülkemizde çok en şekilde görülen mammatus bulutları en çok Amerika Birleşik Devletlerinde ve Avustralya’da sıklıkla görülebilmektedir.

Bu bulutlar görüldükten kısa bir sonra gözden kaybolmaktadırlar. Gökyüzünde oluşan bu bulut kümeleri havanın kararsız olduğunu ve kötü havanın yaklaştığının habercisi olarak algılanır.

Tam olarak neden oluştukları henüz kesinleşmese de fırtına öncesi oluştuğu söylenmektedir.

Hollywood Güzellerinin Tuhaf Güzellik Sırları

Hollywood Güzellerinin Tuhaf Güzellik Sırları

Televizyon ve beyaz perdede izlediğiniz Hollywod yıldızlarının muhteşem güzelleri eminim çoğu kadını kıskançlığa sürüklüyordu.  Işıldayan ciltleri, parlayan tenleri, fit bedenleri ve sağlıklı saçlarıyla bu güzel kadınların, tuhaf ama işe yarayan güzellik sırlarını merak ediyor musunuz?

Evet dediğinizi varsayarak sizler için Hollywood kadın yıldızlarının gizledikleri güzellik sırlarını deşifre ediyoruz.

 

1- Angelina Jolie: Cilt çatlaklarından, doğum lekelerinden ve güneş izlerinden havyar tüketerek kurtulan Jolie, güzelliğini havyara borçluymuş. Not alalım!

2- Kate Hudson; ekranların sarışın güzeli Hudson sıkı cildini ve lekesiz yüzünü soğuk suyla temizliyor.  Buz dolu suya kafası soktuğu biliniyor, pahalı güzellik malzemelerine ise güvenmiyor.

3-  Margot Robbie; hepimize oldukça tuhaf gelmesine rağmen göğüs ucu kreminin dudak nemlendirici olarak kullandığını bilmenizi isteriz. İşe yaradığı kesin!

4-  Scarlett Johansson: Tonik olarak elma sirkesi kullanan bu seksi kadınımız, hep ekonomisini zorlamıyor hem de kimyasal bakım ürünlerinden uzak duruyor.

5- Gigi Hadid: podyumların adından söz ettiren mankeni gür ve parlak saçlarını hindistan cevizi yağlarına borçlu.  Saçlarına sürdüğü hindistan cevizi yağını 3 gün bekletip ardından yıkadığını itiraf etmiş.

6- Sandra Bullock: yıllar geçse de güzelliğinden gram eksilmeyen bu güzellik abidesi, şaşıracaksınız ama gözlerinin altına hemeroid kremi sürüyor.  Göz altı torbalarından kurtulmak için sanıyoruz!

 

 

7- Hailey Baldwin: Justin Bieber ile evli olan seksi mankenimiz cildini korumak ve canlı tutmak için temel içeriğinde kendi kanı olan yüz kremiyle bakımını yapıyor.  Bizler için oldukça tuhaf bir bilgi değil mi?

 

Kriptomnezi Nedir?

Kriptomnezi Nedir?

Daha öncesinde bildiğimiz bir düşünceyi, her hangi bir bilgi veya yaratıcı imgeyi kendi ait gibi hatırlama ve tekrar etmeye verilen addır.  Öğrenildiği unutulan, yeni bir bilgi olduğuna inanılan ön yargılı hatıradır. Kişi belleğinde kalan bilgiler sezgi, fikir olarak yeniden ortaya çıkmaktadır.

Bu duruma dürüst yalancılık da denilebilmektedir.  Kişiler orijinal kaynaktan uzaklaştığında, belleklerinde kalan bilgi ileri ki zamanlarda kendi düşüncesi gibi ortaya çıkmaktadır.

Kriptomnezi kelimesini ilk defa Théodore Flournoy adlı psikiyatrist kullanmıştır. Kriptomnezi de bilerek ve isteyerek farkındalık yoktur, çoğu zaman ise hırsızlık/aşırma ile karışabilmektedir.

Bilinçaltımızın bir oyunu olan kriptomnezi genellikle yaratıcı işlerle meşgul olan kişilerde sıklıkla görülmektedir. Örnek verilmek istenirse; Nabokov’un Lolita adlı eseri bir süre boyunca çalıntı iddiasıyla anılmıştır.  Alman yazar Heinz von Lichberg’ın 1926’da yazdığı bir esere çok benzediği ve tamamen aynı olduğu iddia edilmiştir.

Romanın fikrini çaldığı için suçlamayan Michael Maar, yazar hakkında şu sözleri söyleyerek kriptomneziye yatkın bir cümlü kurmuştur.

“Bu öyküyü yıllar önce okuyup, sonra kendi fikriymiş gibi yeniden keşfederek yazmış olabileceğini” belirtmiştir.

 

Yerle Bir Et!

Yerle Bir Et!

Suskun lisanım süslü cümlelerden yoksun, dilim dahi dönmez bu istihzaya.

Uyumak isterdim kalın yorganlar altında, 

Sesleri işitmeden, yüküm süren acılarıma inat gözlerimi kapatmak.  

Rüyalar aleminin yeşil yapraklı goncaları arasında yalın ayak,

Başımda esen hür ruhumla, bir saksağan kuşunun takibinde. 

İnsan kederinden kaçınmak isterken, yıldızların halesine dalarak

Bir başı mağrur, iki dirhem bir çekirdek ayrılıklarla avunarak hemen öleyim şimdi.  

Yastığa düşen başımda son nefesimin sıcaklığıyla, uyandırma beni!

Asla sevmedim bu keşmekeşi,

Anamdan duydum dünyanın zilletini, aklım ermedi meşum yalanlara.

Sahte duygulara bağışıklık kazanamadım, nutkum tutuldu.

Çare bulamadım içimdeki çürümüşlük hissiyatına, 

Tenimden akan sularla akıp gitmek istedim bir dereye. 

Şırıl şırıl akan gönlüm, dilleri lâl balıklara karıştı, 

Hemen şimdi öldür beni, billur renge boyanmış iken.

Zararımdan sıyrılmış en küçük hücreme dönmüşken, 

Sende yerle bir et beni! 

Semra Şenol