Kelime Kökeni: Arapça-lâmis müennes biçimi
– Dokunma duygusu, dokunum, dokunma hissi, el ile hissetme
– Duyarga, anten, duyu alma organı
Cümle içinde kullanımı: “Böceklerde yer alan lâmise özel görevleri olan organlardır. “
Kelime Kökeni: Arapça-lâmis müennes biçimi
– Dokunma duygusu, dokunum, dokunma hissi, el ile hissetme
– Duyarga, anten, duyu alma organı
Cümle içinde kullanımı: “Böceklerde yer alan lâmise özel görevleri olan organlardır. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Dokunmakla olan duyma duygusu, dokunan, temas eden, el ile tutup yoklayan
– Elle dokunan, eliyle temas eden
Cümle içinde kullanımı: Doktor beyin lâmis muayenesi sonucunda apandisin patladığı anlaşıldı. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Hz. Nuh’un erkek kardeşinin adı
– Parlayan, parlak, parıldayan
– Erkek adı
Cümle içinde kullanımı:” Lamih gözünü iyice açıp bana baktığında çocuksu hayallerindeki yıkımı gördüm. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Osmanlıca alfabesindeki Lam harfi şeklinde olan
– Lam harfiyle yapılan izafet terkibi, Lam ile yapılan isim tamlaması
– İzafet-i lamiyye
Cümle içinde kullanımı: “Arap dilinde lâmî ile yapılan kelimeler iki kelimelik terkipler oluşturur. “
Kelime Kökeni: Arapça-leme’ân
– Parlayan, parıldayan, ışıldayan
– Çocukların başında ve başının tepesinde bulunan bıngıldak, yeni doğmuş bebeğin kafasının üst yumuşak bölümü
– Kadın ismi
Cümle içinde kullanımı: “ReşaT Nuri Güntekin’in unutulmaz eseri Dudaktan Kalbe’nin Lâmia’sını okurken göz yaşlarıma hakim olamazdım. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Parlak, parlayan, parıldayan, ışıldayan, ışıldak, ışıltılı
– Türk edebiyatında önemli bir yere sahip mutasavvıf ve sanatkar
Cümle içinde kullanımı: “Dolunayın lâmi görüntüsü her aşığı şaire dönüştürebilecek uhreviyata sahip. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Osmanlı alfabesinde lam ile elif harfinin bir arada yazılmış biçiminin okunuşu
– Çarpık, eğri, eğri büğrü, dolambaç, dolambaçlı
Cümle içinde kullanımı: “Arka sokakların lâmelif yollarında kaybolmaktan korkmadan yürür, gecenin sessizliğine karışırdım. ”
Kelime Kökeni: Arapça
– Yersiz, mekansız, yurtsuz
– Mekana bağlı olmaksızın, yere ihtiyacı olmayan
– Allah, Tanrı
Cümle içinde kullanımı: “Lâ-mekân seni Yaratana dua et, o sesini her yerden duyandır. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Mantık dışı, mantıkla çözümlenemeyen, mantıkla alakası olmayan
Cümle içinde kullanımı: “Kardeşimin lâ-mantıkî sözlerinden yola çıkarak bu insanlara eziyet edemem. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Çaresiz, onulmaz, elinde olmaksızın, ister istemez, yersiz, yerinde olmayan
Cümle içinde kullanımı: ” Lâ-mahâle dertlerimle kimseyi üzmek veya sıkmak istemem. “