Kelime Kökeni: Arapça
– Pek garip, çok tuhaf, gülünç, alay edilecek durumda olan
Cümle içinde kullanımı: “Başta bizde itimat etmediysek de acelâcâ’ib bir durumun ortasında kendimizi mahsur bulduk.”
Kelime Kökeni: Arapça
– Pek garip, çok tuhaf, gülünç, alay edilecek durumda olan
Cümle içinde kullanımı: “Başta bizde itimat etmediysek de acelâcâ’ib bir durumun ortasında kendimizi mahsur bulduk.”
Kelime Kökeni: Arapça
– İvecen, acele eden, en çabuk, aceleci
Cümle içinde kullanımı: ” A’cel tavırlarıyla sabahtan apar topar evden çıkıp gitti ve hala dönmedi.”
Kelime Kökeni: Arapça
– Şaşmak, hayret etmek, şaşakalmak, şaşırmak
Cümle içinde kullanımı: ” İyiden iyiye acebleyerek ağzım bir karış açık kaldı. “
Kelime Kökeni: Arapça-aceb
– Şüphe ve şaşma ifade eden söz
– Kararsızlık ve kuşku ifade eder
Cümle içinde kullanımı: ” Acebâ yanlışı biz mi yapıyoruz, körü körüne güvenerek hata yaptığımız muhakkak.”
Kelime Kökeni: Arapça
– Orman adamı, ağaç eri
– İri ve güçlü, kuvvetli, mert, yiğit
Cümle içinde kullanımı: “Acarı oğlanların güreş tuttukları bu meydan bileği güçlü olanların yeridir.”
Kelime Kökeni: Arapça-ecem, eceme çoğul biçimi
– Sık ormanlar, çalılıklar, ağaçlıklar, kamışlık
– Arslan yatakları, meşelikler
– Acemler, İranlılar
Cümle içinde kullanımı: “ Âcâm kaplı alanı seke seke koşarak geçen ceylanların ürkek ama telaşlı görünümleri beni hep etkilemiştir.”
Kelime Kökeni: Arapça-ecel
– Eceller, ölümler, vadeler, ahirete göç edenler
Cümle içinde kullanımı: “Rabbim tüm âcâl ve soyumuzun mekanını cennete yazsın.”
Kelime Kökeni: Arapça-acîbe
– Tuhaf, garip, şaşılacak, hayret verici şeyler, acayip
Cümle içinde kullanımı: “Fevkalade acâ’ib bir insan olup çıktım insanların hakkımdaki yargılarına takılıp duruyorum.”
Kelime Kökeni: Arapça-acebâ
– Şüphe ve şaşma ifade eder
– Kuşku, tereddüt bildiren söz
– Merak, kararsızlık, işkil, kuruntu
Cümle içinde kullanımı: ” Acabâ yanlış mı değerlendirdim bana olan lakayt tavırlarını, belki de ben çok fazla üstüne giderek onu zorlamıştım.”
Kelime Kökeni: Farsça-âbyâr+Arapça-î
– Sulama
– Yardım, medet, itimat, imdat
– Bir tür ince kumaş
Cümle içinde kullanımı: ” Âbyârî edecek bir Allah’ın niyazı, seveni yok mudur komşular?”