Kelime Kökeni: Farsça
– Güneşe binen
– Güneş doğmadan uyanan, güne erken başlayan
Cümle içinde kullanımı: ” Afitab-süvar olana ekmek çoktur, miskinler tek bir buğday tanesi yetiştiremez.”
Kelime Kökeni: Farsça
– Güneşe binen
– Güneş doğmadan uyanan, güne erken başlayan
Cümle içinde kullanımı: ” Afitab-süvar olana ekmek çoktur, miskinler tek bir buğday tanesi yetiştiremez.”
Kelime Kökeni: Farsça
– Güneş yanaklı, al yanaklı
Cümle içinde kullanımı: ” Bir ahu dilbere, âfitâb-ruha can verdim de ölmekten kurtuldum.”
Kelime Kökeni: Farsça
– Güneş yüzlü, yüzü güneş gibi parlayan kadın
– Sevimli, cana yakın güzel, dilber
– Güneşe karşı olan yer, güneş gören
Cümle içinde kullanımı: ” Bir âfitâb-rû’ya vurgunum, bundandır hep gözlerimin kısık oluşu.”
Kelime Kökeni: Farsça
– Güneşe tapan
– Güne bakan, gündöndü, ay çiçeği, gün çiçeği
Cümle içinde kullanımı: ” Afitab-perestler gün doğumunda güneşin sıcağına yüz dönerlerken aşklarını boynunu bükerek gösterirler. “
Kelime Kökeni: Farsça
– Şemsiye
Cümle içinde kullanımı: ” Afitab-gîr görevini gören ağaçların altında uzandık, güneş yanağımızı okşadı uzunca bir süre.”
Kelime Kökeni: Farsça
– Güneşlik yer, güneş gören yer
– Yeryüzü, yer kabuğu, dünya
– Kaya keleri, bukelamun
Kelime Kökeni: Farsça
– Avcı kulübesi
– Başlık, güneşten koruyan şapka, serpuş
Cümle içinde kullanımı: ” Dağın hemen eteklerine doğru küçük bir âfitâb-gerdân inşa etmişler. “
Kelime Kökeni: Farsça
– İbrik, su koymaya yarayan kulplu kap
Cümle içinde kullanımı: ” Hele bir sobanın üstündeki afitabe getir bir yıkanayım.”
Kelime Kökeni: Farsça
– Güneş, mihr, şems
– Güneş ışığı
– Yüz, yüz güzelliği
– Güzel kadın, sevgili
Cümle içinde kullanımı: ” Sıla’nın Afitab şarkısını çok severek dinlerim, sana da tavsiye ederim. “
Kelime Kökeni: Arapça-ufûl
– Gurub eden, batan
– Kaybolan, yok olan, uful eden
– Sönen, görünmeyen (gök cismi), görünmez olan, gün batması
Cümle içinde kullanımı: ” Dolunay gecenin göğünde afil olurken yıldızlarda tek tek söndüler. “