Kelime Kökeni: Farsça
– Ceylan yavrusu, ya’fur
Cümle içinde kullanımı: ” Küçük ve yaralı âhû-bere misali ürkek gözlerle etrafına bakınıyordu. “
Kelime Kökeni: Farsça
– Ceylan yavrusu, ya’fur
Cümle içinde kullanımı: ” Küçük ve yaralı âhû-bere misali ürkek gözlerle etrafına bakınıyordu. “
Kelime Kökeni: Farsça
– Ceylan yavrusu
– Yaklaşmaktan ve ülfet etmekten çekinen dilber
Cümle içinde kullanımı: ” O ki yemyeşil dağ eteklerinde seke seke dolaşan bir ahu-beççe, nazlı bir hilaldi. “
– Kelime Kökeni: Arapça
– Kardeş, dost, yakın arkadaş, gönüldaş
Kelime Kökeni: Farsça-ahuvan çoğul biçimi
– Ceylan, karaca
– Ürkek, çekingen ve güzel kadın
– Alımlı, zarif kadın
– Latif bakışlı
Cümle içinde kullanımı: ” Bir ahu ceylandır gönlüm, bir başı mağrur bir başı sevdalı…”
Kelime Kökeni: Farsça
– Yıldız sayan
– Geceleri uyuyamayan aşık
– Müneccim
Cümle içinde kullanımı: “Karanlık çöktüğünde avare misalı ahter-şümar gibi dolanır durur tarla bahçelerde. “
Kelime Kökeni: Farsaça-ahter+Arapça-şinas
– Yıldız tanıyan
– Yıldız bilimiyle uğraşan kimse
– Müneccim, astrolog
Cümle içinde kullanımı: ” Atalarımız Osmanlı hanedanlığına dayanırken, ahter-şinas olarak sarayda görev almışlar. “
Kelime Kökeni: Farsça
– Müneccim, astrolog, yıldız falcısı
Cümle içinde kullanımı: ” Bizim sülalemizin mesleği ahter-gû, yıldız bilimine dayanırdı eskiden. “
Kelime Kökeni: Farsça-tamlama
– Kuyruğa benzeyen bir ışık uzantısı olan gök cismi, kuyruklu yıldız
– Buzlu çamur topu, kirli kartopu
Cümle içinde kullanımı: ” Ahter-i dünbaledar Antik çağlardan günümüze kadar bilinen ve araştırılan kozmik bir toz karışımıdır. “
Kelime Kökeni: Farsça-ahteran çoğul biçimi
– Yıldız, ışıklı gök cisimlerinden biri
– Uğur, şans, talih
Cümle içinde kullanımı: ” Saçlarına düşen gümüşi ahterleri toplama sakın sevdiceğim, dayanamam bilesin.”
Kelime Kökeni: Arapça-hatar çoğul biçimi
– Hatalar, tehlikeler, hatarlar, felaketler
Cümle içinde kullanımı: “ İnsanoğlu büyük ahtar atlatmadığı sürece bilmez yaşamınız kıymetini. “
Kelime Kökeni: Arapça-çoğul ad
– Akşam, akşamleyin
– Aile, soy, sop, akraba, yakınlar, bir zatın taraftarları
– Hizmetliler, yardımcılar, maiyet
Cümle içinde kullanımı: “Köy şivesiyle ahşam yola düşülecek diye bağırdıktan sonra atını mahmuzladı. “