Kelime Kökeni: Zarf
– Sıradan, bayağı, olağan, olagelen, tabii
Cümle içinde kullanımı: ” Bu tarz durumların böylesi bir teşkilatta cereyan etmesi pek ale’l-ade, şaşmak gerek hanımefendi. “
Kelime Kökeni: Zarf
– Sıradan, bayağı, olağan, olagelen, tabii
Cümle içinde kullanımı: ” Bu tarz durumların böylesi bir teşkilatta cereyan etmesi pek ale’l-ade, şaşmak gerek hanımefendi. “
Kelime Kökeni: Zarf
– İvedilikle, çabucak, çarçabuk, vakit kaybetmeden
Cümle içinde kullanımı: “Ale’l-acele getirilen kabın içine dolduran su ocağa koyulurken kadının doğum sancıları yeniden başladı. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Yem, yulaf, saman, hayvanlara verilen yiyecek
– Basit ve bayağı duygular, nefse özgü tutkular
Cümle içinde kullanımı: ” Sığır ve koyunlara verilen alef aynı değil, saman ve yulafı farklı oranlarda karıştırıyoruz. “
Kelime Kökeni: Arapça-zarf
– Tuhaf bir biçimde, şaşılacak tarzda, yadırganan şey
Cümle içinde kullanımı: ” Ale-l-acaib bu küçük kızı evladım olarak görmeye eğitimiyle yakından ilgilenmeye başladım, onda kendi kızımın hayalini görüyorum.”
Kelime Kökeni: Zarf
– Bundan dolayı, buna istinaden, bunun üzerine
Cümle içinde kullanımı: “Binaen alâ zâlik Allah’ın lütuf ve sevgisi ile siz dostlarımı selamlıyorum. “
Kelime Kökeni: Arapça-ilave çoğul biçimi
– İlaveler, ekler, parçalar
Cümle içinde kullanımı: ” Gemiye yapılan son alavî ile yolcu taşıma amaçlı kullanıma hazıd
Kelime Kökeni: Arapça-zarf
– Uygun olarak, yaraşır olma
Cümle içinde kullanımı: “Mecnun aşkın nârında erir biterken Leyla’ya alâ-vefk çöllere düşmüştür.”
Kelime Kökeni: Arapça-zarf
– Üzere
– Amacıyla
– Şartıyla
Cümle içinde kullanımı:“Riyakar olmamak alâ-vechiyle bildiklerimin vebaline susarak katlanacağım.”
Kelime Kökeni: Farsça
– Alev, alaz, şule
Cümle içinde kullanımı: ” Ahşaptan yapılma köşk gözlerimizin önünde âlâveye kapılıp kül olup gidiverdi.”
Kelime Kökeni: Arapça-tamlama
– Kesici aletler, yaralayıcı aletler
Cümle içinde kullanımı:” Sabi sübyan varken ulu orta yerde alat-ı cariha unutulup bırakılmaz. “