Kelime Kökeni: Arapça-âlim+Farsça-ane
– Bilim adamına yakışır biçimde, bilgince
– Alime yakışır tarzda, alimce
Cümle içinde kullanımı: “Verdiği öğütlerin ve nasihatlerin hepsi alimanedir, dinleyen kişi doğru yolu muhakkak bulur.”
Kelime Kökeni: Arapça-âlim+Farsça-ane
– Bilim adamına yakışır biçimde, bilgince
– Alime yakışır tarzda, alimce
Cümle içinde kullanımı: “Verdiği öğütlerin ve nasihatlerin hepsi alimanedir, dinleyen kişi doğru yolu muhakkak bulur.”
Kelime Kökeni: Arapça-ünlem
– Allah bilir
– Vallahi, billahi
– Söylenen sözün doğruluğuna karşıdaki kişiyi inandırmak maksadıyla söylenen Allah bilir manasındaki söz
Cümle içinde kullanımı: ” Şayet yalanım olsaydı alimallah ağzımı açmaz bir köşe olup bitene seyirci olurdum.”
Kelime Kökeni: Arapça-ilm
– Bilgin, bilgiç, bilgili kimse, ilim sahibi
– Bilen, bilici, bilgili
– Öğreten, öğretici, hoca
– Kur’an’ı Kerim başta olmak üzere Peygamberin tüm hadislerini ve sünnetlerini ezbere bilen, tasavvufun en yüksek derecesine ulaşmış müctehid.
Cümle içinde kullanımı: “Peygamberlerin varisleri işinin ehli Âlimlerdir. “
Kelime Kökeni: Arapça-tamlama
– Hastalığa yakın, hastalıklı huy, hastalıklı bünye
Cümle içinde kullanımı:” Çocukluğundan bu yana alilü’l-mizac bir tabiata sahipti bu oğlan, rüzgarlı havalarda yaprak gibi titrerdi.”
Kelime Kökeni: Arapça
– Hasta, mariz, sayru, hastalıklı
– Sakat, bedeninin bir uzvu kusurlu veya noksan
– Kör, gözleri görmeten, a’ma
Cümle içinde kullanımı: ” Gözlerinden alil olan bir misafirimiz vardı eskiden, gönül gözüyle görürdü.”
Kelime Kökeni: Arapça-âlî+Farsça-himmet
– Değeri yüce, himmeti kutlu, cömert, gayreti çok
Cümle içinde kullanımı: ” Âli-himmet sevaplar mutlaka Allah katında değerlendirilir.”
Kelime Kökeni: Arapça
– İlahlar, Tanrıçalar, Kadın Tanrı
– Batıl ilahlar
Cümle içinde kullanımı: ” Çok tanrıcalığın görüldüğü dini inançlarda âlihelerde bulunmaktadır, hatta kadın tanrılara inanç daha fazla görülmektedir.”
Kelime Kökeni: Arapça
– İlahlar, mabutlar
– Tapılan şeyler
Cümle içinde kullanımı:” Hindistan’da âlihât olan bir çok buda heykeli vardır ülkenin çoğu bu putları tanrı yerine koyarak tapar. “
Kelime Kökeni: Arapça-âlî+Farsça-cenâb
– Yüce yaradılışlı, haysiyetli, onurlu
– Büyük zat, iyilik sahibi, yüksek ahlaklı, cömert
Cümle içinde kullanımı: “Âlî-cenâb bir beyefendidir kendisi, aşağıda kalan insanlarla görüşmeyecektir. “
Kelime Kökeni: Arapça-âlî+Farsça-câh
– Yüce makamı olan kimse
– Yüksek mevkii sahibi
– Rütbesi yüksek
Cümle içinde kullanımı: ” Kazım Karabekir Osmanlı ordusunun Âlî-câh bir komutanıdır, savaştığı cephelerde kahramanlığını göstermiştir. “