Kelime Kökeni: Farsça-sıfat
– Benzeri bulunmayan
– Tek
– Eşi olmayan
– Benzersiz
Cümle içinde kullanımı: “Bî-sân suskunluğuyla çehresine sinen hüznün temaşası içlerimizi sızlattı.”
Kelime Kökeni: Farsça-sıfat
– Benzeri bulunmayan
– Tek
– Eşi olmayan
– Benzersiz
Cümle içinde kullanımı: “Bî-sân suskunluğuyla çehresine sinen hüznün temaşası içlerimizi sızlattı.”
Kelime Kökeni: Farsça-bîsâmân+Arapça-î
– Beş parasızlık
– Züğürtlük
– Meteliksiz
– Yoksulluk
Cümle içinde kullanımı: “Bî-sâmânî bir çocukluktan sonra elindekinin değerini bilmesi gerekmez miydi?”
Kelime Kökeni: Farsça-sıfat
– Züğürt
– Beş parasız
– Parasız
– Çulsuz
– Meteliksiz
Cümle içinde kullanımı: “Zenginlikten bî-sâmâna düşünce eşekten düşmüş karpuza döndü.”
Kelime Kökeni: Farsça-ad
– Tandırda susuz olarak pişirilen kebap
– Piran
– Püran
– Su koyulmadan tandırda pişen kebap yemeği
Cümle içinde kullanımı: “Buraların meşhur yemeği biryân yemeden sizi asla salmam. “
Kelime Kökeni: Farsça-ad
– Firuze
– Gök mavisi renginde bir tür cevher
– Mavi renkte bir taş
– Turkuaz
Cümle içinde kullanımı: “Bîrûzec yüzüğün uğur getirdiği ve nazaran koruduğu söylenir. “
Kelime Kökeni: Farsça
– Gökzümrüt
-Yalancı zümrüt
– Yeşil renkte taş
Cümle içinde kullanımı: “Asiller dışında kadınların yüzük ve küpelerinde daha çok bî-rûz kullanılır.”
Kelime Kökeni: Farsça-bîrûy-Arapça-î
– Yüzsüzlük
– Arsızlık
– Yüzsüz olma durumu
– Sırnaşıklık
Cümle içinde kullanımı: “Bî-rûyî insandan korkmak lazım gelir, sağı solu belli olmadığı gibi kimin tarafında olacağı da şüphelidir.”
Kelime Kökeni: Farsça
– Arsız
– Yüzsüz
– Utanmaz
– Çekinmez
– Sıkılmaz
– Utanması olmayan
Cümle içinde kullanımı: “Yalanlardan yüz tutmuş bî-rûy benliğin artık canımı yakamaz ki, özgürüm.”
Kelime Kökeni: Farsça-sıfat
– Osmanlı sarayı veya konağında Selâmlık dairesi
– Dış saray
– Ebu Reyhan Muhammed bin Ahmed el-Bîrûnî
Cümle içinde kullanımı: “İslam’ın altın çağında tanınan Bîrûnî, gökbilim, matematik, tarih ve coğrafya alanındaki çalışmalarıyla ünlenmiş bir hezârfendir. “
Kelime Kökeni: Farsça-ad
– Hariç
– Hariçte
– Dışarı
– Derûn karşıtı
– Dışarılak
– Savruk
– Dışta bulunan
– Harici
– Osmanlı döneminde Enderun ve Harem dairelerinin dışında kalan bölüm
Cümle içinde kullanımı: “Sarayın dış hizmetlerini yapan görevliler Bîrûn da altı sınıfa ayrılan hizmetliler oluşmaktaydı.”