Kelime Kökeni: Arapça
– Hısımlar, yakınlar, akrabalar
Cümle içinde kullanımı: “Konu komşular kurebâlar ikramiyenin bana çıktığını duyduğundan beri evimden çıkmıyorlar.”
Kelime Kökeni: Arapça
– Hısımlar, yakınlar, akrabalar
Cümle içinde kullanımı: “Konu komşular kurebâlar ikramiyenin bana çıktığını duyduğundan beri evimden çıkmıyorlar.”
Kelime Kökeni: Arapça
– Pislik, kötülük, çirkinlik,
– Güzellik karşıtı
– Hüsün karşıtı
Cümle içinde kullanımı: “Neyler bu biçare yüreğim kubûh ile münakaşa edemez, dili lal olmaz mı?”
Kelime Köken: Farsça
– Güz, Sonbahar, Eylül Ekim ve Kasım aylarını içine alan mevsim
Cümle içinde kullanımı: “Ne yağmurlar diner şu garip gönlümde bilmezsin, köhne bahar da solan güz çiğdemi gibisin.”
Kelime Kökeni: Arapça-ad
– Cesur, yiğit, şeci, yürekli, kahraman
Cümle içinde kullanımı: “Türklerin geçmişi gözünü budaktan esirgemeyen nice Konur Alp ile doludur üstadım. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Kitap bilimi, bibliyografya, kitap bilgisi, kaynakça
Cümle içinde kullanımı: “Osmanlı hanedanlığından kalan kitâbiyyât nüshaları incelenmek üzere Devlet kütüphanelerinde toplanır. “
Kelime Kökeni: Arapça-tamlama
– Kur’an-ı Kerim
– Levh-i Mahfuz, kader kitabı, İlahi levha
Cümle içinde kullanımı: “İnsan geleceğini ön göremez, Kitâb-ı Mübîn sayesinde yaratılışını hangi amaca hizmet ettiğini bulmaya çalışır. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Kudüs ile Kâbe’de ki Beyt-i Mukaddes, Mescid-i Aksa
Cümle içinde kullanımı: “İslam’da üç mukaddes mescitten biri de kıbleteyndir. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Nitelik bakımından, Keyfiyet ile alakalı
– Bir şeyin iyi veya kötü olmasıyla ilgili
Cümle içinde kullanımı: “Bir insanın keyfiyyeten özellikleri onunla oturup kalkmadan, bir ekmeği bölüşüp yemeden anlayamazsın.”
Kelime Kökeni: Farsça-keşîk+hâne
– İçinde silahlı görevlilerin bulunduğu güvenliği sağlamak amacıyla kurulmuş yapı, karakol, devriye
Cümle içinde kullanımı: “Keşîkhane de nöbet tutan eli silahlı onlarca adam varken nasıl bu kadar delice hareket edebilirsin.”
Kelime Kökeni: Farsça
– Münakaşa, çekişme, tartışma
– İki kişinin bir şeyi uçlarından tutarak kendilerine doğru çekmesi, çekiştirmesi
Cümle içinde kullanımı: “Akrabalarımın arasındaki keşâkeş ciddi boyutlara varmak üzere ne yapacağımı şaşırdım.”