Kategori arşivi: Gündem

Kahve Bardaklarının da Sanat!

Eminiz ki gelişen global dünya üzerinde kahveyle haşır neşir olmayan insan nüfusu kalmamıştır.  Sevsek de sevmesek de bizi yoğun bir gün için ayakta tutan kahve, bir  nevi doping görevini üstleniyor.

Bazılarımız ise sadece sabahları içtikleri bir bardak kahveyle ancak ayılabiliyor.  Starbucks şubelerinin her köşe başında açılmasının nedeni de bu, özelikle  bir çok çeşidiyle bizleri kafein bağımlısına çevirdiklerini de söyleyebiliriz.

Kafein bağımlılığını sanata çeviren arkadaşlarımız da yok değil hani, bizim çöpe attığımız bardaklara neler yapılıyor bir bakalım isterseniz 🙂

Karton kahve bardaklarına yaptığı resimlerle sanatı kafeinle buluşturan Vitalia Boyko, tasarımlarıyla hepimizin içini ısıtıyor.

Sizler için derlediğimiz çizimlere bir göz atın;

1.

2.

3.

4.

5.

6.

Karton bardaklarına işlenen  sanatın bizdeki temsilcisi ise; ünlü isimlerin şiirlerinden ve romanlarından alıntılar paylaşan Emre Yılmaz. İnstagramdan paylaştığı gönderiler ile bizi edebiyata bir adım daha yaklaştırdığını söyleyebiliriz.

1.

2.

3.

4.

5.

6.

Virginia Woolf’un İntihar Mektubunda Ne Yazıyordu?

Feminizmin öncü yazarlarından biri olan Virginia Woolf, edebiyatta kadın dendiğinde akla gelen ilk isimlerden biridir.

Yaşam şartlarının zorluğu, geçirdiği buhranlar yüzünden  zor bir hayat geçiren Virginia Woolf 59 yıllık kısacık ömrüne ışık saçan eserler bırakmıştır.

28 Mart 1941 da içinde bulunduğu bunalımlara, ruhsal çöküntülere dayanamayan yazar evinin yakınlarındaki Ouse nehrine ceplerine taş doldurarak atlar.  İntiharından önce eşine bir mektup bırakıp, bu hazin sonu seçmesindeki gerçeği açıklanmıştır.

Eşi Leonard Woolf’un bulduğu mektupta şu satırlar yazılıydı;

Sevgilim,

Yeniden delirmekte olduğumdan şüphem yok: Böyle korkunç bir dönemi bir kez daha kaldıramayacağımızı hissediyorum. Aynı zamanda, bu kez toparlanmayı başaramayacağımı da seziyorum. Yeniden sesler işitmeye başladım ve dikkatimi toplayamıyorum.

Bu durumda bana en doğru görünen şeyi yapıyorum. Bana olabilecek en büyük mutluluğu yaşattın. Benim için başka kimsenin olamayacağı insan oldun. İki varlığın bu korkunç hastalık gelene kadar olduğumuzdan daha mutlu olabileceğini sanmıyorum. Daha fazla mücadele edemeyeceğim. Senin hayatını da ziyan ettiğimi biliyorum. Ben olmasam çalışabilirdin. Çalışacaksın da, biliyorum.

Görüyorsun, doğru dürüst yazmayı bile başaramıyorum. Okuyamıyorum. Söylemek istediğim, hayattaki tüm mutluluğumu sana borçlu olduğum. Bana karşı her zaman tam bir sabır timsali oldun ve inanılmaz iyiydin. Sana bunları söylememe gerek yok — herkes biliyor zaten.

Beni kurtarabilecek biri olsaydı, o sen olurdun. Hiçbir şeyden senin iyiliğinden olduğu kadar emin olmadım. Hayatını ziyan etmeye daha fazla devam edemem. Kimselerin bizden daha mutlu olabileceğini sanmıyorum.

Mektubun orijinali;

 

BARIŞIN SEMBOLÜ NEDEN BEYAZ GÜVERCİNDİR ?

Tüm dünya genelinde barışın simgesi olarak anılan beyaz güvercin ve zeytin dalının hikayesi çok eskilere dayanmaktadır.  Barışın ve yaşamın imgesi haline gelen, gagasında zeytin taşıyan beyaz güvercinin uçtuğu ülkelere ferah ve refah getirdiğine inanılmaktadır.

Zeytin ağacı tarihte bilgeliği ve sağlığı temsil ederken, beyaz renkte bilindiği üzere masumluğu ve temizliği yansıtmaktadır.  Kutsal kitaplarda geçen Büyük Tufana dayanan beyaz güvercinin hikayesi, rivayete göre Hz. Nuh’a kadar dayanmaktadır.

Büyük tufan sırasında Hz. Nuh’un gemisi bir dağın zirvesine oturmuştur.  Sürekli yağan yağmurun, kopan fırtınıların ardından tufanın bitip bitmediğini öğrenmek için gemisindeki hayvanlardan güvercini salarak geriye dönmesini beklemiştir.

Ağzında zeytin dalıyla dönen güvercin, Hz. Nuh’a tufanın bittiğini müjdelemiştir.  Getirdiği zeytin dalı ise Tanrının gazabının sona erdiğini ve kullarını affettiğinin işareti olarak gönderilmiştir.

O zamandan bu zamana kadar zeytin dalı taşıyan beyaz güvercin tüm dünya üzerinde barışı simgeleyen bir figür olarak varlığını sürdürmektedir…

EDWARD MORDAKE KİMDİR?

19. Yüzyılda İngiltere de yaşadığı rivayet edilen Edward Mordake, bu zaman kadar duymuş olduğunuz en ilginç insanlardan biri olmaya aday. Onu ilginç ve tuhaf kılan şey ne doğduğu ülke, ne de adı.

İsmini duymamıza sebep olan ve milyonlarca kişinin de merakla hayatını öğrenmeye çalıştığı Edward Mordake’yi bizlerden ayıran entresan özelliği, iki yüzünün  olmasıydı.

Evet doğru okudunuz, dünyaya ikinci bir yüzle doğan Edward’ın ensesinde ön yüzünün küçük bir kopyası yer alıyordu.

Soylu yada sıradan bir çiftçinin oğlu bilinmeyen Edward, çok küçük yaşlarda toplumda soyutlanıp uzak durulan bir kişi haline gelmiştir.  Nedeniyse ensesindeki yüzün insanlar tarafından lanetli görülmesiydi, bu sebepten hiç bir doktorun muayene etmeye bile yanaşmadıkları bir insandı.

Kafasının arkasındaki yüzü yemek yiyemez ve konuşamazken, gündüzleri suratı asık bir ifadeyle gece olmasını bekliyordu.  Edward’a göre gündüzleri konuşmayan şeytani yüzü, geceleri yılan gibi tıslayarak cehennemin nasıl bir yer olduğunu anlatıyordu.

Toplumdan lanetli olduğu gerekçesiyle dışlanan Edward, kendisi güldüğünde ağlayan, ağladığında ise gülen yüzüyle yaşamaya katlanamayacağına karar verdi.

Hikayenin devamında kendini asarak 23 yaşında intihar ettiği bilinen Edward Mordake, şeytani ikizinin varlığıyla dünyaca ilginç bir insan olarak zihinlerde kazılı olarak kaldı.

Acıklı hayat hikayesine American Horror Story’de yer verilirken,  Harry Potter- Felsefe Taşı filminde de Edward Mordake’den esinlenilmiştir.

 

KIRMIZI KADINLAR NEDİR ?

Kırmızı Kadınlar kabilesi olarak bilinen Himbalar Kabilesinin kadınlarının ten renkleri kırmızıdır. Afrika’nın Namibya ülkesinin Kunene bölgesinde yaşayan Himbalar Kabilesi ilginç gelenekleri ve inançlarıyla varlıklarını sürdüren etnik bir topluluktur.

20.000 – 50.000 nüfusuna sahip Himbalar Kabilesini sıra dışı kılan şey ise kadınlarının ten renklerinin kırmızı olmasıdır.

Kıyafet giymeden çıplak gezmelerinin yanı sıra güzelliklerine kendi yöntemleriyle önem vermeleriyle geleneklerini sürdürmektedirler.

Süslenmek ve güzel görünmek için tüm vücutlarına hatta saçlarına bile sürdükleri yağla kırmızı bir ten rengine sahip olurlar.

Ciltlerini güzel gösterdiğini ve koruduğunu düşündükleri bu yağın ismi ‘Otjite’ 

Her sabah bedenlerine bir ritüel olarak uyguladıkları otjite yağı; keçi yağı, otlar ve kırmızı boyayla hazırlanıyor.

Bu karışım onları güneşten koruduğu gibi tenlerinin kırmızı bir renk almasını sağlıyor.

Otjite yağının bir diğer önemli yararı ise sinekleri uzak tutması.

Geleneksel yaşam tarzlarını korumalarının en büyük etkeni ise dış dünyadan kopuklukları ve yaşadıkları yörenin çetin çöl şartlarına sahip olması…

E Harfi Kullanılmadan Yazılan Roman ‘KAYBOLUŞ’

Evet, 352 sayfa içerisinde ‘E’ harfi kullanılmadan yazılan eser Kayboluş, edebiyatta bir ilk! Kayboluş’un yazarı, Fransızca da en çok kullanılan ‘E’ harfini atarak bir ilke imza atan Georges Perec.

Peki kim bu Georges Perec?

Ve neden kitabında e harfini kullanmamaya özellikle dikkat etti?

Soruların yanıtları makalemizin içinde gizli, lipogram tarzında baş yapıt olarak nitelendirilen Kayboluş’un gerçek öyküsünü bir de bizden dinleyin.

Goerges Perec, çocukluğunu ve ailesini 2.Dünya savaşında kaybetmiş bir yetimdir.  Polonya Yahudusi olarak ailesini tek çocuğu olan Georges, ilk önce babasını savaşta yitir devamında ise Fransız işbirlikçilerinin Nazilere ifşa etmesiyle annesini kaybetmiştir. Toplama kampında öldüğü düşünülen annesinin yokluğunda halası tarafından evlat edinilmiştir.

Lipogram tarzında yazdığı ‘Kayboluş’ da e harfini kullanmadı çoğu eleştirmenler tarafından fark edilmedi, ta ki özellikle açıklanana dek! Lipogram; belirli bir sesin a/b/c/x/y/x vb. olmadan yazılan eserlerde kullanılan metodun ismidir.

Georges Perec; 2.Dünya savaşında Yahudi ırkının ortadan kaldırılmaya çalışılmasını protesto etmek amacıyla ilk kitabında ‘E’ harfini kullanmayarak dikkat çekmek istemiştir.

Kayboluş, Türkçe de olmak üzere İngilizce, Almanca, İtalyanca, İspanyolca, Felemenkçe, Rustça, Japonca, Hırdavatça ve Sırpça’ya içinde bir tek ‘e’ harfi olmadan çevrilmiştir.

Bir yazınsal başyapıt olan Kayboluş, dolu dizgin hayal gücünün, dil oyunlarının ve mizahın ihtişamla birleştiği bir eser!

 

Standart PS/2 Klavye Hatası

Merhaba, çok sık rastlanan hatalardan biri olan standard ps/2 klavye sürücüsü laptoplar da klavye çalısmama hatası
hep driver silinmiş gibi algılansa da olay tamamen kayıt defter ile alakalı durumdur.
Başlat düğmesinden regedit yazın direk kayıt defter ekranı gelecektir. Buradan alta ki klasörleri izleyerek

HKEY_LOCAL_MACHINE
SYSTEM
CurrentControlSet
Control
Class

4D36E965-E325-11CE-BFC1-08002BE10318 dizini bulunuz sonrasınd UpperFilters tıklayın. Devamında kbdclass yazın değeri ardından bilgisayarı yeniden başlatın klavyenizin düzeldiğini göreceksiniz

SEROTONİN NEDİR?

Bir diğer adıyla mutluluk hormonu.  Serotonin beynimizin salgıladığı mutluluktan sorumlu hormon olmakla birlikte acı seviyesini düşüren bir nörotransmitterdir. İyi bir uyku çekmenize de yardımcı olan Serotonin ruh halini yukarıya taşıyarak konsantrasyonu da artırır. Serotonin eksikliği ve düşüklüğü depresyon, endişe, aşırı uyku bozukluğu gibi rahatsızlıklara yol açabilir. Regl dönemlerindeki stres, düşük kan şekeri gibi durumlarının getirisi olarak serotonin düzeyinde düşüklük yaşanır.

Çoğu serotonin hormonu sindirim sisteminde üretilirken, araştırma verilerine göre serotonin seviyesini yüksek düzeye çıkaran besinler de bulunmaktadır. Ayrıca güneş ışığıyla temas edildiğinde ve egzersiz sonrasında salgılanabilir. Yapılan araştırmalara göre masajın da serotonin hormonu salgılanmasını olumlu yönde etkilediği gözlemlenmiştir.

Serotonin seviyesini yükselten gıdalar nedir?

Karbonhidrat bakımından zengin yiyeceklerin tüketimi Serotonin düzeyini arttırmaktadır. Bu gıdaların daha fazla tüketimiyle serotonin seviyesini artırmak mümkün.

1.PORTAKAL 

2.BİTTER ÇİKOLATA

3.TAM TAHILLI GEVREKLER

4.YULAF EZMESİ

5.SÜT VE SÜT ÜRÜNLERİ

 

 

 

 

 

 

Platonik Aşk Nedir?

Bu yazımızda günlük hayatta mutlaka karşımıza çıkan, bir veya bir çok kez başımıza gelen Platonik aşkı inceleyelim istedik. Kelime manasından başlayacak olursak Platonik; tensel bir geçmişi olamayan, düşsel, hep bu şekilde kalması istenen ülküsel olarak sözlükteki yerini alıyor.

Peki aşkla birleştiği anda bu düşsel duygu yerini neye bırakıyor dersiniz?

Uzman Psikoterapistlere göre Platonik aşk; bir çeşit aşk bağımlılığı, takıntılı aşk ve ilişki bağımlılığı olarak değerlendirilmektedir. Takıntılı aşk diye tanımlanan hislerde, kişi gerçek yada ulaşılması zor bir aşkı kendisine takıntı haline getirerek hayatını o kişiye göre şekillendirilmesine neden olur.

Başlarda yoğun duyguların verdiği mutlulukla takıntıyı büyüterek sosyal yaşamına dahil eden kişi, alacağı kararların önceliğini takıntısına bırakmaktadır.  Üstünden yıllar geçtikçe bağımlılık artar ve artık kişinin kendisine ve çevresine zarar verebilecek boyuta ulaşmaktadır.

Takıntıların dostu olarak kabul edilen kaygılar, zamanla kişiyi yıprattığı gibi güvensizlik duymasına da sebep olmaktadır. Uzmanlara göre kişide bağımlılık, obsesif kişilik özellikleri taşıyor ise takıntılı aşka daha sık rastlanmaktadır. Karşılıksız duygular bir süreden sonra takip etme, mesaj yoluyla haberleşmeye ve sorulara dönüştüğünde kaygılar bir üst seviyeye ulaşmış demektir.

Platonik aşk da güven yoktur, karşıdaki kişiyi kendi kafasında anlamlandırarak yücelterek farklı bir seviyeye taşımaktadır kişi. Bu sebepten kaygı eşiği de artarak stres altına girmesine neden olmaktadır. Öz güveninde sarsılma, başarısızlık, yetersizlik, ve zayıflık hissi kişiye musallat olan hisler kaygının sonucudur.

Platonik aşk yaşayanların bileceği hisleri birde liste olarak sıralayalım, bakalım bir yerden tanıdık gelen bir maddeye rastlayacak mısınız?

1. Uyandığından andan tekrar yatağa girene kadar sadece onu düşünürsün!

2. Onu başkalarıyla görmekten nefret eder, sadece uzaktan izlemekle yetinirsin!

3. Hayaller kurar, onunla sevgili olduğunuzda yapacaklarınızı düşleyerek mutlu olursun. Platonik aşkın belki de en güzel kısmı hayallerin kontrol kumandasının sizde olmasıdır.

4. Uzaktan uzağa artık her şeyini ezberleyerek, mimiklerini, jestlerini, yüz ifadesinden neler hissettiğini anlayabilecek bir konuma terfi edersin. Çünkü onu en iyi sen tanır, en iyi sen analiz edersin…

5.Kötü yanlarını görmeyi reddederek her koşulda iyi yanlarını görmeye şartlanır, onu kendinden üste kutsal bir varlık ilan edersin. Çünkü sana göre kusursuzdur ve bu dünya da bir eşi benzeri yoktur. 

Platonik aşkın insan üzerindeki özellikle kadınlar üstündeki etkisini ve yıpratıcı yönlerini yazan Filiz Aygündüz, Prens Prensesi Sevmedi kitabında gerçek duygularla yüceltilmiş duyguların çarpışmasını gözler önüne sürüyor. Bu konu hakkında yazılan güzel ve ders alıcı notların bulunduğu bir kitap, Prens Prensesi Sevmedi!  Platonik aşka düşen, bu takıntıdan bir türlü kendisini alıkoyamayan kişilerin mutlaka okuması geren bir eser.

 

 

İstanbul’a Bu güne Kadar Verilen İsimler Nelerdir?

  1. Ağrandone
  2. Aleksandre
  3. Alma Roma
  4. Alyana
  5. Anthusa
  6. Antonia
  7. Âsitâne
  8. Beldetü’l-tayyibe
  9. Bizantion
  10. Cezîre-i heft cebel
  11. Constantinople
  12. Çakdurkan
  13. Çar’gorod
  14. Çezar şehri
  15. Dârû’l-hilâfe
  16. Dârû’l-islam
  17. Dârû’l–mülk
  18. Dârü’s-saltana
  19. Der-aliyye
  20. Der-i devlet
  21. Dersaadet
  22. Granduye
  23. Herakliyan
  24. İslâmbol
  25. İstanbul
  26. İstimboli
  27. İstinpolin
  28. Kalipolis
  29. Kanaturye
  30. Konstantina el-uzma
  31. Konstantiniyye
  32. Konstantinopolis
  33. Kospoli
  34. Mahmiyye-i grand
  35. Mahrûsâ-i İstanbul
  36. Makedonya
  37. Megalipolis
  38. Miklagrand
  39. Neas romes
  40. Nor-hormn
  41. Nova roma
  42. Pây-i taht-ı saltanat
  43. Poli
  44. Polin
  45. Roma bizanti
  46. Roma constantium
  47. Sakalye
  48. Sitanbûl
  49. Südde-i saadet
  50. Şehr-i âzâm
  51. Taht-ı rûm