Kelime Kökeni: Arapça
– Parlayan, parlayıcı, parlaklığa sahip
Cümle içinde kullanımı: “Gece yıldızların lasîf ışıltısı altında uyurken aklıma hep kaş çatışın geliyor. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Parlayan, parlayıcı, parlaklığa sahip
Cümle içinde kullanımı: “Gece yıldızların lasîf ışıltısı altında uyurken aklıma hep kaş çatışın geliyor. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Arkadaş, ayrılmaz dost, gönüldaş
– Düşman karşıtı
Cümle içinde kullanımı: “Bizler aşkın ve sevginin yolcularıyız lasîk olup kol kola girerek yürürüz. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Yapışan, yapışkan, yapışık, yapışmış olan, yapışık, yapışıcı
Cümle içinde kullanımı: “Çam ağaçlarının özlerine lâsık olur dikkat et saçına geçmesin. “
Kelime Kökeni: Farsça
– Gaytanla bağlanan kulaklı mest
– Tabanı meşinden yapılan mest, edik, kısa çizme
Cümle içinde kullanımı: “Dedemin hiç ayağından çıkarmadığı lapçinler çok fazla satılmıyor. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Allah’ın korumasından, afv ve merhametinden uzak olmaya ilişkin edilen beddua, ilenç, kargı, kargıma
– Kötü, berbat, ters, nefret, tiksinti
– Tanrının sevgisinden yoksun olma duası
– Allah’ın merhametinden mahrumiyyet, yoksun kalma
Cümle içinde kullanımı: “Hiçbir mahlukata la’net okuyup Yaradanın sevgisinden, merhametinden mahrum bırakmam.”
Kelime Kökeni: Farsça
– Yuva, aşiyan, ev, mesken,
– Kuş yuvası, kaşanei mürgan, künam
Cümle içinde kullanımı: “Bülbülün, serçenin, kırlangıcın lânesi bozulmaz evladım günahtır. ”
Kelime Kökeni: Fransızca-landeau
-İki tarafında da açılır kapanır körükleri olan ve her iki tarafında da ikişer oturma yeri olan büyük araba
– Çift körüklü binek arabası, london, landon
Cümle içinde kullanımı: “Lando tarzı arabalarla seyahat etmeyi rahatsız bulduğum doğrudur nitekim kış aylarında. “
Kelime Kökeni: Farsça
– Vefasızlık, hakikatsizlik, vefasız olma durumu
Kelime Kökeni: Arapça
– Küfür, lanetleme, lanet etme, beddua, kargıma, ulan
Cümle içinde kullanımı: “Lan oğlum hayatın yalan dolan.”
Kelime Kökeni: Arapça
– Parlak, parlayan, parıldayan, ışıldayan, ışıldak, ışıltılı
– Türk edebiyatında önemli bir yere sahip mutasavvıf ve sanatkar
Cümle içinde kullanımı: “Dolunayın lâmi görüntüsü her aşığı şaire dönüştürebilecek uhreviyata sahip. “
Kelime Kökeni: Farsça
– Çocuk bakısı, uşak, köle
– Sarayda harem ağası
– Osmanlı devletinde şehzadelerin eğitimiyle ilgilenen görevli
– Padişahların sadrazamlara hitap şekli
–