Kelime Kökeni: Arapça
– Şer’î mahkemelerinin bünyesinde bulunan ceza evi, mapushane
Cümle içinde kullanımı: “Halkın içinde anlaşmazlık çıkaran, hırsızlık eden ve etrafa zarar verenler kadı zindânlarına atılırdı. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Şer’î mahkemelerinin bünyesinde bulunan ceza evi, mapushane
Cümle içinde kullanımı: “Halkın içinde anlaşmazlık çıkaran, hırsızlık eden ve etrafa zarar verenler kadı zindânlarına atılırdı. “
Kelime Kökeni: Arapça-kâfile+Farsça-gâh
– Kafilenin konakladığı yer, mekan
Cümle içinde kullanımı:” Uzun yolculukları göze alan kervanlar geceleri kafile-gâh‘larda geçirerek sabah yola dökülürdü.”
Kelime Kökeni: Arapça-kademe
– Merdiven ayağı, basamak
– Derece, aşama, kerte, evre, sıra
Cümle içinde kullanımı: “Edebiyat dünyasında yer edinebilmek, hatırı sayılır bir üne sahip olmak için kademât kademât ilerlemek gerekir. “
Kelime Kökeni: Arapça-kadeh+Farsça-kâr
– Sakî, içki dağıtan, kadehle içki sunan (kimse)
Cümle içinde kullanımı:” Doldur bee kadehkâr, ciğerimin yangınını anca bu kör olasıca söndürüyor!”
Kelime Köken: Arapça-kadeh+Farsça-keş
– Alkol içen, içki içen, kafayı çeken, sarhoş, esrik, sermest, kafası dumanlı, kafası kıyak
Cümle içinde kullanımı: “Dündar’ın yüzüne bakanlar kadeh-keş biri olup olmadığını iki metre öteden anlar.”
Kelime Kökeni: Arapça-kabr+Fasça-gâh
– Mezarlık, mezar yeri, mezaristan, kabristan, gömütlük
Cümle içinde kullanımı: ” Annemin mezarı aile kabir-gahın da babamın yanı başındadır. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Büyükten büyüğe (geçerek), mirasın büyük ölünce büyüğe geçmesi
Cümle içinde kullanımı: “Osmanlı imparatorluğunda taht kâbiren an kâbire geçerek, babadan en büyük oğula padişahlık hakkı verilmiştir. “
Deyim
Kabil-i kıyas: Kıyaslanabilir, karşılaştırılabilir
– Bir olayın, durumun veya eylemin başka bir olay ve eylemle kıyaslanması veya kıyaslanmasının imkansız olması
Cümle içinde kullanımı: “İkinizin arasında geçen kavgayla geçen gün mahallede cereyan ede tartışmanın kabili kıyas değildir.”
Kelime Kökeni: Arapça
– İvedilik, acelecilik, ivecenlik
Cümle içinde kullanımı: “Ankara’dn gelir gelmez ayağının tozuyla Konya’ya kabâzat bir şekilde gitti. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Yakışıksız, uygunsuz, münasebetsiz, çirkin şeyler, kötü davranışlar, kusurlar, suçlar, kabahatler
Cümle içinde kullanımı: ” Zalim olanların kabâyih davranışları sayesinde dünya bu kadar kötü bir yer haline geldi.”