– İşin gerçek yüzü ortaya çıktı.
– Ne amaçla yaptığını öğrendik.
Cümle içinden kullanımı: ” Ha şimdi anlaşıldı Vehbi’nin kerrakesi niye bize karşı böyle olduğun.”
– İşin gerçek yüzü ortaya çıktı.
– Ne amaçla yaptığını öğrendik.
Cümle içinden kullanımı: ” Ha şimdi anlaşıldı Vehbi’nin kerrakesi niye bize karşı böyle olduğun.”
Kelime Kökeni: Arapça-berr sözünün tesniye ikilik biçimi
– İki kara
– Asya ve Avrupa
Cümle içinde kullanımı: “Fatih Sultan Mehmed’e takılan berreyn lakabı her iki kıtanın da sultanı olduğu anlamındadır.”
– Dolambaçlı anlatımdan sonra sözün nerelere varacağını, bağlanacağını önceden fark etmek, farkına varmak, anlaşılır olmak.
Cümle içinden kullanımı: ” Anlaşılmıştı pederin bayraktar olduğu daha fazla uzatmaya çabalama yani herkes neyin ne olduğunu öğrendi.”
Kelime Kökeni: Arapça
– Karadan
– Kara yoluyla
– Bahren karşıtı
Cümle içinde kullanımı: “Berren gelen kamyonların arkasında uzun bir kış yetecek kadar tahıl ve baklagil var.”
Kelime Kökeni: Farsça
– Kuzu
– Kuzu burcu
– Doğru sözlü kimse
– Temizleyici
Cümle içinde kullanımı: “Kendi kendini temizlemek mi övünç kaynağıdır yoksa berre olup başka insanları aydınlığa çekmek mi mühimdir.”
Kelime Kökeni: Arapça
– Berş adı verilen içkiye düşkün kimse
– Afyon şurubu içen kimse
– Sarhoş edici macuna düşkün çok içen kimse
Cümle içinde kullanımı: “Berrâş içip içip kafayı bulan adam paytak adımlarıyla etrafta dolanıyordu.”
Kelime Kökeni: Arapça
– Yabanî
– Sahra veya çöle ait
– Haricî
– Yabancı
– Avrupalı
– Şeriat hükümlerine uymayan
– Zimmî karşıtı
– Dıştan olan
Cümle içinde kullanımı: “Başka şehirlerden gelen berrânî yanında tuttuğu çırağıyla çarşıyı geziyordu.”
Kelime Kökeni: Farsça
– Kesen
– Kesici
– Keskin
– Kesme işini yapan
Cümle içinde kullanımı: “Berrân eylemiş bakışlarında yaşamla ölüm aynı anda can çekişiyordu.”
– Parlak duruma gelmek
– Aydınlanmak
– Tenevvür etmek
– Işıldamak
Cümle içinde kullanımı: “Berrâklanmak için kalbinle birlikte zihnini de açmalı bakış açını geniş tutmalısın.”
– Bakım ve himayeye muhtaç, çok küçük kucak çocuğu.
– Ana kuzusu.
– Sıkıntıya, güç işlere alışkın olmayan, titizlikle büyütülmüş çocuk veya genç.
Cümle içinden kullanımı: ” Anasının körpe kuzusu sen düştün de dizini acıttın ah kıyamam”