Kelime Kökeni: Arapça-zarf
– Yeri gelerek
– Sırası gelerek
– Sırası gelince
– Sırası düşünce
– Yeri gelince
Cümle içinde kullanımı: “Bilmünâsebe uygun bir vakitte efendimizin karşına çıkacak malumatımı vereceğim.”
Kelime Kökeni: Arapça-zarf
– Yeri gelerek
– Sırası gelerek
– Sırası gelince
– Sırası düşünce
– Yeri gelince
Cümle içinde kullanımı: “Bilmünâsebe uygun bir vakitte efendimizin karşına çıkacak malumatımı vereceğim.”
Kelime Kökeni: Arapça-zarf
– Yüz yüze gelerek
– Karşı karşıya gelerek
– Vicahen
Cümle içinde kullanımı: “Dostunla düşmanınla bilmuvâcehe gelmelisin ki korkak zannetmesinler.”
– Bilmez gibi davranmak
– Bilmezlikten gelmek
– Bilmiyormuş gibi yapmak
Cümle içinde kullanımı: “Bilmezlenmek, görmezden gelmek keşke riyakar insanların yok olmasını sağlasa.”
– Çok üzgün olmak.
– Canı sıkkın olmak.
– Sıkıntı içinde bulunmak.
– Çok güçsüz kimse.
Cümle içinde kullanımı: ” Senin burnunu sıksan canın çıkar az toparla kendini artık.”
– Böbürlenmek.
– Büyüklenmek.
– Kibirlenmek.
– Çok fazla öfkelenmek.
– Aşırı sinirli davranışlarda bulunmak.
Cümle içinde kullanımı: ” Az sakinleş artık burnunun yeli harman savuracak bak şimdi.”
– Dikkatsizlik, sarhoşluk gibi belli nedenlerle çok yakınında olan şeyi, ayak bastığı yeri fark etmemek, görememek.
– Ayık kafa olmamak.
– Bilgisizliği, deneyimsizliğinden kaynaklı, az sonra meydana geleceği açık olan durumu fark etmemek, görememek.
– Dalgın olmak.
Cümle içinde kullanımı: ” Burnunun ucunu göremeyecek kadar içmişti yine bizimki, nasıl evin yolunu bulacak Allah kerim.”
– Canın acısı, burun direğini sızlatacak kadar aşırı ağır olmak.
– Yakınlarında olan birinin başına gelen bir durumuna çok üzülüp acımak.
Cümle içinde kullanımı: ” Soğuktan resmen burnumun direği sızlamıştı, havalar keşke hemencecik ısınsa.”
Kelime Kökeni: Sıfat
– Cahil
– Anlamaz kimse
-Öğrenim görmemiş
– Okumamış
– Bilgisiz
– Bilmeyen
Cümle içinde kullanımı: “Bilmezden geldiğiniz her ne varsa emin olunuz ki yakında karşınıza büyük bir dev olacak çıkacak.”
– Hiç kimseyi dinlemeden kendi bildiğini okumak, yapmak.
– Ona karşı verilmiş olan öğütlere kulak asmadan, kendine uygun gördüğü şekilde davranmak, davranışlar sergilemek.
– Dikine gitmek.
Cümle içinde kullanımı: ” Burnunun dikine gitmiştin ya hani al şimdi çek o gidişlerin acısını.”
– Anlamak
– Öğrenmek
– Tanımak
– Yad etmek
– Hatıra getirmek
– Aşina çıkmak
– Aşinası olmak
– Bilgisi olmak
– Varsaymak
– Farz etmek
– Uygun bulmak
Cümle içinde kullanımı: “Durumu bilmedik duymadık insan mı kaldı bu aile de, her şey açık seçik şekilde yaşandı.”