– Yaptıkları veya yaşattıkları olayların ardından ardında bıraktığı izlenimi değiştirememek, düzeltememek.
Cümle içinde kullanımı: Adı çıkmış dokuza, inmezdi sekize bu yaptığı onca şeyin ardından .”
– Yaptıkları veya yaşattıkları olayların ardından ardında bıraktığı izlenimi değiştirememek, düzeltememek.
Cümle içinde kullanımı: Adı çıkmış dokuza, inmezdi sekize bu yaptığı onca şeyin ardından .”
– Kötü bir izlenim bırakmak.
– Hakkı olmayan bir şekilde ün kazanmak .
Cümle içinde kullanımı: ” Adı çıkmıştı bir kere ne derse desin sözüne güven olmuyordu.”
– Bir kişiyi veya bir şeyi hatırlamamak, umursamamak veya önem vermemek.
Cümle içinde kullanımı: O kadar uzaklaşmıştı ki ortamlardan adi bile okunmaz olmuştu.”
– Sözde durumu iyileşti, ama eskisi gibi hala yoksul bitap halde yaşamını sürmekte.
Cümle içinde kullanımı: “Veremi yendi kan tükürmüyor ama adı ata bindi ayağı yerde gezer durumda yaşıyor.”
– Sevilmeyen bir şeyi veya kimseyi unutulmak.
– Adı anılmaz dile getirilmez olmak.
– Söz dahil edilmemek.
Cümle içinde kullanımı: “Hayatımdan çıkalı çok olmuştu ama hala adı batmamıştı.”
– Gerekli olduğu düşünüldüğü için değil, olması gerektiği ,herkesin yaptığı o olduğu için ya da yapılmış denilsin diye yapmak.
Cümle içinde kullanımı: ” Bu düğünleri de anlamıyorum adet yerini bulsun diye yapılan onca şey yüzünden gelin ve damatta yapılmadık şey bırakmıyorlar.”
– Bütünüyle, tamamen ve baştan aşağı.
– Baştan aşağı.
Cümle içinde kullanımı:” A’dan z‘ye kadar tüm konuları çalışmama rağmen sınavda yine elime yüzüme bulaştırmıştım her şeyi.”
– Bir kişiyi hak etmediği halde değer vermek, saygı göstermek.
– Adamdan saymak, varlığını kabullenmek.
Cümle içinde kullanımı: ” Oysa söylemişti annem bu çocuğu adam yerine koyma diye keşke sözünü dinleseydim.”
– Toplumda bir yere sahip olmayan bir kişinin artık bir değer, yer sahibi ve önem verilir bir kişi olmak.
Cümle içinde kullanımı:” Adam sırasına geçmesinin arkasındaki sebebi herkesin farkında olduğundan bir haberdi sanki.”
– Hayatta yaşamış olduğu olayların etkisiyle karşısındaki kişinin karakteristik özelliklerini anlayacak konumda olan kimse.
– İnsanların iyisini ve kötüsünü iyi ayırt eden kişi.
Cümle içinde kullanımı: ” Mahallemize demir atmış bey amca o kadar görmüş geçirmiş ki adam sarrafı tabirine uyacak yaşayan bir kanıttı.”