Kelime Kökeni: Arapça
– Dinî olmayan, din dışı, dinle alakası olmayan (kimse), dinsiz, dini inancı olmayan
Cümle içinde kullanımı: “Nasıl din kardeşlerimizi saygıyla başımızın üstünde taşıyorsak lâ-dînî olanı da saygıyla karşılamalıyız. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Dinî olmayan, din dışı, dinle alakası olmayan (kimse), dinsiz, dini inancı olmayan
Cümle içinde kullanımı: “Nasıl din kardeşlerimizi saygıyla başımızın üstünde taşıyorsak lâ-dînî olanı da saygıyla karşılamalıyız. “
Kelime Kökeni: Farsça
– Kenevir, kendir, kenevirden yapılmış
– Cannabaceae familyasına ait çift çenekli sapı lifli otsu bitki
Cümle içinde kullanımı: “Çok uzun zamandır tarlalarımızda lâdine yetiştirmiyoruz. “
Kelime Kökeni: Farsça
– İki kişi arasında veya bir grup arasında tutuşulan bahis
– Tavuğun lades kemiğinden iki tarafında tutarak kırmasıyla başlayan, tarafların birbirine bir şey alıp verirken ‘aklımda’ diyerek oynadıkları oyun
– Lades oyunu
Cümle içinde kullanımı: “İki kardeş her tavuk yiyişimizde lâdese girip birbirleriyle dalaşana kadar bu oyunu oynarlar. “
Kelime Kökeni: Farsça
– Akılsız, ahmak, beyinsiz, ebleh, bön, alık, budala, aptal
Cümle içinde kullanımı: “İstediğin kadar kelam dök, sayfalarca anlat lâde birine nizam öğretemezsin. “
Kelime Kökeni: Farsça
– Duvar, tuğla veya kerpiçten yapılan engel, taştan yapılan dikey düzlem
– Erkek çocuğu, delikanlı, genç erkek
– Seyis yamağı
Cümle içinde kullanımı: “Bahçenin dört bir yanını çeviren lâd öyle yüksekti ki iki adam boyunu aşıyordu. “
Kelime Kökeni: Eski Türkçe
– Alıcı kuş, kartal, atmaca, doğan, beyazlı ve kırmızılı ayaklı bir tür şahin
– Çıkılması güç kayalık yer, sarp, yalçın, şiddetli
Cümle içinde kullanımı: “Osmanlı imparatorluğunda her şehzadenin kendi yetiştirdiği bir laçini olurdu. “
Kelime Kökeni: Farsça
– Oyun etme, aldatma, göz boyama, hile, âl, desise, entrika, dolap çevirme
Cümle içinde kullanımı: “Sülün Osman’ın İstanbul’u birbirine katan lâç ve palavraları filmlere konu olmuştur.”
Kelime Kökeni: Farsça
– Lacivert renge özgü, lacivertde çalan renk, lacivert renk
Cümle içine kullanımı: “Gözlerinin rengi tıpkı lâciverdî bir tona yakın desem abartmış olmam.”
Kelime Kökeni: Farsça
– Koyu mavi, çivit mavisi, deniz mavisi, Lacivert
– Koyu mavi renkte değerli bir süs taşı
– Lazur taşının rengi
Cümle içinde kullanımı: “Lâciverd rengine çalan kaftanı üzerine işlenmiş incilerle kuzey yıldızı gibi parlıyordu. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Kuşkusuz, besbelli, şüphesiz, tartışmaya gerek olmaksızın, elbette, işkilsiz
Cümle içinde kullanımı: “Sorguda aldığımız cevapların hepsi lâ-cerem doğru ve müspetti.”