Kelime Kökeni: Arapça
– Allah’ın adı, Allah, Allah lafzı, İsm-i Celal
Cümle içinde kullanımı: “Lâfza-ı Celâl ne güzel buyurmuştur; Oku, Rabbin adına oku!”
Kelime Kökeni: Arapça
– Allah’ın adı, Allah, Allah lafzı, İsm-i Celal
Cümle içinde kullanımı: “Lâfza-ı Celâl ne güzel buyurmuştur; Oku, Rabbin adına oku!”
Kelime Kökeni: Arapça
– Bir tek söz, tek bir kelime, tek kelam,
Cümle içinde kullanımı: “Bu şehri terk etmeden önce hepinizin yüzüne söyleyecek lafzam var. “
Kelime Kökeni: Farsça-lâf+Arapça-î
– Boşboğaz, geveze, lafazan, çenesi düşük, zevzek, lakırdı kavafı
Cümle içinde kullanımı: “Ne kadar lüzumsuz lâfî kişi varda hepsi çevremde toplanmış gibi hissediyorum. “
Kelime Kökeni: Arapça-tamlama
– Birden fazla kavramı olan söz, birden fazla anlamı olan söz
Cümle içinde kullanımı: “Lafz-ı müşterek anlatımlarla kimseyi şaibe altında bırakmayınız rica ediyorum. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Herkes tarafından bilinen söz, manası herkes tarafından müşterek olan laf
Cümle içinde kullanımı: ” Lafz-ı küllî kelimelere örnek vermek istenirse ‘su’ sözcüğünü örnek verebiliriz. “
Kelime Kökeni: Arapça-elfaz çoğul biçimi
– Anlamlı veya anlamsız ağızdan çıkan söz, kelime, sözcük, kelam
– Söylem
– Yasaların sözcükle bildirmek istediği anlam, yasanın söylemi
Cümle içinde kullanımı: “Lafız ağızdan çıkan havanın dil yardımıyla ses olarak dışarı çıkmasıyla oluşur. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Boş sözlerle övünme, manasız övüngen kimse
Cümle içinde kullanımı: “Ne desem ne yapsam boş laffâzî kişilerle yarışamam.”
Kelime Kökeni: Arapça-lafz
– Ağzı kalabalık, gereksiz konuşan kimse, boş sözlerle övünen
Cümle içinde kullanımı: “Dilruba hanımın daima kendini öven laffâz tavrına daha fazla tahammül edemeyeceğim.”
Kelime Kökeni: Farsça-lâf
– Çok konuşan, lafazan, laf ebesi, geveze, dil ebesi
Cümle içinde kullanımı: “En kötü huylarımdan biri laf eri olmam, konuşarak karşımdakini sıkıntı derecesine getirmemdi. “
Kelime Kökeni: Farsça
– Deyiş, söz, lakırdı, kelam
– Sohbet, konuşma, söyleşme, tekellüm,
– Boş ve gereksiz söz, dedikodu
– Konu, bahis, mevzu
– Övünme, atıp tutma, abartılı konuşma
Cümle içinde kullanımı: “Lâf vardır kendini dinletir, lâf vardır adamı rezil rüsva eder. “