Kelime Kökeni: Arapça
– Yanlış okuyan, yanlış konuşan
Cümle içinde kullanımı: “Hocamız Kur’an-ı Kerim okumalarında lahhân olanın gözünün yaşına bakmazdı. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Yanlış okuyan, yanlış konuşan
Cümle içinde kullanımı: “Hocamız Kur’an-ı Kerim okumalarında lahhân olanın gözünün yaşına bakmazdı. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Boş, yararsız, nafile, faydasız, yararı olmayan
– Boş bulunma, yanılma, aldanmak
– Kaldırma, hükümsüz bırakma, iptal etmek
Cümle içinde kullanımı: “Mahkeme kararıyla dedesinin mal varlığı üstündeki hükmü lağv edilmiş.”
Kelime Kökeni: Arapça
– Mırıldanma, ses çıkarma, alçak sesle kendi kendi bir şeyler söylemek
Cümle içinde kullanımı: “Yüzüme konuşmak yerine ağzının içinde lağıt ediyor asabımı tepeme çıkarıyor. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Yer altında açılan üstü örtülü hendek, sıçan yolu, yer altı yolu
– Yerleşim merkezlerinde artık suyun akması için yapılan yer altı kanalı, giriz, geriz
– Savaş anında tabyayı vurmak amacıyla kale duvarlarında açılarak içi barutla doldurulan yer
– Arkdüzen
Cümle içinde kullanımı: “Büyük şehirlerde en büyük problem içme suyunun lağımlara karışma riskidir. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Sürekli suç ve bahane arayan, üreten kimse
Cümle içinde kullanımı: “Ağzımla kuş tutsam Ragıp beye yaranamam, laggâz karakteri yüzünden kimseden memnun kalmaz. “
Kelime Kökeni: Farsça
– Zayıf, cılız, sıska, arık
– Şişman olmayan, şişman karşıtı
Cümle içinde kullanımı: “Besi olarak büyüttüğünüz bütün inekler lağar ve çelimsiz görünüyor. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Aptallık, ahmakça davranma, kaşkavallı, alıklık, belahat
Cümle içinde kullanımı: “Allah günah yazmasın lagâbet tavırlarına sinir olduğum için aramalarına geri dönüş yapmıyorum. “
Kelime Kökeni: Farsça
– Şaka yollu söz, şaka, mizah, hezel, alay
– Oyun, hile, âl, desise, entrika, aldatma
– Mekan, yer, mahal
Cümle içinde kullanımı: ” Türlü lağ ve dolapla gemisini yüzdürmeye çalışırken başına çorap örecek. “
Kelime Kökeni: Farsça
– Deyiş, söz, lakırdı, kelam
– Sohbet, konuşma, söyleşme, tekellüm,
– Boş ve gereksiz söz, dedikodu
– Konu, bahis, mevzu
– Övünme, atıp tutma, abartılı konuşma
Cümle içinde kullanımı: “Lâf vardır kendini dinletir, lâf vardır adamı rezil rüsva eder. “
Kelime Kökeni: Farsça
– Akılsız, ahmak, beyinsiz, ebleh, bön, alık, budala, aptal
Cümle içinde kullanımı: “İstediğin kadar kelam dök, sayfalarca anlat lâde birine nizam öğretemezsin. “