Kelime Kökeni: Arapça-ünlem
– Buyurunuz, efendim, buyurun efendim, emredin
– Telbiye, hacda okunan dua, icabet etmek
Cümle içinde kullanımı: “Lebbeyk istekleriniz benim için görev niteliğindedir, istirham ediyorum lütfen söyleyin. “
Kelime Kökeni: Arapça-ünlem
– Buyurunuz, efendim, buyurun efendim, emredin
– Telbiye, hacda okunan dua, icabet etmek
Cümle içinde kullanımı: “Lebbeyk istekleriniz benim için görev niteliğindedir, istirham ediyorum lütfen söyleyin. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Süt satan kimse, sütçü
– Sütü bol veren hayvan
Cümle içinde kullanımı: ” Sabah mahalleye gelen lebbân’dan yoğurt çalmak için bir bakır süt aldım.”
Kelime Kökeni: Arapça
– Keçe başlık yapan üreten ve satan kimse
Cümle içinde kullanımı:” Hakir tüm ailesinin geçimini lebbâdlık yaparak sağlarken yoksul bir hayat geçirirdi.”
Kelime Kökeni: Arapça
– Göğüs, sine, iman tahtası, toraks
Cümle içinde kullanımı: “Huzuruma engel olan ley lebânımda gizlidir, kabuk bağlamadığı gibi kanamayı sürdürür. “
Kelime Kökeni: Arapça
– İneklerde ağız, doğumdan sonra gelen ilk süt
Cümle içinde kullanımı: “Sarı kız yeni doğan yavrusuna lebâ verirken halsiz bir şekilde yatmaya devam etti. “
Kelime Kökeni: Arapça-lü’lü
– İnci, inciler
– İstiridye cinsi kavkılı deniz canlılarının içinden çıkan kıymetli taş
Cümle içinde kullanımı: “Babaannemden yadigar kalan bu le’âl benim en değerlim, maddiyattan öte bendeki manevi değeri çoktur. “
Kelime Kökeni: Arapça-levâzım çoğul biçimi
– Lazım olan şey, gerekli olan nesne, yapılması gerekli olan şey, vazife, görev
– Geçişsiz
– Gerekçe, öngerek, esbabımucibe
Cümle içinde kullanımı: “Mektep hocasının verdiği kağıtları yazma lâzımesiyle sofradan kalktım. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Gerek, gerekli, gereklilik, lüzum, lüzumlu
– Geçişsiz fiil
– Terki caiz olmayan, neseser
Cümle içinde kullanımı:” Sevmek lâzımdır bu dünyayı doğayı ve havayı, insanı ve kuşu. ”
Kelime Kökeni: Arapça
– Yapışkan, yapışıcı, yapışmış olan, bulaşıcı, yapıştırıcı
Cümle içinde kullanımı:” Çam ağaçlarının lâzık balları yenmez.”
Kelime Kökeni: Arapça-sıfat
– Yanlış ve hata yapmaksızın, hatasız, yanlışsız, hata işlemez, yanılmaz, yanlışı bulunmayan
Cümle içinde kullanımı: “Lâ-yuhtî insan var mıdır dar-ı dünyada, insan hatalarından ders alan yanlışıyla doğrusuyla yaşamaya çalışan bir mahlukattır oysa. “