Kelime Kökeni: Farsça-tamlama
– Gölge, silüet
– Güneşin dudağı
Cümle içinde kullanımı: “Gece karanlığında arkamdaki ışığa vuran leb-i âftâb ödümü kopardı. “
Kelime Kökeni: Farsça-tamlama
– Gölge, silüet
– Güneşin dudağı
Cümle içinde kullanımı: “Gece karanlığında arkamdaki ışığa vuran leb-i âftâb ödümü kopardı. “
Kelime Kökeni: Farsça
– Dudak, şefe
– Kenar, kıyı
Deyim: Leb demeden leblebiyi anlamak, daha söze başlamadan ne diyeceğini anlamak
Cümle içinde kullanımı: “Yüzüme lebime bak ve ne diyeceğimi oku, bundan sonra sana taviz vermeyeceğim. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Adilik, alçaklık, bayağılık, sıradanlık, denaet, zillet, kötü mizac
Cümle içinde kullanımı: ” Gözü kör olasıca herifin le’âmet huyu yüzünden herkes bize düşman oldu. “
Kelime Kökeni: Arapça-le’âlî+Farsça-feşân
– İnciler savuran, inciler döken, inciler saçan
Cümle içinde kullanımı: “Sevdiğim denizim, mavi bağrından le’âlî-feşân kollarıma. “
Kelime Kökeni: Arapça-ad
– İnciye özgü, incilere ilişkin, lü’lüler
Cümle içinde kullanımı: “Le’âlî tarzında olan bu taşın sedefe benzemesi de bundan ötürüdür. “
Kelime Kökeni: Arapça-lü’lü
– İnci, inciler
– İstiridye cinsi kavkılı deniz canlılarının içinden çıkan kıymetli taş
Cümle içinde kullanımı: “Babaannemden yadigar kalan bu le’âl benim en değerlim, maddiyattan öte bendeki manevi değeri çoktur. “
Kelime Kökeni: Arapça-sıfat
– Yapışıcı, yapışkan, yapışan
– Değişmez, sabit olan
– Gerekli, lüzumlu
Cümle içinde kullanımı: ” Bu evin lâzib kuralları bulunmaktadır beyefendi uymakla yükümlüsünüz. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Alev, ateş, od, nâr
– Cehennemin altıncı katı, cehennem
Cümle içinde kullanımı: “Kordur lâzî, içine düşeni yakacaktır günahı olanın boynuna dolanacaktır. “
Kelime Kökeni: Arapça-levâzım çoğul biçimi
– Lazım olan şey, gerekli olan nesne, yapılması gerekli olan şey, vazife, görev
– Geçişsiz
– Gerekçe, öngerek, esbabımucibe
Cümle içinde kullanımı: “Mektep hocasının verdiği kağıtları yazma lâzımesiyle sofradan kalktım. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Gerek, gerekli, gereklilik, lüzum, lüzumlu
– Geçişsiz fiil
– Terki caiz olmayan, neseser
Cümle içinde kullanımı:” Sevmek lâzımdır bu dünyayı doğayı ve havayı, insanı ve kuşu. ”