– Görevlilerin sık sık yerlerini, mekanlarını, görevlerini değiştirmek.
– Birisini sık sık bir yerden bir yere atmaya, göndermeye çalışmak.
Cümle içinde kullanımı: ” Beni de dama taşı gibi oynatmaktan sıkılmadın mı bırak artık peşimi.”
– Görevlilerin sık sık yerlerini, mekanlarını, görevlerini değiştirmek.
– Birisini sık sık bir yerden bir yere atmaya, göndermeye çalışmak.
Cümle içinde kullanımı: ” Beni de dama taşı gibi oynatmaktan sıkılmadın mı bırak artık peşimi.”
– Kötü bit huyun, vazgeçemeyeceği kadar benimsemek, sahiplenmek.
– Birisinde veya bir kimsede vazgeçilmez bir huy durumuna gelmiş olmak.
Cümle içinde kullanımı: ” Söylediklerin resmen damarlarıma işlemişti, iyi konuştun tüm söylediklerin aklımda kaldı.”
– Huysuzluğu, aksiliği, inatçılığı depreşen, nükseden aksiliği yatıştırılamaz olmak.
Cümle içinde kullanımı: ” Damarım tutmuştu şimdi ne dersen de gram umurumda olmayacaktı.”
– Bir kimsenin hoşlandığı, hoşuna gidecek şeyler yapıp kendisini ona sevindirmek, mutlu etmek.
Cümle içinde kullanımı: ” Senin damarına girmek için onca güzel şeyler yapmıştım ama tek bir faydası bile olmamıştı.”
– Karşısındakinin hoşuna gitmeyen davranışlarda bulunarak onun sinirlendirmek, öfkelendirmek, kızdırmak.
– Bir şeyi koparmak için bir kişiyi zorlamak, baskı yapmak.
– Dalına basmak.
Cümle içinde kullanımı: ” Damarıma basmıştın yaptığın son hareketle gözümden on kat filan düştün.”
– Yaptığı işten bir kazanç sağlamış, görmüş olmak.
Cümle içinde kullanımı: ” Damağına tat değmişti bir kere bırakmazdı bu işi artık.”
– Gücü bitip, tükenip artık işi sürdüremez duruma gelmek, düşmek.
– Bir işi başarıyla sonuçlandırıp son kertesine ulaştırmak.
Cümle içinde kullanımı: ” Hayatın yorgunluğunun üstüne düşmesiyle dama demişti artık.”
– Yayılıp etrafta genişlemek, büyüyüp karışık bir durum haline dönmek.
– Soy sop ya da dostluk yönünden yayılıp, genişleyip, etrafta çoğalmak.
– Birçok yerde bir uğraşı, bir grup veya örgütü kurmak.
– Dal budak salmak.
– Dal kol atmak.
Cümle içinde kullanımı: ” Ağaçların dallanıp budaklanmasıyla bahçe girilmez bir hal almıştı.”
– Soy sop ya da dostluk yönünden yayılıp, genişleyip, etrafta çoğalmak.
– Birçok yerde bir uğraşı, bir grup veya örgütü kurmak.
– Dal budak salmak.
– Dallanıp budaklanmak.
Cümle içinde kullanımı: ” Her yere bir dal kol atmayı nasıl becerdin valla hayretler içinde seni izliyorum.”
– Bir kişiye, istediği şeyi yaptırmak adına musallat olmak, fazlasıyla baskıda bulunmak, sıkıştırmak.
Cümle içinde kullanımı: ” İstediğim olduğu sürece dalına binmeyeceğim insan yoktur.”