Kelime Kökeni: Arapça
– Kan kırmızısı, çok kırmızı
– Şarap (mecaz)
Cümle içinde kullanımı: “Lal-i müzâb vişneler şarap yapımı için ayrıldı. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Kan kırmızısı, çok kırmızı
– Şarap (mecaz)
Cümle içinde kullanımı: “Lal-i müzâb vişneler şarap yapımı için ayrıldı. “
Kelime Kökeni: Arapça-tamlama
– Kıpkırmızı dudak, saf ve bozulmamış dudak
Cümle içinde kullanımı: ” Al düşmüş la’l-i nâb ağzına, gözlerine gecenin yıldızları düşmüş. “
Kelime Kökeni: Arapça-tamlama
– Şaşırıp kalmış, dona kalmış, susmuş, sükuta mecbur olmuş, dili tutulmuş konuşamaz hale gelmiş
Cümle içinde kullanımı:” Güzel sesiyle ne zaman şarkı söyleyecek olsa karşısında lâl ü ebkem olur, gözlerim hissettiğim mutluluktan dolardı. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Konuşma melekesini yitirmiş (kimse), dilsiz, konuşma engelli, dili tutulmuş kimse, ahraz, ses çıkarmayan sessiz
– Yakut gibi kırmızı renkte değerli bir taş
-Koyu kırmızı renkte değerli bir tür mürekkep
– Kırmızı, al, kızıl renk
– Dudak
Cümle içinde kullanımı: “Dili lal olmuş bir kere aşka hangi sevda onu konuşturabilecek güce sahiptir ki?”
Kelime Kökeni: Arapça
– Yüz felci, kısmi felç, ağız çarpılması
Cümle içinde kullanımı: “Annem yaşadığı şok sonrasında inme geçirerek lakve uğradı, şimdi rahat yemek yiyemiyor. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Yerden toplama, derlemek, toplamak, cem’etmek, devşirip kaldırmak, devşirme, bir araya getirip düzene sokma
Cümle içinde kullanımı: “Sabahattin Ali’nin bütün eserlerini lakt ederek halka ücretsiz dağıtmak isterdim. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Saçma sapan sözler, faydası olmayan sözler, manasız sözler, boş lakırdılar, gelişigüzel sözler
Cümle içinde kullanımı: “Acımı anlamayanlar laklakıyyât avuntularla beni sakinleştirmeye çalışıyor, babasız kalmanın ağırlığı avuntuyla geçer mi? “
Kelime Kökeni: Arapça
– Anlamsız söz, yararı olmayan konuşma, gereksiz söz, boş laf
Cümle içinde kullanımı: “Laklaka edene itibar edersen yarı yolda kalmaya mahkumsun.
Kelime Kökeni: Arapça
– Leylek, Leyleğin gagasıyla çıkardığı sesler
– Gevezelik, ara vermeden söylenilen saçma sapan sözler, gelişigüzel konuşma
Cümle içinde kullanımı: “Akşam köy kahvesinde iki laklâk edelim Hakkı uzun zamandır hoşbeş edemedik. “
Kelime Kökeni: Arapça-çoğul biçimi lükate
– Yerden kaldırılan şey, sahipsiz kalmış şey
– Sokakta bulunan para, mal veya benzeri
– Sokağa bırakılan yeni doğmuş çocuk
Cümle içinde kullanımı: “Dün evden işe gitmek için çıktığımda lakît buldum, iyice baktığımda içi dolu bir cüzdan olduğunu anladım. “