Kelime Kökeni: Arapça
– Kavuşma, ulaşma, erişme, sonradan yetişmek, yaklaşmak, birbirine katılmak
Cümle içinde kullanımı: ” Birbirine doğru meyleden iki sevgili öyle uhrevi bir ışıkla lühûk eylediler ki ayrılığın esamesi okunmadı.”
Kelime Kökeni: Arapça
– Kavuşma, ulaşma, erişme, sonradan yetişmek, yaklaşmak, birbirine katılmak
Cümle içinde kullanımı: ” Birbirine doğru meyleden iki sevgili öyle uhrevi bir ışıkla lühûk eylediler ki ayrılığın esamesi okunmadı.”
Kelime Kökeni: Arapça-lahd
– Lahitler, mezarlar, kabirler, çukurlar, makberler
Cümle içinde kullanımı: “Ey insan kibirlenme, sonunu görmek istiyorsan lühûda bak!”
Kelime Kökeni: Arapça
– Damağın arkasında dile benzeyen aşağı doğru sarkan uzantı, küçük dil
Cümle içinde kullanımı: “Ödlek herif korkudan lühî yuttu galiba konuşamıyor.”
Kelime Kökeni: Arapça
– Köşe, bucak, kenar
– Göz çukuru
Cümle içinde kullanımı: ” Çökmüş lühc, ağlayan göz pınarlarıyla eski resimlerin hasretinde yaşıyorum.”
Kelime Kökeni: Arapça-lühaymat
– Küçük et parçası, etçik
Cümle içinde kullanımı: “Kadavranın morarmış vücudundan kopan lühaymeler insanın midesini bulandırıyordu.”
Kelime Kökeni: Arapça-eledd çoğul biçimi
– Tartışmayı sevenler, kavgacılar, kavga etmeyi sevenler
Cümle içinde kullanımı: ” Bu mahallenin tüm gençleri bıçkın ve lüd bir tavır benimsemişler, yeni gelen insanlara karşı bu tavrı sürdürürler. “
Kelime Kökeni: Farsça
– Çıplak, üryan, cıbıl, cıbıldak, nü
Cümle içinde kullanımı: “Baldırı açık lüç halde sokaklara çıkacak kadar kafayı tırlatmış diyorlar. “
Kelime Kökeni: Arapça-licam çoğul biçimi
– Gemler, dizginler, at dizginleri
Cümle içinde kullanımı: “Soluk soluğa kalan hayvanların lücümlarını çıkartıp ağıra götürmeye niyetlendi.”
Kelime Kökeni: Arapça
– Nehir ağzı, ırmak ağzı
Cümle içinde kullanımı: “Gürül gürül akan suyun ötesinde lücme dibinde duran insan silüeti garip bir şekilde görünüyordu.”
Kelime Kökeni: Arapça
– Kolay işlenebilir değerli maden, gümüş
Cümle içinde kullanımı: “Lüceyn kolyeler ve halhallar bir dönemin çok değerli takılarıydı.”