Kelime Kökeni: Arapça-lücec çoğul biçimi
– Derin su, engin, derya, açık deniz
– Kalabalık, güruh, derinti, kısım
– Gümüş ayna
Cümle içinde kullanımı:” Mavinin en koyu tonu lücce de toplanmıştır şimdi, bir de gün batımı süslemiştir semayı.”
Kelime Kökeni: Arapça-lücec çoğul biçimi
– Derin su, engin, derya, açık deniz
– Kalabalık, güruh, derinti, kısım
– Gümüş ayna
Cümle içinde kullanımı:” Mavinin en koyu tonu lücce de toplanmıştır şimdi, bir de gün batımı süslemiştir semayı.”
Kelime Kökeni: Arapça
– Kalabalık, topluluk, cemiyet, camia, cemiyet, toplum
Cümle içinde kullanımı: “İslamiyet bayrağını taşıyan lüc ve dindaşlarımız gönül kardeşimizdir.”
Kelime Kökeni: Arapça
– Keçeden yapılmış kumaşlar
– Yapışmak
– Kuşun göğsü üstüne çöküp yatması
Cümle içinde kullanımı: ” Deve kuşu kızgın çöl kumu üstüne lübud edip dinlenmeye başladı. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Giymek işi, giymek eylemi
Cümle içinde kullanımı: ” Kara peçeyi lübs edip yüzüne, günün karanlığına hüzünle çıkmışsındır.”
Kelime Kökeni: Arapça
– Öz ile, lübbe ait, içle ilgili, derunı
Cümle içinde kullanımı: ” Tükenmişlik beden değil lübbî temellere dayanır.”
Kelime Kökeni: Arapça
– Şişmanca, kilolu, tombul, etli, etine dolgun
Cümle içinde kullanımı: “Kümesten en güzelini en lübbâhiyye tavuğu seç gel akşama pişirelim.”
Kelime Kökeni: Arapça-lübbü,lübbi, elbâb çoğul biçimi
– İç, öz, ruh, derun, yürek
– Aklıselim, sağduyu, akıl
– Her şeyin en güzeli, her şeyin en iyisi
Cümle içinde kullanımı: “Hayatın tatlı yanına, insanın lüb olanına denk gelesin güzel kızım.”
Kelime Kökeni: Arapça
Yalanacak, yenilecek macun
Cümle içinde kullanımı: “Bitki özlerinden yapılma lu’ûk her derde deva diyorlar ama bende işe yaramadı.”
Kelime Kökeni: Arapça
– Lut kavminin çirkin davranışlarını alışkanlık haline getiren kimse, eş cinsel, kulampara
Cümle içinde kullanımı: “Doğru yolu terk eden lûtîler lanetlenmiş olarak sayılırlar. “
Kelime Kökeni: Ad
– Hz. İbrahim soyundan bir peygamber
– Eşcinsel bir yaşam tarzını benimseyerek lanetlenen kavim
– Lezzetli yiyecekler, tatlı yiyecekler
– Çıplak, soyunuk
Cümle içinde kullanımı: “Lût kavmini helak eden yasaklanmış tarza birliktelikler kurmalarıydı.”