– Kalp çarpıntısı geçirmek.
– Herhangi bir konu hakkında içinden kendi kendine tartışmak, evirip çevirip düşünmek.
Cümle içinde kullanımı: ” İçi içini yiyordu sanki alıp vermişti kendini.”
– Kalp çarpıntısı geçirmek.
– Herhangi bir konu hakkında içinden kendi kendine tartışmak, evirip çevirip düşünmek.
Cümle içinde kullanımı: ” İçi içini yiyordu sanki alıp vermişti kendini.”
– Yazgı.
– Kader.
– Talih.
– Kısmet.
Cümle içinde kullanımı: ” Bu yaşamış olduğu şeyleri hayra, alın yazsına bağlamak gerekir.”
– Emek vermek.
– Çok fazla vakit harcayıp istediğine ulaşmak.
– Yorucu bir emek harcamak.
Cümle içinde kullanımı: ” Alın teri dökmeden aslında başarabileceğin bir şey yoktur önemli olan emek vermek.”
– Utanmaz, arsız, karaktersiz birini tanımlarken kullanılır.
– Öyle arsız ki yüzünde tek utanma ibaresi yok.
Cümle içinde kullanımı: ” Şuna bak şuna alın derisi değil, davul derisi resmen arsız çocuk.”
– Gösterişli, güzel.
– Görkemli.
– Gösterişli olan.
Cümle içinde kullanımı: ” Yoldan geçen kadına bak be ne alımlı çalımlı valla aşık olunası resmen.”
– Yetenekli, becerikli, eli yatkın kimse.
– Her şeyi çarçabuk öğrenen.
Cümle içinde kullanımı: ” Alımı tez bir yapıda biriydim ben ne güzel bir insanım valla.”
– Çok dikkatli bir şekilde bakmak.
– Alacakmış gibi iyice gözden geçirmek.
– İnceden inceye göz gezdirmek.
Cümle içinde kullanımı: ” Alıcı gözüyle bakıyordu yoldan geçen her arabaya ne doyumsuz bir insan bu.”
– Sevindirici bir haber aldın ya hani, övüne kıvana gidersin.
Cümle içinde kullanımı: ” Tabi aldın haberi, gidersin kabarı kabarı havasından geçilmez şimdi.”
– Söz verdiğim işi yapmaktan vazgeçtim zorunda kalıyorum, İşte siz, işte işiniz!
Cümle içinde kullanımı: ” Al hacı ağa pabucunu ben bunu beceremeyeceğim sen daha iyi yaparsın.”
– Telâş veya yorgunluktan yüzü kıpkırmızı kesilmiş (olarak).
– Koşup yorulmaktan, telaşlanıp heyecandan yüzü kıpkırmızı kesilmek.
Cümle içinde kullanımı: ” O kadar korkmuştu ki yüzü alı al, moru mor olmuştu.”