Kelime Kökeni: Arapça
– Keçeden yapılmış kumaşlar
– Yapışmak
– Kuşun göğsü üstüne çöküp yatması
Cümle içinde kullanımı: ” Deve kuşu kızgın çöl kumu üstüne lübud edip dinlenmeye başladı. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Keçeden yapılmış kumaşlar
– Yapışmak
– Kuşun göğsü üstüne çöküp yatması
Cümle içinde kullanımı: ” Deve kuşu kızgın çöl kumu üstüne lübud edip dinlenmeye başladı. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Giymek işi, giymek eylemi
Cümle içinde kullanımı: ” Kara peçeyi lübs edip yüzüne, günün karanlığına hüzünle çıkmışsındır.”
Kelime Kökeni: Farsça
– Şarkı söyleyen, dans eden, oynayan kadın, çingene kızı, oyuncu
– Utanmaz, hayasız, namussuz, ahlaksız kadın
– İnce, zarif ve kibar (kimse)
Cümle içinde kullanımı: ” Mahallenin aşağısına kamp kuran lûlî ve romanlar her akşam üstü darbuka çalıp göbek atarlar.”
– Rum patrikleriyle hükümet işlerini yürüten kimse
Cümle içinde kullanımı: “Lugûfet olarak görev alan Burhaneddin beyin bizim dinimize karşı sevgi beslemesini beklemek hata olacaktır.”
Kelime Kökeni: Arapça-lugat+Farsça-nüvis
– Sözlük yapan, lugat yazan, sözlükçü
Cümle içinde kullanımı: ” Eserin dilbace kısmına not düştüğü gibi yazarın lugat-nüvis olduğu ortaya çıkıyor. ”
Kelime Kökeni: Arapça
– Gereli olma, gereklilik, lüzum, icap
Cümle içinde kullanımı: “Düğün öncesinde kız evine giden bohça lizâmdır.”
Kelime Kökeni: Arapça-ad
-Konuşma dili, günlük konuşma
Cümle içinde kullanımı: ” Lisân-ı tekellüm ile kaleme aldığınız dilekçe kabul görmemektedir, yazın dilini kullanarak bir yenisini yazmalısınız.”
Kelime Kökeni: Arapça-ad
– Ana dili
– Bir insanın doğduğu toplumun kullandığı dil
Cümle içinde kullanımı:” Doğduğum toprakların lisan-ı mâder-zâdı günümüzde kullanılmıyor ne yazık ki.”
Kelime Kökeni: Arapça
– Hepsi için, tamamı, hepsi, cümlesi, bütünü
Cümle içinde kullanımı: “Dertlerin li-küllisine sayıp dökecek acılarımı bağrıma basacağım. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Görme, görüşmek, rast gelip kavuşma, bir araya gelmek
– Yüz, sima, çehre, görünüş
– Mürekkep hokkalarına konulan ham ipeğin adı
Cümle içinde kullanımı: ” Neylerim bir gün likâ yüz yüze gelemeyecek olduktan sonra yaşamayı.”