Kelime Kökeni: Farsça
– Dudak, ağız
– Ağız içi, ağız boşluğu
– Çolak, eli çarpık, eli kolu sakat kimse
Cümle içinde kullanımı: “Lünc içinde biten menfur yaralar beni mahvediyor dostum.”
Kelime Kökeni: Farsça
– Dudak, ağız
– Ağız içi, ağız boşluğu
– Çolak, eli çarpık, eli kolu sakat kimse
Cümle içinde kullanımı: “Lünc içinde biten menfur yaralar beni mahvediyor dostum.”
Kelime Kökeni: Arapça
– Pelteklik, dildeki tutukluk, kekeleme, konuşma bozukluğu
Cümle içinde kullanımı: ” Rahmetli dedemin dili lüknet idi aynı dertten bende müzdaribim.”
Kelime Kökeni: Arapça-lükata+Farsçs-çîn
– Çöp toplayıcısı, çöpçü
– Artık ve değersiz şeyleri toplayan kimse
Cümle içinde kullanımı: “Etrafta dolaşıp mahalle mahalle gezen lükata-çîn bir gün servet bulacağına inanır.”
Kelime Kökeni: Arapça
– Yere sürünen, yerden alınmış, basit ve değersiz eşya
– Yolda bulanan ve gerçek sahibi bulunmayan mübah sayılmayan mal, buluntu
– Sokakta bulunan ve sahipsiz eşya
Cümle içinde kullanımı: “Bu mal varlığı lükata değil alın teriyle, it gibi çalışmayla elde edilen bir servet.”
Kelime Kökeni: Arapça
– Kavuşma, ulaşma, erişme, sonradan yetişmek, yaklaşmak, birbirine katılmak
Cümle içinde kullanımı: ” Birbirine doğru meyleden iki sevgili öyle uhrevi bir ışıkla lühûk eylediler ki ayrılığın esamesi okunmadı.”
Kelime Kökeni: Arapça
– Damağın arkasında dile benzeyen aşağı doğru sarkan uzantı, küçük dil
Cümle içinde kullanımı: “Ödlek herif korkudan lühî yuttu galiba konuşamıyor.”
Kelime Kökeni: Arapça
– Köşe, bucak, kenar
– Göz çukuru
Cümle içinde kullanımı: ” Çökmüş lühc, ağlayan göz pınarlarıyla eski resimlerin hasretinde yaşıyorum.”
Kelime Kökeni: Farsça
– Çıplak, üryan, cıbıl, cıbıldak, nü
Cümle içinde kullanımı: “Baldırı açık lüç halde sokaklara çıkacak kadar kafayı tırlatmış diyorlar. “
Kelime Kökeni: Arapça-licam çoğul biçimi
– Gemler, dizginler, at dizginleri
Cümle içinde kullanımı: “Soluk soluğa kalan hayvanların lücümlarını çıkartıp ağıra götürmeye niyetlendi.”
Kelime Kökeni: Arapça-lücec çoğul biçimi
– Derin su, engin, derya, açık deniz
– Kalabalık, güruh, derinti, kısım
– Gümüş ayna
Cümle içinde kullanımı:” Mavinin en koyu tonu lücce de toplanmıştır şimdi, bir de gün batımı süslemiştir semayı.”