Kelime Kökeni: Arapça
– Ödlek, yüreksiz, korkak, tabansız, ürkek
Cümle içinde kullanımı: “Salih bey bu debdebeli neferler içerisinde en cebân olanıdır. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Ödlek, yüreksiz, korkak, tabansız, ürkek
Cümle içinde kullanımı: “Salih bey bu debdebeli neferler içerisinde en cebân olanıdır. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Tepe, dağ, zirve, doruk, tarıma elverişsiz toprak
Cümle içinde kullanımı: “Ufkun arkasında kalan cebele ulaştık mı bütün gayretimizin ödülünü alacağız. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Hediye, armağan, inayet, lütuf
– Yağmur, yağan rahmet, bolluk
– Kazanç, yarar, avantaj, kâr
Cümle içinde kullanımı: “Gökten düşen cedâ, kuraklığı yeşeren tarlalara bırakacak. “
Kelime Kökeni: Arapça
– İnsan kaderi ve iradesini inkâr, reddeden mezhep türü
– Kaderiyye mezhebinin karşıtı
Cümle içinde kullanımı: “Cebriyye’ye mensup bir kimse alın yazısına, kadere inanmaz.”
Kelime Kökeni: Arapça
– Yaralayan kişi, yara açan, yaralayan
– Çürüten
Cümle içinde kullanımı: “O yâr ki yüreğimi pare pare eden, gönlümün cârihi…”
Kelime Kökeni: Arapça
– Gümüşten yapılma, gümüşler, gümüş paralar
Cümle içinde kullanımı: “Eski Persler para yapımında fizaz kullanmışlardır, en yakın tarihte ise 1797 yılından önce de İngilizler kuruşlarda kullanmışlardır. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Verimli, bereketli, feyizli, gür, bolluk
Cümle içinde kullanımı: “Dua et, etki kazancın feyzdâr olup dolsun taşsın. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Topluluk, takım, bölük, topluluk, cemaat
Cümle içinde kullanımı: “Dergah camii’sinin avlusunda biriken fevc Cuma namazının niyazine erişmek sükun içinde bekliyor. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Kız, Genç kadın, halayık, cariye
– Uşak, işçi, ,
Cümle içinde kullanımı: “Osmanlı devletinde padişaha ve ailesine fetât’lar, dişi köleler hizmet ederdi. ”
Kelime Kökeni: Arapça
– Dikme, daldırma
– Pespaye, aşağılık, adi, işe yaramaz, beş para etmez
Cümle içinde kullanımı: “Onu her gördüğümde tüylerim diken diken oluyor, hayatımda böyle fesl birini daha önce hiç tanımadım. “