Kelime Kökeni: Arapça
– Yoğun arzular, şiddetli tutkular, şevkler
– Anat
– Kemik uzaması hastalığı
Cümle içinde kullanımı: “Şair ağdalı bir dille yare olan eşvakını en yoğun şekilde anlatmayı başarmış.”
Kelime Kökeni: Arapça
– Yoğun arzular, şiddetli tutkular, şevkler
– Anat
– Kemik uzaması hastalığı
Cümle içinde kullanımı: “Şair ağdalı bir dille yare olan eşvakını en yoğun şekilde anlatmayı başarmış.”
Kelime Kökeni: İngilizce – Sanat terimi
– Eğrisel çizgilerin kullanılarak hayvan ve bitki gibi canlı organizma formlarının dış çizgilerle oluşturulmasını karşılayan soyut sanat biçimidir.
Cümle içinde kullanımı: “Fransız heykelci Jean Arp, 20. yüzyılda Biyomorfik biçim sanat anlayışının öncüsü olarak kabul edilen eserler üretmiştir. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Kadirî tarikatına mensup bir kol
Cümle içinde kullanımı: “Osmanlı devleti döneminde en eski tarikatlardan biri olan Kadirîyye silsilesine, Eşrefiyye kolu da intikal etmiştir. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Ermiş eren, , evliya, Velî,
Cümle içinde kullanımı: “Konya’ya Ehlullah şehri denirdi eskilerden.”
İsteklerimize nasıl ulaşabileceğimizi kanıtlayan Rezonans Kanunu, evrendeki bütün canlı veya cansız varlıkların yaydıkları titreşimlerle birbiri ile iletişim içinde olduklarını savunur. Her varlığın, her nesnenin kendine has ve özgü bir titreşimi bulunmaktadır. Varlıkların birbiriyle iletişime geçmesinin yolu ise benzer olmalarından kaynaklanır. Titreşimleri birbirine benzer olan varlıklar, kendine benzer olan varlıkları kendisine çeker.
Hearthmath Enstitüsü’nün duygular üzerine yaptığı çalışmalar sonucunda kalbin etrafında büyük bir enerji alanı tespit etmişlerdir. Bu da kalbin manyetik alanının beynin manyetik alanına nazaran 5 bin katı büyüklüğünde olduğu sonucunu ortaya çıkarmıştır. Bilim insanları kalbin manyetik alanının duygularla birlikte düşüncelerden, korkulardan, inançlardan güç aldığını ispat etmişlerdir.
Rezonans kanununa göre ise isteklerimizin gerçekleşeceğine kalpten inanırsak, gerçekleşeceğidir. Beynin yaydığı manyetik titreşimlere nazaran kalbimizin 5 bin kat fazla yaydığı elektromanyetik dalgalar isteklerimizin gerçekleşmesini sağlar.
“Diğer insanlar, nesneler veya olaylar, eğer bizimle aynı frekansta iseler, içimizde oluşturduğumuz titreşim alanına karşı koyamazlar. Bizim titreşimlerimize karşı koymaları mümkün değildir.”
“Hayatımızda sadece derinden inandığımız şeyler gerçekleşebilir. Bu en başta kendi hakkımızdaki düşünceler için geçerlidir. Kendimizle ilgili görüşlerimiz, yaşayacaklarımızı belirler.”
“Sözün özü, inandığımız her şey yaşamımızda gerçekleşecektir.”
Eskiden, çok eskiden insan mutluluğun peşinden koşmaktan utanmazdı. Kendilerine ve sevdikleri insanlara bahşedilecek mutlulukları dört gözle bekler, beklemenin verdiği azim ile sabır ederlerdir. Elbet zaman değişti fırtınalar koptu, depremler yer kubbeyi inletti, teknoloji duyguların ve emeğin yerine geçti. Dolayısıyla bizde değiştik dostum, küçücük sevgilerle inşa ettiğimiz evlerimizi yıkıp on beş katı binalar diktik.
Hep bir aradaydık ama uzaktık birbirimize. Bir metre uzaklığındaki kapı komşumuzun evinde çıkan tartışmayı, kavgaları kağıt kadar ince duvarlardan dinledik. Avucumuzun içi kadar telefon ekranından dünyayı görmeye çalıştık. Nitekim yapay görseller zihnimizi bulandırdı kardeşim, yeri geldi korkan ruhumuzu patavatsız sanal canavarlara dönüştürdük. Amacı eğlence olan topluluklarda atıp tutan, ahkam kesen dingillerden olup yapmadan yıkmayı seçtik. Ölümüne eleştirdik, yorum yaparken önünü arkasını düşünmedik. Öyle ki olay ve tercihlerden çok kişinin şahsına sivrilen azı dişlerimizi geçirdik.
Yargılamıyorum dostum, nasıl böyle bir saygısızlık yapabilirim ki? Neyime güvenip önüne, aç kurtların ortasına atayım kendimi. Okuduğum kitaplarda dürüst insan modelinin tanımını yapıyorlar, lakin şu yüzyılda kayırmayan, ötelemeyen, can yakmayan insan görmedim kardeşim.
İnsan ne zaman yozlaştı sorusuna ancak şu sözlerle karşılık verebilirim. İnsan empatiyi unutup, kitaplardan aldığı zevki yarıda bırakıp, yardım elini cebine soktuğunda yozlaştı dostum. Kendimi ayrı tutma gafletine düşmeyeceğim, çağın gerektirdiğine uymadan edemedim. Ayrık otu gibi kendimi kendi özüme çekemedim, mecburi farz edip aralarına karıştım. Sürüsünü terk edemeyen bir koyundan farkım yoktu, toplu bir şekilde uçurumun kıyısına sürüklensek de bağırma dürtümü içimde bulamadım. Utanıyordum kardeşim, ötekilenmekten, yaftalardan ve dahası dışlanıp görünmezlik içkisinden içen kişi olmaktan.
Dürüstlüğünü kaybeden insan olmaktan utanmadım dostum, fakat yok sayılmaktan korktum. Bu da çağın insanına evrildiğimin en güzel kanıtı. Doğrusunu bildiğim halde doğru kişi olmaktan çekinti duydum. Zararımı bilerek kabullendim, mutluluğu aramayı bırakıp ruhuma eziyet etmeyi seçtim.
Sevgimi, seveceklerimi tükettim kardeşim…
Semra Şenol
Atasözü
Biçimsel ibadet yapan sofu kadınlarla şeytan alay eder. Gerçek ibadetten uzaklaşarak, evinin işini aksatan kadın, şeytanın maskarası durumuna düşer.
Kelime Kökeni: Arapça
– Tatlı veya tuzlu durgun su, göl
Cümle içinde kullanımı: “Gittiği memleketlerde mutlaka buhayre kenarında çadır kurar. “
Kelime Kökeni: Farsça
– Ucu bucağı olmayan, edebi, sonu olmayan
Cümle içinde kullanımı: “Başlangıcım olduğun gibi aynı surette bî-gerânımsın.”
Kelime Kökeni: Arapça
– İçinde altın olan kese
Cümle içinde kullanımı: “Kuyumcu Rüstem ağanın devamlı olarak cebinde taşıdığı biderleri vardır.”