Kelime Kökeni: Arapça
– Benzer, eş, misil, nazir, müşabih, mümasil
Cümle içinde kullanımı: “Lâhız olan binaların yapımında kullanılan malzemelerin çoğu aynıdır. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Benzer, eş, misil, nazir, müşabih, mümasil
Cümle içinde kullanımı: “Lâhız olan binaların yapımında kullanılan malzemelerin çoğu aynıdır. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Sıcaktan veya susuzluktan dilini dışarıya sarkıtarak hızla soluyan (köpek)
Cümle içinde kullanımı: ” Ağustos aylarında sokaklarda birçok lâhis olur onlar için kapının önüne bir kap su koy evladım. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Kur’an-I Kerim’i okurken yanlışlık yapan kimse, Kur’an okurken telaffuzda yanlışlık yapan kimse
Cümle içinde kullanımı: “Kur’an hocamız telaffuzu lâhin olan talebeleriyle tek tek olarak ilgilenir, düzeltmelerine yardımcı olurdu. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Sürekli et yiyen, etle beslenen, etçil
– Et yediren,
– Semiz, şişman, etli, tavlı
Cümle içinde kullanımı: ” Sürekli lahîm ile beslenen hayvanın bakımı zor olur hemde bütçeme yük olur.”
Kelime Kökeni: Arapça
– Et yiyen, et yediren
– Semiz, besili, etli, şişman
Cümle içinde kullanımı: “Hindilerin iyi beslendiği lahim oluşların belli oluyor maşallah. “
Kelime Kökeni: Arapça-tamlama
– Son ek, son ilave, sonek
Cümle içinde kullanımı: “Farsça kelimelerde ön ekler daha çoğunluktayken Türkçe kelimelerde Lâhika-i Müte’ahhire çoğunluktadır. “
Kelime Kökeni: Arapça-tamlama
– Ön ek, ön ilave
Cümle içinde kullanımı: ” Kökten sonra ek alan Türkçe kelimelerde ve Farsça kelimelerde Lahika-i Mütekaddime olayına rastlamak mümkündür. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Erişen, varan, yetişen, ulaşan, kavuşan, vasıl olan
– Ek olan, eklenen
– Yenisi, sonradan belirlenen, sonradan atanan
– Halef, bir memurun yerine atanan kimse
– Sabık karşıtı
Cümle içinde kullanımı: “Manzumeye sonradan lahik edilen dörtlük sayesinde vurgu abartılmış ahenk sağlanmıştır. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Zeyl, ek, ilave, katma, ekleme
Cümle içinde kullanımı: “Zemzem suyuna lâhika ederek çoğaltıldığını duymuştum aslı var mıdır?”
Kelime Kökeni: Arapça
– Acı çekmiş, zulüm görmüş, sıkıntı ve ızdırab çekmiş (kimse)
Cümle içinde kullanımı: “Ömründe lahif görmüş adamdan korkma, vicdanı senden benden yüksektir. “