Kelime Kökeni: Arapça
– Serzeniş, çekiştirme, levmetme, yakınma, kınama, dedikodu yapmak
Cümle içinde kullanımı: “Be hanım koca mahalleyi lâ’ime edip günahını sırtlandın, bir sus Allah aşkına.”
Kelime Kökeni: Arapça
– Serzeniş, çekiştirme, levmetme, yakınma, kınama, dedikodu yapmak
Cümle içinde kullanımı: “Be hanım koca mahalleyi lâ’ime edip günahını sırtlandın, bir sus Allah aşkına.”
Kelime Kökeni: Arapça
– Arsızlık eden, levmeden, yüze karşı konuşan, çekiştiren, başkasını kötüleyen, zemmeden, bir kimseyi yeren
Cümle içinde kullanımı: ” Kimseyi lâ’im edip haksız yere günaha girmeyelim dostlar, herkes suçunun vebalini öder nasılsa. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Çaresiz, çaresi olmayan, ilacı olmayan, dermansız, onulmaz
Cümle içinde kullanımı: “Nasıl anlatsam yüreğimdeki hastalığın lâ-ilâc olduğunu! “
Kelime Kökeni: Fransızca- Laique
– Din ile devlet işlerinin ayrı olması gerektiği düşüncesi
– Din ile hükümet işlerinin ayrı tutulmasına bağlı devlet yöntemi
– Dine dayanmayan, dini olmayan fikir
– Beşeri nizamla halkı yöneten sistem
Cümle içinde kullanımı: “Türkiye Cumhuriyeti la’ik yapısını Atatürk’e borçludur. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Parlayan, parıldayan (yıldız)
– Aşikar, açık, apaçık, besbelli
– Hatıra gelen, akla gelen
Cümle içinde kullanımı: “Gökyüzüne bak sevgilim, seni her özlediğimde lâ’ih yıldızlara bakacağıma söz veriyorum. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Yadgerekircilik, belirlenmezcilik, indeterminizm
– Gerekircilik karşıtı, determinizm karşıtı
Cümle içinde kullanımı: “Neden ve sonuç daima birbirlerini izlemez, determinizm ret ettiğimizi varsayarak insan iradesinin neden ve sonuca bağlı olmadığını Lâ-âcâbiyye ile tanımlayabiliriz. ”
Kelime Kökeni: Arapça
– Aşka düşen kimse, aşka tutulan
– Aşk ateşinde yanan, kalbini aşk ateşi basan kimse
– Laik, devlet işlerini dinden ayrı tutan
– Layik erkek, yakışıklı erkek
Cümle içinde kullanımı: “ Bir buseyle yüreğim la’ic koruyla yandı, yandı da küle dönüştü. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Göz ucuyla bakma
– Fark ettirmeden gözlemek, belli etmeden çaktırmadan yandan bakış atma
Cümle içinde kullanımı:“Onun da bende gönlü olduğunu lahz edişinden, süzmelerinden anladım. “
Kelime Kökeni: Arapça-lâhût+Farsça-pâye
– Lahut derecesinde, Lâhut mertebesinde
Cümle içinde kullanımı: “Zengin olmasına zengindi ancak yoksullara yaptığı iyilikler ve hayırları sayesinde lâhût-pâye bir adamdı. “
Kelime Kökeni: Arapça-lâhût+Farsça-nişân
– Lahut aleminden iz taşıyan, Lahut aleminden izler barındıran
Cümle içinde kullanımı: “Gül rengi yanakları, dolunayı andıran beyaz çehresiyle lâhût-nişân’a benziyor. “