Tarihe ölmeyen adam olarak geçen, Grigori Rasputin Suikastı Nedir?

Çarlık Rusya’sının en önemli kişilerinden biri olan Grigori Rasputin, cinsel hayata olan düşkünlüğü ve doğa üstü sezgileriyle şahsına münhasır biriydi  22 Ocak 1869’da Pokrovskoye köyünde dünyaya geldi, kendi topraklarına sahip olan bir ailenin çocuğuydu. 15 sene boyunda Rusya’nın çeşitli bölgelerinde gezerek vaazlar verdi. Mistik bir keşiş olan Rasputin’in özel güçleri olduğuna inanılıyordu.

St. Petersburg’da 1905’de toplanan büyük bir dini toplantıya katılan Rasputin, Johann Von Kronstadt da dahil olmak üzere adı geçen büyük dini adamlarla tanışarak ünü yayıldı. Çar’ın oğlu Alexei 1907’de hemofili hastalığına yakalanmıştı, tıbbi hekimlerin iç kanamayı durduramaması üzerine Çarice, Rasputin’i saraya davet etti. Hipnotizma konusunda müthiş bir deneyimi olan Rasputin, küçük Alexei bir kaç dakika boyunca dokunarak ve dua okuyarak iç kanamasını durdurdu.

Çarlık için önemli bir yere sahip olan Rasputin, çar ailesine hizmet vererek tedavilerine devam etti. Çar’ın ordunun başına gitmesiyle sarayda yaşamaya başlayan Rasputin, Çariçe Alexandra Fyodorovn sayesinde ülke yönetimine de katılıyordu.  Bu durumdan rahatsız olan Hanedan üyeleri, Rasputin’in sarayda kadınlarla bolca vakit geçirmesi ve ülke yönetimine katılıyor olmasına karşıydılar.  Halk arasında da başlayan olumsuz söylentiler, tepkiler giderek artarken Hanedan üyeleri tek çare olarak Rasputin’i ortadan kaldırmak olduğuna karar verdi.  Tatar prenslerinden olan Felix Yussupov isimli hanedan mensubu önderliğinde bir plan yapıldı.

Saray’da düzenlenen davette, Felix Yussupov Rasputin ile özel görüşmek istediğini belirterek bir odaya alınmasını emretti.  Odada önceden siyanür katılmış kurabiyeler ve şarap bulunuyordu, siyanürün dozu ise yetişkin adamı öldürecek boyuttaydı.  Kurabiyelerden iki tane yiyen Rasputin bir kadehte şarap içti.  Ancak Yussupov, Rasputin’e bir değişiklik olmadığını sezince odadan çıkarak, arkadaşlarının yanına giderek bir silahla geri döndü. Silahla bir el ateş ederek Rasputin’i vurdu, yere yıkıldığında öldüğünü düşündü.

Olayı arkadaşlarıyla kutlamak isteyen Yussupov, kendinden emin olamayarak Rasputin’in yerde yatan bedeninin yanına gitti. Gözleri açık olan Rasputin’in Yussupov’a bir şeyler söylemeye çalıştı.  Odaya giren bir arkadaşı kendi silahıyla Rasputin’e bir el ateş ederek kurşunu böbreğine hedef ettirdi.

Yerde yatan bedeni çarşafa sararak araca taşımaya başladılar. Aracın içinde yatan bedenden hırıltılar gelip hareketlenme olduğunda İngiliz Rayner, Rasputin’in ölmediğini anlayarak alnından vurdu.  Daha sonra çarşafla sarılmış ölü bedeni buzlarla kaplı Neva nehrine attılar. Ölü beden ancak 14 saat sonra nehirde bulunabildi.

1916 yılında öldürülen Rasputin, ölmeden önce sekreteri Simonoviç’e bir mektup bırakmıştı. Mektupta yazanlar ise şöyleydi;

“1 Ocak’tan önce öldürüleceğim, eğer soylular tarafından öldürülürsem, soyluların tümü Rusya’dan ayrılacak, Rusya’da kardeş kardeşi öldürecek ve 25 yıl içinde Rusya’da bir tek bile soylu kalmayacak. Ulu Çar! Eğer ölümümde sizin de parmağınız varsa, ailenizden hiç kimse, çocuklarınız dahil iki yıldan fazla yaşamayacak ve Rus halkı tarafından öldürülecektir”

Bir nevi lanette bulunan Rasputin’in dedikleri 1917’de Bolşeviklerin yönetimi ele geçirerek soyluların ortadan kaldırılmasıyla gerçekleşirken, o dönemde Rusya’da kardeş kardeşi öldürmüştür.Tarihe ölmeyen adam olarak geçen Rasputin’in kehaneti gerçekleşmiştir.

Seküler, Sekülerizm/Sekülarizm Tanımları Nedir?

Kelime Kökeni: Fransızca

1- Sıfat olarak kullanıldığında yüzyılda bir olan, yüzyıllık anlamlarına gelmektedir.

2- Dinden bağımsız bir yaşam, dünyacılık görüşü, laik yaşama uygun düşen anlamlarında kullanılır.

Sekülarist: Felsefe anlayışı içinde dünyacılık yanlısı olarak tanımlanan kelime TDK tarafından dünyacı karşılığını almaktadır.  Dinlerin baskısı ve kuralları olmadan dünya işlerine odaklı olmak manasına gelmektedir.

Sekülarizm / Sekülerizm Nedir? 

Din ve ruhani meseleleri düşünmeden, ahiret inancına takılmadan dünyaya odaklanarak yaşamayı ifade eden kelimelerdir.  Geniş bir anlam taşıyan terimin içinde birçok akım barınırken, odak noktası din ögeleri ve dini merkezlere bağlı kalmadan siyasi, hukuki ve sosyal olarak ayıran bir terim olarak kullanılır. Dünya işlerini, nesnel olanı göz önünde bulundurarak dünyevi olacak şekilde yaşamayı tayin eder.

Sekülerizmin ışık tuttuğu akımlardan birisi Laikliktir, bu iki terim çok sık bir arada kullanılmaktadır.Laiklik dini öğretilerin ve kurumların devlet işleyişine müdahale etmemesi, devletinde dini konulara müdahale etmemesini amaçlar.

Sekülerizm Tanımı Nedir? 

Siyasi amaçlarda dini ve devleti birbirinden ayıran sekülerizm, iki ayrı kurumun birbirinden zıt ve bir arada bulanamayacağını telkin eder.

Felsefi açıdan bakıldığında sekülerizm, devletin nedenselliğe dayalı olarak bilimsel ve somut temellerine dayanan kavram olarak kullanılır.

Toplumsal ve siyasi olarak birçok alanda varlığını hissettiren sekülerizm, felsefe alanıyla birlikte etik hukukun ve hakların doğmasında temel alınan bir akımdır…

Hobbit’lerin atası olduğu düşünülen Homo Floresiensis Nedir?

2003 yılında Endonezya’nın Flores adasında keşfedilen Homo Floresiensis,bilim dünyasını şaşırtmayı başarmıştır. Flores adasındaki bir mağarada yapılan araştırmalar esnasında boyları bir metrelik ortalamaya sahip 9 iskelet, tarih içinde bulunan ilk insan iskeletlerinin en kısası olarak tabir ediliyor.

Tahmini olarak M.Ö. 95.000-13.000 yaşadığı düşünülen bu iskeletlere bulundukları adadan esinlenerek Homo Floresiensis adı verilmiştir. Homo erectus olarak bilinen diğer iskeletlerle karşılaştırıldığında evrimlerin birkaçını kaçırdığını düşünülmektedir.

Homo Floresiensis’lerin aşırı kısa olan boyu bilim adamlarını şaşırtırken, boyları yaklaşık 90 cm ile 1.1 metre civarında. Beyin hacimlerinin ise normal bir insan beyninin üçte biri kadar olduğu tanımlanmıştır.

Bilim adamlarının şaşırtan bir diğer nokta ise 18 bin yıl önce yaşadığı tahmin edilen Homo Floresiensis’in aynı dönemlerde Homo Sapiens’lerle birlikte yaşamasıdır.  Bilim insanlarının yayınladıkları makalelere göre Homo Floresiensis;’in günümüzde yaşayan pigmelerle alakaları olmadığı tamamen yeni bir insan türü olduğunu açıklıyor.

Adada mahsur kalarak yaşamını sürdüren Homo Floresiensis’lerin besin yetersizliği ve çevresel koşullar nedeniyle cüceleşmiş yaşam formaları oluşturduğu, başka türlerde rastlandığı gibi süreç içinde küçülmüş olabileceği düşünülüyor.

Savaş Güvercinleri Nedir?

I. ve II. Dünya savaşı sırasında kullanılan Savaş güvercinleri özel olarak eğitilirdi. Özel olarak eğitim alan güvercinlerin asli görevi mesaj taşımaktı.  Posta güvercini olarak hizmet veren bu güvercinler iletilmek istenen mesajı ilgili cepheye taşıyarak, istenilen askere iletirdi.

Mesajla birlikte donatılan savaş güvercinleri, görevli askere ulaşana kadar savaş meydanlarından asla kaçmazlardı.  Savaşın en kanlı dönemlerinde oldukça etkili olan savaş güvercinlerinin başarı oranı %90’nın üstündeydi.

Öyle ki İngiltere başta olmak üzere bazı ülkeler savaş güvercinlerinin üstüne ödül koyarak, savaş güvercinlerini öldürüp getirene 5 Pound ödül vermiştir.

Savaş güvercinleri cephelerde o kadar başarılı ve etkili olmuştur ki, bazıları ismiyle birlikte meşhur olmuştur.  Kafa Bulan (The Mocker) adındaki savaş güvercini 52 adet mesajı hiç yaralanmadan iletebilmiştir.

I.Dünya savaşı sırasında Cher Ami adlı posta güvercini ilettiği mesaj sayesinde 194 kişinin hayatını kurtarır.  Havalandığı sırada Almanlar tarafından vurulan Cher Ami, düştüğü yerden tekrar uçmaya başlayarak 40 kilometreyi 25 dakika tamamlayarak mesajı iletir.  Vurulduğu esnada bir bacağını ve gözünü kaybeden güvercin tedavi edilerek, kopan bacağının yerine tahtadan bir bacak yapılır. Amerikan piyadelerinin hayatını kurtaran Cher Ami’ye birçok madalya verilmiştir.

Hindistan’da Lise öğrencileri Regl Olmadıklarını Kanıtlamak İçin Soyunmaya Zorlandı!

Tüm dünya tarafından tepki çeken olay Hindistan’da gerçekleşti. Gelenek ve kültürüyle bir hayli tuhaf bir ülke olan Hindistan’da kadınların regl olması hala normal bir durum olarak görülemiyor. Hindistan’ın batısında yer alan Gucarat eyaletinde yatılı olarak kalan lise öğrencileri, regl olmadıklarını kanıtlamak için kadın öğretmenlerin karşılarında soyunmaya zorlandıklarını iddia ederek şikayette bulundular.

Bhuj kentinde yatılı olarak kalan 68 lise öğrencisinin, geçtiğimiz Salı günü tuvalete götürülerek regl olmadıklarını kanıtlamaları için iç çamaşırlarını çıkarmaya zorlandıkları ortaya çıktı.

Hindistan’daki inanca göre regl olan kadınların diğer kadınlardan uzak durması, ayrı bir şekilde yemek yiyerek tabaklarını kendisinin yıkaması gerekiyor. Öğrenciler arasında regl olan kızların sıranın en arkasına geçerek oturması istenirken, diğer herkesten uzak durması ve tapınak ziyaretlerinde bulunmaması bekleniyor.

Yurtta çalışan bir görevlinin geçtiğimiz pazartesi günü okulun müdürüne, regl olan kızların kurallara uymadığına dair şikayette bulundu. Yurtta regl olan kızlar için bir liste tutulduğu, bu sayede yöneticiler tarafından takip edilerek kurallara uyup uymadığı belirleniyordu.

Son iki aydır öğrenciler bu listeye adını yazdırmayarak protesto yaparken, görevlilerden birinin yaptığı şikayet neticesinde yurt yetkilisi ve okul müdürünün kötü davranışlarıyla birlikte iç çamaşırlarını göstermek zorunda bırakıldılar.

Öğrenciler bu olay sonrasında psikolojik şiddete maruz kaldıklarını söyleyerek gururlarının incindiği söylerken, çok yaralayıcı bir durum olduğunu belirttiler. Öğrencilerden birinin babası kızını ziyaret ettiğinde kızı ve diğer arkadaşlarının şok geçirerek ağladıklarını söyledi.

Perşembe günü okul önünde toplanan bir grup öğrenci kendilerini aşağılayan yetkililer hakkında işlem yapılmasını isteyerek protesto yaptılar. Lisenin bağlı olduğu üniversitenin rektör yardımcısı Darshana Dholakia, öğrencileri suçlayarak kural ihlali yaptıklarını belirtti.

Olayı talihsiz bir durum olarak nitelendiren okulun mütevelli heyetinden Pravin Pindoria, olay sonrası soruşturma açılarak suçlu bulunanlara karşı gerekli işlemin yapılacağını söyledi.

 

Egzistansiyalizm (Varoluşçuluk) Nedir?

Batı edebiyat akımları içerisinde yer alan egzistansiyalizm, ilk olarak Martin Heidegger tarafından 1927’de ortaya atılmıştır. Dünyaya yayılmasını sağlayan Fransız düşünür ve romancı olan  Jean Paul Sartre’’nın benimsemesi ve edebiyata uygulamasıdır.  İkinci dünya savaşı sırasında tüm dünyaya yayılan egzistansiyalizm, insanın kendi değerlerini oluşturabileceği ve geleceğini kendisinin kurabileceğini savunan varoluşçuluk anlamına gelen bir felsefe akımıdır.

Varoloşçuluk felsefesi dört temel ilkeye dayanır bunlar;

  • Varoluş bireysel ve tektir, idelizm düşüncesinin tam tersi ve karşıtıdır.
  • Varlığın amacının araştırılmasını içinde barındırır. Varoluş sorununu temelinde taşır.
  • İnsanın içindeki olanaklardan birini seçebileceği bütünlükten oluşan varoluş, akla dayanmaktadır.
  • Varoluş görüşü daima dünyada var olma sorunsalını taşır. İnsanın diğer insanlarla olan ilişkisi, varlıklarla olan etkileşimi tarihsel bir somutluk taşır. İnsan kendi karakterini yaratarak var olabilir.

Egzistansiyalizme göre insan yaşanan olaylara ve durumlara göre en iyiyi ve en doğrusunu seçebilen bir varlıktır. İradesi, bilinci ve aklıyla insan düşünme yetisi olmayan canlı ve nesneler içinde yaşayan bir varlıktır.

Egzistansiyalizm (Varoluşçuluk) akımının batı edebiyatındaki temsilcileri

  • Jean Paul Sartre
  • Albert Camus
  • Andre Malraux
  • Simone de Beauvoir

Varoluşçuluk akımını benimseyen eserlerde karakter yoktur, çeşitli durumlarda karşı karşıya kalmış insanlar ve seçimleri vardır. Bu eserlerde insanın kendisini aşması, özgürleşerek varlığını bulma çabası işlenir.

Egzistansiyalizm, varoluşçuluk akımı edebiyatımıza Cumhuriyet döneminde girerek, temsilci olarak Yusuf Atılgan ve Edip Cansever tarafından benimsenir…

 

Pont Saint Esprit (Lanetli Ekmek Olayı) Nedir?

Fransa’nın küçük bir köyü olan Pont Saint Esprit, dünya tarihinde görülen en garip olayına tanık oldu. 15 Ağustos 1951 yılının sabahında, köy halkı tuhaf olarak nitelendirilen bir halde uyandı. Köyde yaşayan herkes anormal davranıyor, halüsinasyonlar görüyor ve akıl almaz hareketler de bulunuyordu.  Aklını kaybetmeyen kişiler ise mide bulantısı, bağ ağrısı ve uykusuzluktan şikayet ediyordu.

Köylüler delirmiş gibi davranıyor, ejderhaların ve yılanların kendilerine saldırdığını söylüyorlardı.  Durumun vahameti gösteren bazı olaylar şöyleydi, 11 yaşındaki Charles Granjhon büyük annesini boğarak öldürmeye çalışırken, bazı köylüler öldüklerini iddia ediyordu.

Köy halkı kafayı yemiş bir durumdayken, köy bir tımarhaneye dönmüştü.  Midesinde yılanlar olduğundan tutun, kaplan tarafından yendiğini iddia eden kadın ve erkekler çevrede dolaşıyordu. Yetkililer ve doktorlar tarafından yaşanan bu akıl almaz durum araştırılırken 250 kişiden fazlası takibe alınırken, kontrol altına alınamayan 50 kişi de hastaneye kapatıldı.

50 kişinin tımarhaneye yatırılmasının ardından olayı araştıran Dr. Gabbai,Dr. Lisbonne, Dr. Pourquier, köy halkının birden delirmesi hakkında bir makale yayınladılar.

Olayın bir başlangıç noktası herkes bir fırından dağıtılan ekmekleri yedikten sonra bir hallere giriyordu. Ekmekten yenilen miktar ise insanların akli dengesini belirleyen etken oluyordu. Az yiyenlerde 6 ile 48 saat arasında mide bulantısı, kuvvetli baş ağrısı, uyuyamama gibi semptomlar görünüyordu. Çok yiyenler ise kontrol altına alınamıyordu. Az şekilde etkilenenlerde insomnia(uyuyamama) geçtiği zaman hastalığın da geçtiğini anlıyorduk fakat Ciddi boyutta olanlar hatta ölümcül boyutta olanlar da vardı. Bunlar 10-12 gün sonra delirmeye başlayabilenlerdi. Tüm köy zehirlenmişti ve bazı insanlar deliyordu. Buna neden olan ise bizce ekmeğin içerisine karıştırılan ergottu

Tüm köy halkının fırında dağıtılan ekmek sonucunda hastalandığını bulan araştırmacılar, olay sonucunda 7 kişinin öldüğünü, 50 kişinin aklını kaybettiğini ortaya çıkardı.  Suçlu olarak ise fırının sahibi Roch Briand gösterildi.

Köy halkına dağıtılan ekmeğin içinde LSD’nin ana maddesi olan ergot mantarının bulunduğu belirlendi. Dünya üzerindeki en güçlü halüsinojen etkeni olan LSD’nin ekmeğe nasıl karıştırıldığı bir türlü çözülemedi.  Konu hakkında ortaya bir çok teori atıldı, CIA’nın LSD’nin insan üzerindeki etkilerini araştırmak amacıyla bir tür deney yaptıkları iddia edildi.

Köyün 100 km uzaklığında Avrupa’da tek LSD üreten ilaç firması yer alıyordu.  Ayrıca bu şirketin CIA’nın MK-Ultra deneylerinde ortak çalışma yürüttükleri de bilinen bir gerçekti.

 

Odnoliub Nedir?

Kelime Kökeni: Rusça 

Yaşadığı sürece sadece bir kişiyi sevmiş, kalbini bir kişiye açmış kimse demektir.

Aşkı sadece bir kez tatmış kişi için kullanılan sözdür.

Cümle içinde kullanımı: “Rus edebiyatının önde gelen yazarlarından Gogol’un önemli eserlerinden biri olan Palto’da dünyevi varlıklara duyulan Odnoliub, acıklı ve sitemkar bir şekilde işlenmiştir.”

Vaka-i Vakvakiye (Çınar Vakası) Nedir?

Osmanlı devletinin hüküm sürdüğü 17. yüzyılda, tahtta IV. Mehmet’in bulunduğu yıllarda İstanbul’da patlak veren bir askeri ayaklanmadır.  4 Mart – 8 Mart 1656 tarihi arasında gerçekleşen isyana Çınar Vakası’da denmektedir.

İsyanın meydana gelmesi şu şekilde olmuştur; 29 Şubat 1656 günü Hasan Ağa, Şamlı Mehmed Ağa, Galata Voyvodalarından Karakuş Mehmed Ağa bir araya gelerek maaşlarını alamadıkları iddiasıyla sipahileri ve yeniçerileri ayaklandırırlar.  İsyan patlak verdiğinde ayak divanı toplanarak IV. Mehmet’in huzuruna çıkar.

İsyancılardan Mihter Hasan Ağa söz alarak, henüz tahta genç yaşta oturan IV.Mehmet’e karşı olmadıklarını bildiren bir duadan sonra meramını anlayarak, idamlarını talep ettikleri kişilerin yazılı olduğu listeyi padişaha uzattı.

IV.Mehmet listede yazan kişilerin canının bağışlanmasını istese de isyancıların direnmesiyle kabul etmek zorunda kaldı. Defterde adı geçen kişiler öldürülerek cesetleri ayaklanan gruba teslim edildi. Cesetleri At Meydanına götüren isyancılar, orada bulunan çınar ağacına cesetleri astılar.

Bu olaya Vaka-i Vakvakiye denmesinin amacı ise, At meydanındaki çınar ağacının cehennemde bulunulduğu düşünülen meyveleri insan kafası olan vakvak ağacına benzetilmesinden dolayı verilmiştir.

K